SOFT POWER MI, HARD POWER MI?

Türkiye, Kuzey Irak’taki referandum kararına tepki göstererek “gerekli tedbirlerin alınacağını” açıkladı. Bu noktada “gerekli tedbirlerin” neler olabileceği, nasıl uygulanabileceği sorular önem kazanıyor. Devletlerarası krizlerde veya bir devletin bekası sözkonusu olduğunda alınacak tedbirler tedricen uygulanır. Bu tedbirler soft pover (yumuşak güç), hard power (sert güç) olarak iki bölüme ayrılır.

Celal ÇETİN

Sabit güç terimi, bir ulus ya da siyasi bedenin, diğer aktörlerin davranışlarını etkilemek için ekonomik teşvikleri ya da askeri güce sahip olma becerisini tanımlar.  Nüfus, toprak, doğal kaynaklar, ekonomik ve askeri güç gibi bazı maddi kaynakların bulundurulmasıyla bağlantılıdır. Sabit güç, diğer varlıkların davranışını tetiklemek için bu tür kaynakların kullanımı ile tanımlanır.

Sabit güç, soft power (yumuşak güç), hard power (sert güç) olarak iki temel esasa dayanır. Güç stratejileri, diğer varlıkları uyumlaştırmaya veya tehdit etmeye yönelik geniş bir yelpazede tedbirler içerir. Bu tedbirler, askeri saldırı tehdidi veya ekonomik ambargo uygulanması gibi "sopa" politikasını içerebileceği gibi; askeri koruma taahüdü veya ticaret engellerinin azaltılması gibi "havuç" politikasını da içerebilirler.

SOFT POWER

1980’li yılların sonunda, uluslararası İlişkiler teorisyeni Joseph Nye tarafından kullanılan “yumuşak güç”, yani “Soft Power” terimi, “bir devletin, diğer bir devlet üzerinde güç veya zor kullanmadan, bu devlete istediğini yaptırabilme yeterliği” olarak açıklanıyor. Yani soft power, başkalarını satın alarak ya da baskı ve zorbalıkla değil, özendirerek ve cezbederek etki altına alma yeteneğidir.

Joseph Nye’a göre uluslararası arenada başarılı olmak isteyen devletler, hem sert güce (Hard Power), hem de yumuşak güce (Soft Power) ihtiyaç duymalıdırlar. Yani hem diğer devletlere bir şey yaptırabilecek zorlayıcı güce sahip olup; hem de diğer devletlerin uzun dönem tercihlerini şekillendirebilecek kültür, fikir ve değerler gibi olgulara sahip olmalıdırlar. 

HARD POWER

Sert gücün en belirgin özelliği askeri müdahalenin kullanılmasıdır. Oldukça basit bir şekilde, birinin hedeflerini elde etmek için askeri güç kullanmayı gerektirir.

TÜRKİYE NE YAPACAK?

Referandum krizi, MGK bildirisinde de “Türkiye’nin milli güvenliğini doğrudan tehdit eden bir adım” olarak tanımlandı. Yani “Türkiye’nin bekasını tehdit eden bir adım ve ne pahasına olursa olsun önlenmesi gerekiyor.”

Peki nasıl önlenecek?

Türkiye’nin yukarıda açıklanan yöntemlerden birini uygulaması gerekiyor. Ya soft power uygulayacak, olmazsa hard power aşamasına geçecek.

Referanduma 2 gün kala soft power için zaman kalmadı. Soft power için kısa/orta vadeli politikaların izlenmesi gerekiyordu. Diplomatik girişimler, ekonomik yaptırımlar soft power kapsamına giriyor. Sınırın kapatılması, petrol, taahhüt, ticaret gibi ilişkilerin kesilmesi ilk uygulanacak tedbirler arasında yer alıyor.

Oysa Türkiye bu tedbirlere başvurmadan sınırdaki tatbikatlarla direk hard power uygulamasına geçti.

Hard power, devletlerin siyasi, ekonomik ve askeri imkan ve kaabiliyetleri ile bu imkan ve kaabiliyetlerininin senkronizasyonu/sürdürülebilirliği doğrudan ilişkilidir.

Siyasi boyut çok kritik önem taşıyor.

Kuzey Irak Kürt Bölgesi’ni kimler destekliyor?

Referandumu kimler destekliyor?

Suriye’de PYD’yi destekleyen/koruyanlarla Barzani’yi destekleyen/koruyanlar aynı güçler mi?

Barzani ile PYD arasında organik ilişki var mı?

Türkiye Kuzey Irak Kürt Bölgesi’ni hard power uygularsa kimlerle karşı karşıya gelecek?

Kuzel Irak bölgesi ile Suriye’deki kantonların birleştirilmesi planları, bunları destekleyenlerin uzun vadeli projesi ise; bu proje Türkiye’nin milli güvenliğini doğrudan tehdit ediyorsa Türkiye bu projeyi durdurmak için sözkonusu “koruyucularla” karşı karşıya gelmeye hazır mı?

Bu soruların cevapları bilinmiyor. Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve askeri gücü ile karşısındaki koruyucuların uluslararası etkinliği/gücü karşılaştırılınca zorlu bir açmaza girdiğimiz ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin milli güvenliği sözkonusu olduğunda elbette ki her şey göze alınacaktır. Bu, bir “seferberlik” gibi algılanmalıdır. Ancak bu seferberliğin de şartları var. İçeride birbirimizi ayrıştıran, ötekileştiren eylem/söylemlerden vazgeçilecek. Etnik, dini, mezhep alt kimlikler bir kenara bırakılacak, kişisel manfaatler ikinci plana alınacak ve toplumu bölen uygulamalardan vazgeçilecek.

Sonuç: "Türkiye’nin milli güvenliği" ile "politik/iktidar güvenliği" kavramları birbirine karıştırılmamalı. Biri diğeri için kullanılmamalı.

23.09.2017