KAPİTALİZMİN ÖLÜMÜNE DİRENİŞİ

Dünya eşi benzeri görülmemiş bir kaos dönemine girdi. Bir tarafta savaşlar, kan gözyaşı hakimken, diğer tarafta digital 3. Dünya Savaşı yaşanıyor. Sözkonusu kaos, kapitalizmin ölüm kalım savaşı olarak kabul edilmeli. Kapitalizm, kendisine direnenlere karşı direniyor.

Celal ÇETİN

Kapitalizm, en basit tanımıyla bir ekonomik sistemin ifadesidir. Kapitalizm ekonomik sisteminde üretim malları özel kişilerin mülkiyetindedir ve bu sistemde üretim maksimum kar sağlayabilmek adına yapılır. Farklı bir değişle; özel mülkiyet, insan ve doğa tarafından yaratılan sermayenin özel kar için kullanılmasıyla belirlenen ekonomik sisteme kapitalizm deniyor.

Kapitalizmde servet birikimi, sınırsız kazanç ve sömürü hırsı, tarihin her devrinde varoldu. Avrupa’daki büyük coğrafi keşiflerin yapılması ile birlikte ticaret kapitalizm dönemi başladı. Ticaret kapitalizmi, kar istilacı bir kuruluş ve yayılış devri oldu. Bu durum 18’inci yüzyılın ortalarına ve kısmen ikinci yarısına kadar sürdü.

18’inci yüzyılın ikinci yarısında, teknik gelişmelerle birlikte sermaye, ağırlık noktasını ticaretten sanayiye kaydırdı ve sanayi kapitalizmi devri başladı. Madencilik, tekstil ve başka dalları ile endüstri, büyük ölçüde sermayeyi çeken kazanç yollarının başında yer aldı. 19’uncu yüzyılın sonlarına kadar kapitalizm sorunsuz devam etti.

PETROL VE SİLAH DÖNEMİ

Kapitalizm için ne zaman sorun başladı? Petrol ve silah sektörü ile teknoloji ve iletişim eşzamanlı olarak gelişince.

Petrol/enerji, kömürden sonra sanayi kapitalizminin en büyük kar kaynağı oldu. Petrol/enerji kaynaklarının ve güzergahlarının ele geçirilmesi/elde tutulması gerekliliği silah sektörünü tetikledi. Petrol/enerji sektörü ile silah sektörü birbirini besleyen iki güçlü kaynak, kapitalizmin/emperyalizm için iki güçlü silah oldu.

O güne kadar kapitalizm ile toplumsal bilinç ters orantılıydı. Toplumlar dini temeller üzerinde sorgulamaksızın basit yaşamlarını sürdürürken, kapitalizm rahat hareket ediyordu.

Petrol/enerji ve silah devreye girene kadar kapitalizm toplumlar tarafından tolore edilebiliyordu.

Sonuçta market raflarındaki çikolata, cips, McDonalds vb düzeyindeki kapitalizm pek can yakmıyordu.

Ancak petrol/enerji/silah üçlüsünün devreye girmesiyle kapitalizm can yakmaya başladı.

Teknolojinin ve iletişimin gelişmesiyle birlikte dünyanın bir bölgesinde yanan canlar, dökülen gözyaşı dünyanın diğer bölgesinde de görülür, hissedilir olmaya, birbirlerinde habersiz “basit yaşam formları” olarak kabul edilen toplumlarda “toplumsal bilinç, demokrasi, insan hakları, eşitlik” gibi kavramlar şekillenmeye başladı.

Bu arada şekillenmede garip gelişmeler oluyor. Değişim isteyenlerle değişime direnenlerin aynı kavramları kullanması ilginç.

Bu noktada değişim isteyenlerle değişime direnenlerin kimlikleri önem kazanıyor.

Kapitalizme eklemlenen petrol ve silah sektörünün hırsları ve yolaçtıkları yıkımlar sonucu tolore sınırını aşan toplumlar, değişim istemeye başladı. Trilyonlarca dolar getiren sistemlerini kaybetmek istemeyen yıkım/gözyaşı mimarları ise değişime direnen tarafı oluşturdu.

