RUSYA’NIN SURİYE’DEKİ İKİ YILI

Rusya Hava ve Deniz Kuvvetleri 30 Eylül 2015 tarihinde Suriye’de terör karşıtı operasyonlara başladı. Suriye hükümetinin daveti üzerine sahaya inen Rusya, askeri ve siyasi anlamda tabloyu tümüyle değiştirdi. Rusya’nın Suriye’de geçen iki yılı ve en çok merak edilen 5 soru ve yanıtı.

Gökhun GÖÇMEN 

RUSEN (Rusya Araştırmaları Enstitüsü)

RUSYA NEDEN SURİYE’YE GİRDİ?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 28 Eylül 2015 tarihinde yaptığı konuşmada atacakları adımın sinyalini “ Biz ağzına kan tadı bulaşmış teröristlerin ülkemize dönmesine ve şeytanca işlerine devam etmelerine izin veremeyiz” düşünüyorum sözleri ile vermişti. Bu açıklamadan 2 gün sonra Rusya ordusu gece yarısı Suriye’nin Humus kentinde ilk hava operasyonunu düzenledi.

Teröristlerin Rusya’ya dönme ihtimaline karşı sahaya inmek Moskova için elbette tek neden değildi. Arap Baharı ile Libya ve Mısır gibi ülkelerde yaşanan güç boşluğunun müttefiki Suriye’ye sirayet etmesini istemeyen Rusya, müdahalesi ile hem ülkedeki askeri varlığını güvence altına alıyor hem de Batı’nın Ukrayna krizi üzerinden kendisini tecrit etme çabalarına yanıt veriyordu.

ASKERİ VE İNSANİ ANLAMDA NELER YAPILDI?

Rus kuvvetleri başta Halep, Palmira ve Deyrezor olmak üzere ülkenin yüzde 85’inin IŞİD ve Nusra’dan temizlenmesine yardım etti. Rusya Hava ve Deniz Kuvvetler’nin operasyonları neticesinde 210’u saha komutanı olmak üzere 45 bin terörist öldürülürken 800 eğitim kampı, 550 silah üretim deposu imha edildi. Teröristlerin gelir elde ettiği 300 rafineri ve pertol hattı kullanılamaz hale getirildi.

Rusya teröristler ile askeri mücadelesini sürdürürken ‘muhalifler’ ve Suriye ordusu arasında da çatışmasızlık anlaşmalarına aracılık yaptı. Rusya Yeniden Yapılandırma Merkezi’nin raporlarına göre Ağustos 2017 tarihine kadar toplamda 280 silahlı muhalif grup 2,040 kasabada ateşkesi kabul etti.

SİYASİ BAŞARILARI NELERDİR?

Rusya’nın Suriye’ye yönelik askeri hamlesinin siyasi anlamda 3 sonucu oldu. Bunlardan ilki ve şüphesiz en önemlisi bölgesel meselelerde inisiyatifin Batı’dan Doğu’ya kaymasıdır. Batı ülkelerinin girşimiyle 2012 yılında başlayan Cenevre sürecinin yerini Türkiye, Rusya ve İran’ın önderlik ettiği Astana Zirveleri aldı.

Kırım üzerinden yaptırımlara maruz kalan ve tecrit edilen Moskava kendi adına tekrar meşru ve oyun kurucu bir güç olduğunu kanıtlarken Suriye ise devlet aygıtının geleceğini operasyonlar sayesinde güvence altına aldı.

KAYBEDENLER KİMLER?

Kaybedenler listesinin başında ABD ve sahada kullandığı vekalet savaşçıları geliyor. BM’nin 70. yılı münasebetiyle Rusya lideri Putin’den önce konuşan dönemin ABD Başkanı Obama ‘Realizm Esad’ın göreveden ayrılmasını öngüryor” demişti. Rusya’nın müdahalesinin ardından Obama ‘Esad gitmelidir” formülünden vazgeçerken ABD’nin yeni lideri Trump bir adım daha ileri giderek ‘muhaliflere’ yapılan askeri yardıma son verdi. Washington, bu hamlesi ile yalnızca ‘eğitip donattığı’ militanları yüzüstü bırakmakla kalmıyor aynı zamanda tüm kirli işlerini havele ettiği Suudi Arabistan önderliğindeki terör cephesine de mesaj gönderiyordu.

Savaşın bir diğer kaybedeni ise İsrail. Rusya’nın havadan müdahalesine parelel olarak ilerleyen Hizbullah, bugün Golan tepeleri başta olmak üzere birçok stratejik bölgeye yakınlaşmış oldu. Ayrıca Rusya’nın önderlik ettiği çatışmasızlık bölgesi anlaşmaları sayesinde İsrail sınırındaki Deraa ve Kuneytra ‘da istikrarsızlığın son bulması Tel Aviv açısından arzu edilmeyen gelişme olarak kayıtlara geçti.

GELECEKTE NELER YAŞANACAK?

Suriye’de gündemde artık ‘çatışmalar’ değil kriz sonrası siyasi reformlar ve ekonominin düzeltilmesi gibi konular yer alıyor. Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim BM’de yağtığı konuşmada durumu ‘Teröre destek veren ülkelerin tavrında olumlu bir değişim görüyoruz. Yeniden inşa aşamasındayız’ ifadeleri ile özetledi. Nitekim, Suriye’de rejim değişikliği hedefini askeri yolla başaramayacağını idrak eden ABD de ekonomi kartını kullanacağını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster, Institute for the Study of War isimli kuruluşta yaptığı açıklamada ‘Suriye yönelik stratejimiz var ve şu anda işliyor” dedikten sonra istediklerini elde edene kadar ülkenin yeniden yapılandırılmasına katkıda bulunmayacaklarını duyurdu.

Buna karşın Birleşmiş Milletler oturumunda Suriye’ye yönelik müdahaleyi veto ederek açıkça Şam yönetiminin yanında duran Çin ise ülkenin yeniden yapılandırılmasında aktif rol alabileceklerini daha önce belirtmişti. Geçtiğimiz günler İran ve Suriye’nin yeni ekonomik anlaşmalara imza attığını da bu bağlamda hatırlatmak yerinde olacaktır.

04.10.2017