İNGİLTERE’NİN AMACI NETLEŞİYOR

Avrupa Birliği’nden ayrılma pazarlıkları yapan İngiltere’nin daha büyük bir ticari birliğin peşinde olduğu öne sürüldü. İngiltere’nin, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk, Büyük Britanya” hayallerinin depreştiği iddiaları güçleniyor.

Celal ÇETİN

İngiliz Daily Telegraph Gazetesi, Brexit sonrası ticaret anlaşması yapılamaması durumunda Londra’nın Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika ile ticari ittifak kuracağını öne sürdü. Kaynak gösterilmeyen haberde, İngiliz bakanların Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’na (NAFTA) katılmak istedikleri savunuldu. Haberde 2019 mart ayına değin AB ile anlaşma yapılamaması durumunda NAFTA’nın iyice öne çıkacağı öne sürüldü.

İlgili soruları cevaplayan Uluslararası Ticaret Departmanı Sözcüsü, “İngiltere ve Avrupa için geçerli bir anlaşmaya ulaşacağımızdan eminiz. Ancak, her olasılığa hazır olmak hükümet olarak bizim sorumluluğumuz ve yaptığımız da bu” dedi.

İngiltere’nin katılmayı planladığı öne sürülen ticari birliği oluşturan üye ülkelerin gayri safi yurt içi hasılası toplamı 17.2 trilyon Sterlin ile AB’den yaklaşık 2 trilyon Sterlin daha fazla.

ABD Başkanı Donald Trump, 1994 yılında imzalanan NAFTA’nın ülkesi çıkarlarını korumadığı gerekçesiyle iptal edebileceğini söylemişti.

İNGİLTERE NEYİN PEŞİNDE?

Dünya bir süredir kaos süreci yaşıyor. ABD’de Trump’ın seçilmesi ile iç dengelerdeki bozulma, Ortadoğu, Asya ve Afrika’ya yaşanan savaş ve göç dalgaları ile belirsiz bir döneme girildi. ABD’nin küresel güç olma özelliğini kaybettiği, önce ABD-SSCB ekseninde iki kutuplu, ardından SSCB’nin yıkılması ile tek kutuplu, son aşamada ise Rusya, Hindistan, Çin, İran, Güney Kore, Japonya, Türkiye gibi ülkelerin devreye girmesiyle çok kutuplu hale dönüşen dünyada liderlik boşluğu oluştu.

Bu noktada İngiltere’nin, özellikle Ortadoğu sınırlarını çizen ülke olarak boşluğu doldurmak istediği biliniyor.

Brexit kararının bu hedef için alındığı iddia edilirken, 1. Dünya Savaşı dönemi ile bugün arasında fark olduğu gerçeği de dile getiriliyor. Sermayenin eskisi gibi Londra’nın kontrolünde olmaması, sahneye çıkan yeni aktörlerin de İngiltere kadar söz sahibi olma talepleri ve her bölgenin kendi lider ülkelerini çıkardığı gerçekleri karşısında İngiltere’nin hayallerine ulaşması zor gibi görünüyor.

İNGİLTERE-ABD REKABETİ

İngiltere ve ABD’nin ayrılmaz ikili olduğu, bu ikilinin beyin görevini İngiltere’nin; askeri, ekonomik güç görevini ABD’nin üstlendiği söylense de, gizli bir rekabetin olduğu da sır değil.

11 Eylül olayının ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin detaylarında ayrışma gözlemlenebiliyordu. Örneğin “terörün yenilmesi için Ortadoğu’ya barış getirilmesi” konusu İngiltere’nin öncelikleri arasında yer alırken ABD zamana yaymayı tercih etmişti.

Afganistan savaşına iki ülke birlikte karar vermesine karşın taktik, planlama ve askeri harekat noktasında Amerika’nın hep tek başına hareket etmesi Londra’yı sürekli rahatsız etti.

Irak’a müdahale konusunda da Washington ve Londra arasında görüş ayrılığı olduğu biliniyor. Operasyonun Irak ve Saddam Hüseyin rejimini de hedef alacak şekilde genişletilmesi konusuna Londra mesafeli yaklaşırken, o dönemde Pentagon’un güçlü isimlerinden Paul Wolfowitz’in başını çektiği Washington’un şahinleri müdahale kararı almıştı.

Terörle mücadele koalisyonun yapısı da iki ülke arasında soruna yol açmıştı. İngiltere, bir yandan Arap ülkeleri ve kendi Müslüman azınlığı içindeki tepkileri göğüslemeye, bir yandan da Avrupalı müttefikleri saflarda tutmayı ön plana alırken, ABD bunu fazla umursamamıştı.