DEĞİŞİM TALEBİ VE TRUMP

Dünyadaki değişim talebinin en belirgin sonucu, Trump’ın seçilmesi ile ortaya çıktı.

Trump’ın tüm öngörüleri altüst ederek başkan seçilmesinin temelinde yatan sebeplerden biri, ABD kamuoyunda yükselen rahatsızlıktı. Quinnipac Üniversitesi’nın yaptığı bir anketin dikkat çekici bir sonucu var. Seçmenlerin aday adaylarından memnuniyetsizliğini ortaya koyan bir araştırma yaptı üniversite. Seçmenlere adayların adı açıklandığında akıllarına ilk gelen sözcük soruldu. Clinton “yalancı” olarak tanımlanırken, Trump için “küstah”, Jeb Bush için de “Bush” nitelemesi yapıldı. Jeb Bush’un yalnızca bir dönem başkanlık yapan babası George W.H. Bush halka mesafeli tavrından dolayı eleştiri alırken, iki dönem başkanlık yapan ağabeyi George W. Bush, Amerika’yı iki savaşa sokup ekonomisine büyük zarar verdiği için görevinin son dönemlerinde kamuoyu desteğini önemli ölçüde yitirmişti.

ABD kamuoyu, Afganstan savaşı ile başlayan süreçten yorulurken, ekonomik kaynaklarının savaşlarda harcanmasını sorgulamaya başladı.

Sosyal huzursuzluk sadece ABD kamuoyu ile sınırlı değil. İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya gibi Avrupa ülkelerindeki terör hareketleri, gösteriler ve tepkiler bu açıdan incelenmeli. ABD ve kapitalizmin/emperyalizmin yıkımları sonucu küresel göç dalgaları da dünyada sorunlara yol açmaya başladı. Bugüne kadar sorunsuz yaşayan Avrupalı; Afrika’dan, Ortadoğu’dan, Asya’dan gelen göçmenleri kapı komşusu olarak görünce “ne oluyoruz?” demeye başladı. Bu soru, sebeplerin sorgulanması sürecini başlattı ve kapitalizmin can acıtıcı yüzüyle karşılaştılar. Ve basit, ama sarsıcı gerçekle yüzleştiler.

"Kapitalizm kar hırsları nedeniyle dünyayı kan ve gözyaşına sürüklemeseydi, haritada bile yerlerini bilmedikleri ülkelerdeki insanlar kapo komşusu olmayacaktı." TV ekranlarında görüp acıdıkları Afrika’daki insanları karşılarında görmek, onlar için sistemin sorgulanmasına yol açtı.

Bu sorgulama, kapitalizm/emperyalizm için alarm zillerinin çalmasını sağladı.

Kapitalizm/emperyalizm için direnme dönemi başladı. Önlerinde iki yol var:

Alışık oldukları şekilde güç kullanarak devam edecekler. Veya bir süreliğine pastayı paylaşmayı kabul edecekler. Bu sürede değişim isteyenleri ikna etmenin yolunu bulacaklar.

Şu anda güç kullanarak devam etme yöntemini deniyorlar.

Ancak pandoranın kutusunun açıldığını söylemek mümkün. Değişim isteyenler etkin hale geliyor, bu olumlu bir gelişme.

Öte yandan insan denen canlının genetik yapısının, kapitalizmin vaadlerine inanmak üzere kodlandığını ve kapitalizmin ikna gücünü da unutmamak gerekiyor.

Sonuç itibariyle öyle bir dönem yaşıyoruz ki; milliyetçilik akımları, kapitalizme karşı direniş, ulus devlet, küreselleşme gibi yanyana gelemeyecek kavramların içiçe geçmesi ilginç bir süreç yaşadığımızı gösteriyor.

Yani olay; Kuzey Irak, idlib, Katalonya, PYD/PKK, Irak, Suriye olayı değil. Bunlar etkisiz eleman. Kapitalizm/emperyalizm ile bunlara direnenlerin savaşıdır önemli olan. Bakalım kim kazanacak?

08.10.2017