%40’LIK MTV ZAMMININ PERDE ARKASI

Motorlu Taşıtlar Vergisi’ne yapılan yüzde 40’lık zam tartışmaları da beraberinde getirdi. Bir yandan iyi polis-kötü polis iddiaları ortaya atılırken diğer yandan eğitim ve ekonomide Cumhurbaşkanı’nın uyarısı ile atılan geri adımların hükümeti zora sokacağı iddiaları da dile getiriliyor. Öte yandan MTV “makul düzeye” indirilecek ama, diğer kalemlerde değişiklik olmayacak.

Celal ÇETİN

Türkiye’de gündem, 27 Eylül 2017 tarihinden bu yana Maliye Bakanı Naci Ağbal tarafından açıklanan ve 2018 yılında binek araçlar için Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) oranın yüzde 40 oranında artıran düzenlemeyle değişti. Kamuoyunda tepkiler artarken, uzmanlar düzenlemeyi eleştirirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan MTV zammının Bakanlar Kurulunda yeniden görüşüleceğini söyledi ve beklenen açıklama geldi: “MTV zammı makul bir düzeye çekilecek.” Cumhurbaşkanı’nın müdahalesi ve “makul düzey” açıklaması yeni bir tartışma konusu oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müdahalesi bir yandan “cumhurbaşkanı denge unsuru oldu, hükümetle kamuoyu arasında, kamuoyu lehine devreye giriyor, yapılan hatalara müdahale ederek düzeltiyor” algısına yol açıyor.

Ancak TEOG benzeri MTV olayında da eğitim ve ekonomi yönetiminin “yaptığı hataları cumhurbaşkanı düzeltiyor” gibi bir algının Cumhurbaşkanı Erdoğan’a katkı sağlayabileceği ihtimalinin yanısıra şöyle bir soru gündeme geliyor: “Cumhurbaşkanı, eğitim ve ekonomi gibi çok önemli konularda yapılan hataları düzeltmek zorunda kalıyorsa, demek hükümet iyi çalışmıyor. Böyle bir hükümet ülkenin sorunlarına nasıl çözüm bulacak?”

Bu, işin siyasi boyutu. Gelelim vatandaşın direk cebini ilgilendiren daha önemli ekonomik boyutuna.

Dar gelirli bir vatandaş olarak ücret geliriyle yıllarca çalışıp para biriktirmeye çalışırken birden bire yılın ortasında geliriniz her ay 30 TL azalacak, "para biriktirmeyeyim, nasıl olsa bankalar kredi veriyorlar" düşüncesiyle bankaya gittiğinizde banka yüzde 2’lik kurumlar vergisi artışını size yansıtacak, hasbelkader başarıp da aldığınız evi kiraya verdiğinizde yine düşük gider yazıyor olduğunuz için gelir kaybına uğrayacaksınız. Hatta öyle ki, sigara içiyorsanız eğer ve pahalı olduğunu düşünerek tütünü kendiniz alıp sarma sigara içiyorsanız onun kağıdında bile ekstra para ödeyeceksiniz. Yani, “arabam yok bu artışlar beni ilgilendirmiyor” diyemeyeceksiniz.

Maliye Bakanı tarafından “ekonomik tedbirler” olarak açıklanan ve yaklaşık maliyetinin 11 milyar TL olan bu paket hepimizi çok ama çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü pakette sadece MTV’ye yapılan yüzde 40 zam yok. MTV zammından belki daha önemli maddeler var:

  • Gelir vergisi tarifesinin 3. dilimindeki gelirler için uygulanan yüzde 27 oranı yüzde 30’a çıkarıldı. Üstelik bu uygulama ücret harici gelirler için 2017 gelirlerine, ücret gelirleri için ise 2018’in başından itibaren uygulanacak.

  • Finans kurumlarından (bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri vs.) alınan kurumlar vergisi oranı yüzde 20’den yüzde 22’ye çıkarıldı.

  • Kira gelirleri üzerinden elde edilen hasılatın yüzde 25’i götürü gider olarak kazançtan düşülüyordu, bu oran yüzde 15’e düşürüldü.

  • Şirketlerin iki yıldan fazla elde tuttuğu gayrimenkulleri elden çıkarmaları halinde yüzde 75 kazanç istisna oranı yüzde 50’ye düşürüldü.

  • Şans oyunlarında ikramiye kazananlardan alınan vergi yüzde 10’dan yüzde 20’ye çıkarıldı.

  • Sarmalık tütünlerde uygulanan makaron kağıtlarda belirli tutarda maktu özel tüketim vergisi getirildi.

Gelir vergisinden başlayalım. Özellikle ücret geliri başta olmak üzere ülkemizde pek çok kişi gelir vergisi ödüyor. 2016 yılı verilerine göre ülkemizde yaklaşık 1.820.000 gelir vergisi mükellefi ve yine kira geliri elde edip beyanname veren 1.796.000 kişi bulunuyor. Bu kişiler vergilerini vergi dairelerine beyan etmek suretiyle bildirir ve ödemelerini yapar. Ayrıca, pek çoğumuz ücretlerimizden gelir vergisi öderiz ve herhangi bir beyana gerek kalmaksızın maaş ödeyen kurum tarafından kesinti yapıldıktan sonra maaş alınır. Gelir vergisi diliminin üçüncü dilimi 2017 yılı için 22 bin TL’den başlıyor.