İNGİLTERE ORTADOĞU’YA DÖNDÜ

Suriye içsavaşı ve Ortadoğu sorunlarında İngiltere’nin gölgesi ve etkisi daha hissedilir olmaya başladı. İngiltere bir yandan ABD’nin planlarını ve operasyonları kendisine göre yönlendirmeye çalışırken diğer yandan kendi gündemini uygulamaya çalışıyor.

İngiltere’nin Türkiye’yi merkez üs konumuna getirdiği iddiaları gündemdeki yerini korurken, bölgedeki etnik/dini yapılarla yakın temasa geçtiği, Suudi Arabistan ve İran gibi birbirine rakip ülkelerle ilişkileri geliştirmeye çalıştığı belirtiliyor. İngiltere’nin İsrail’le “özel” ilişkiler kurduğu ve planların “Londra-Tel Aviv ekseninde” hazırlandığı iddiaları da güç kazanıyor.

Öte yandan Londra’nın Moskova, Pekin, Yeni Delhi gibi başkentlerle yakınlaşmak için özel stratejiler geliştirdiği de sır değil.

ÜNLÜ İNGİLİZ SİYASETİ

İngiltere, bugün ABD’nin üstlendiği rolü 19’uncu yy’da üstlenmişti. Britanya İmparatorluğu, dünyanın en güçlü donanmasına sahipti. Kömür ağırlıklı yeraltı kaynakları açısından zengin olan Hindistan’dan Güney Afrika’ya, Mısır’dan Avustralya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada sömürgeleri bulunuyordu. Dünya ticaretinin de en güçlü unsuru ve belirleyicisiydi.

İngiltere bu gücünü ünlü “İngiliz stratejisi”ne borçludur. Bu strateji ise klasik anlamda “böl-parçala-yönet” prensibine dayanır. İngiltere’nin bu stratejiyi en başarılı şekilde uyguladığı bölge ise, Ortadoğu’dur.

İngiltere bu stratejisini nasıl uygular? Bu sorunun cevabını Amerikalı ekonomist ve politikacı Lyndon Larouche veriyor:

“Dünyadaki terör faaliyetlerinin arkasında Londra’nın olduğunu, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başlatılan uluslararası terörizmen İngiliz dış politikasının bir ürünü olduğunu” belirten Larouche, “terörin ardında Londra’nın olduğunu dünyadaki bütün siyasetçiler biliyor ama, bunu söyleyebilen kişiler çok az” demişti.

İngiltere bu stratejisini aynı taktiklerle uygular. Toplumları etnik, dini, mezhep ve diğer farklılıkları kullanarak bölmek, toplum içinde etkin kişileri satın almak, her türlü espiyonaj faaliyetleri ve bilinen diğer yöntemler.

Sözkonusu stratejinin mimarlarından biri, 1880-1885 yılları arasında İngiltere’nin başbakanlığını yapan William Edward Gladstone’dur. Türkler’e olan düşmanlığı ile tanınan Gladstone, “Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetlerimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürülmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz. Türkler’in yaptıkları kötülükler yalnız bir surette ortadan kaldırılabilir, kendileri yok olmakla” demişti.

Gladstone’un düşüncelerinin benzeri bugünün ABD’sinde de hakimdir.

CIA’nın üst düzey yöneticilerinden birine sorarlar:

- Eskiden Sovyetler Birliği’nde çok sayıda ajanınız vardı. Rusya ile dost olduk, bu ajanlar çekildi. Neredeler şimdi? Çünkü siz ajanlarınızı bir yere yığarsanız orası karışacak demektir. Söyleyin, hangi ülke karışacak?

Yetkili duraksamadan cevap verir:

- Türkiye

- Neden Türkiye?

- Önümüzdeki dönemde dünyanın en çok karışacak ülkesi Türkiye’dir. Şu anda Türkiye, gizli servislerin ajandasında bir numaraya yerleşmiştir. Dünya ajanları o bölgede toplandı.

Ölümü üzerinde iddialar bulunan rahmetli Aytunç Altındal’ın şu sözleri dikkat çekici: “Avrupa, İslam alemini ve özellikle Türkiye’yi saat saat kontrol ediyor. Bugün Türkiye’yi Avrupa’ya ve Amerika’ya rapor eden tam 21 kuruluş var. Her bir kuruluşta 40-50 yabancı var ve çok iyi Türkçe biliyorlar.”

Sonuç: Bizler dini, etnik, mezhep, ideolojik, şucu-bucu olarak bölündükçe uluslararası emperyalizm güçleniyor.

11.10.2017