Diyelim ki çalıştığınız yerde 4 bin 400 TL maaş alıyorsunuz. Kabaca bir hesapla, ilk beş ayda ortalama 880 TL vergi ödersiniz. Haziran ayı maaşınız ödenecek olduğunda 22 bin sınırını ilk 5 ayda doldurduğunuz için gelir vergisi diliminde yüzde 20’lik dilimden yüzde 30’luk dilime geçiyorsunuz. Eski hesaplama yönteminde yüzde 27’lik dilime geçiyor ve bin 188 TL vergi olarak ödüyordunuz. Ancak yeni yüzde 30’luk dilimle birlikte bin 320 TL ödemeye başlıyorsunuz. Zaten üçüncü vergi dilimine girmenizle birlikte yaşadığınız 440 TL gelir kaybına ek olarak yaklaşık olarak 132 TL daha reel geliriniz azalıyor. Türkiye’de sadece 26 milyon kişinin ücret geliri elde ettiği düşünülürse, herkes yukarıdaki örnekteki gibi gelir elde etmese bile ne kadar kişiyi ilgilendirdi bir gerçektir.

Gelelim kira gelirlerinde vergi hesaplanırken düşülen yüzde 25’lik götürü giderin yüzde 15’e düşürülmesine. Burada da yine bir örnek vererek açıklama yapmak daha sağlıklı olur: Aylık 2 bin TL gelir elde ettiğiniz bir gayrimenkulünüz var. Bir yılda 24 bin TL yapıyor. 2018 yılı istisna rakamı henüz belli olmadığından 2017 yılı istisnası olan 3 bin 800 TL’yi bu rakamdan düşüyoruz. 2017 yılında kalan 20 bin 400 TL’ye yüzde 25 götürü gider uyguladığımızda 5 bin 100 TL gider yazma hakkına sahip oluyorduk.

Ancak, yeni gelen düzenleme ile birlikte yüzde 15’lik oranı uygulayacağız ve 3 bin 060 TL gider yazabileceğiz. Yani matrahınız 15 bin 300 TL olmayacak, onun yerine 2 bin 040 TL artarak 17 bin 340 TL’ye yükselecek. Ortalama olarak yüzde 20’den hesaplayacak olursak 2 bin 040 TL için 408 TL fazladan vergi ödemiş olacağız önümüzdeki yıl ve daha sonrasında. Üstüne bir de ev sahibi olarak bu verdiğimiz örnekteki gibi görece düşük bir kira geliri değil de, yukarıdaki gelir vergisi diliminde üçüncü dilime dahil olabileceğimiz bir kira gelirimiz varsa, yüzde 3 fazla ödeyeceğiz demek oluyor, ki ev sahibi açısından maliyetler yükseliyor. Dolayısıyla da bu maliyetlerin kiracılara yüklenecek olması anlamına geliyor.

Sırada en önemli üçüncü vergi artışı var. Finans sektörünün ödemesi gereken kurumlar vergisi oranı yüzde 20’den yüzde 22’ye çıkarılıyor. Yani bankalar kazandıkları her 100 liranın fazladan 2 lirasını vergi olarak ödeyecek demek oluyor.

Özellikle kurumlar vergisi rekortmenleri listesi incelendiğinde bankaların ilk sıralarda yer aldığı düşüncesiyle devletin vergi almak için yağlı bir kapı bulduğu düşüncesinden hareketle “bankalar zaten çok kazanıyorlar, ödesinler” düşüncesine sakın kapılmayın. Vermiş oldukları kredi kartından, sırf hesap özetini istediniz diye alt tarafı 10 kuruş olan A4 kağıda 5-10 TL gibi fahiş ücretler uygulayan bankalar bu yüzde 2’lik vergi artışını sizce ceplerinden bi öder, yoksa bizim cebimizden mi alır?

Bu üç madde çok önemli. Çünkü birinci madde Türkiye’de yaklaşık 15 milyon ücretli kişiyi, ikinci madde yaklaşık 4 milyon gelir vergisi ve kira geliri elde eden kişiyi ve üçüncü madde bankalarla neredeyse hepimizin bir bağı olduğu düşünüldüğünde hepimizi ilgilendiriyor. Ancak konu öyle bir noktaya getirildi ki, bizi ilgilendiren kısım sadece yüzde 40 MTV artışı gibi gösterildi ve görüldü. Bu paketin en anlaşılabilir kısmı olan ve herkesin üç beş kelam edebileceği, tepki gösterebileceği, eleştirebileceği MTV’den geri adım atılıyor ama diğer yapılan değişikliklerin hiçbirinde herhangi bir yumuşamaya gidilmedi ve muhtemelen de gidilmeyecek. Pek çok kişi diğerleri daha teknik konular olması nedeniyle konuşmadı, eleştirmedi ve tepki gösteremedi.

Sonuç olarak; siyasiler açısından siyasi getirisi cepte mi henüz belli değil ama, milyonlar açısından ekonomik götürüsünün vatandaşın cebinden olacağı kesin.

05.10.2017