ERDOĞAN’IN ZOR SAVAŞI

Recep Tayyip Erdoğan, son 15 yıla önce başbakan ve AKP Genel Başkanı, ardından cumhurbaşkanı kimliği ile bir şekilde imzasını attı. Anayasa değişikliği ile her iki kimliğini birleştirerek “partili cumhurbaşkanı” oldu. İçeride AKP Genel Başkanı, dışarıda ise cumhurbaşkanı kimliğini ağırlıklı olarak kullanmaya başladı. Her iki kimliği ile Erdoğan’ın zor bir savaşa girdiği görülüyor.

Celal ÇETİN

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN

Uluslararası ilişkilerde Cumhurbaşkanı kimliğini kullanan Erdoğan için çözülmesi gereken sorunların başında Suriye, Kuzey Irak, ABD ile ilişkiler, Almanya (AB) ilişkileri/krizleri geliyor.

Her bir kriz ayrı bir öneme sahip ve altbaşlıklardan oluşuyor. Örneğin Suriye konusu başlıbaşına sorunlar yumağı. 5 yıl önce başlayan içsavaşa hakim olan şartlar tamamen değişmiş gibi görünüyor. O dönemde Ahmet Davutoğlu’nun izlediği politikalardan dönüş çabaları başladı. “Devletler arasında kalıcı düşmanlıklar ve kalıcı dostluklar olmayacağı” gerçeğinden hareketle Suriye rejimi ile yeniden diyaloğa geçilmesi gerekliliği daha sık dile getiriliyor. Örneğin Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül’ün yazısında vurguladığı gibi:

Türkiye, Bağdat’la ilişkilerini güçlendirmeli, merkezi hükümete destek vermeli. Türkiye, Suriye’deki durumu yeniden ele alarak, Şam yönetimi ile görüşme dahil, bütün seçenekleri önyargısız biçimde yeniden değerlendirmeli. Birinci Dünya Savaşı’nın en ağır faturasını ödeyen ülke, Suriye üzerinden Cumhuriyet tarihinin en büyük tehdidinin yaklaşmakta olduğunu okuyabilmeli, yüzyıllara dayanan devletler geleneğinin, siyasi genetiğinin öngördüğü şekilde adım atmayı başarabilmelidir.

Karagül’ün gerçekçi yaklaşımını benimsemek, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet için Suriye politikasının silbaştan ele alınması anlamına geliyor. Politik açıdan geri adım olarak yorumlayanlar çıksa da, Türkiye’nin menfaatine ise bu adımın atılması gerekiyor.

Atılacak adımlarla PYD/PKK’nın Süriye’deki hedef ve amaçlarının önlenmesinde, savaş sonrası dönemde masadaki yerimiz açısından büyük önem taşıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan için önemli sınavlardan birisi de Barzani’nin 25 Eylül’de yapacağı bağımsızlık referandumu. ABD, Rusya, Batı referandumun ertelenmesini isterken Irak merkezi hükümeti, Şii, Sünni gruplar ile Türkmenler referanduma kesinlikle karşı çıkıyor. Bölgede Kürt-Arap/Türkmen/Şii savaşına yol açabilecek bir gelişme karşısında Ankara’nın kararlı tavır takınması zor gibi görünüyor.

Bunun başında, Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki petrol ve ekonomik ilişkiler geliyor. Bilindiği gibi Kuzey Irak-Türkiye petrol hattının ve bölgedeki Türk müteahhitlerin aldığı ihalelerin toplamı vazgeçilemez boyutlarda.

Irak’ta ve bölgede Kürtler’e yönelik bir harekat başlatılırsa Ankara nasıl bir politika izleyecek, kimden yana tavır koyacak?

ABD ve Almanya (AB) sorunlarının hangi konularda düğümlendiği biliniyor. Detaylandırmaya gerek yok.

Her sorunun kendine özel taktik ve stratejileri, çözüm yolları bulunuyor. Bir soruna bulunacak çözüm, diğer sorunu derinleştirebiliyor. Böylesine içiçe geçmiş, bir o kadar da birbirinden bağımsız sorunları yönetebilmek kolay bir iş değil. Örneğin ABD ve Batı’nın karşıtlığı nedeniyle Rusya ile yakınlaşma ve yapılan S-400 anlaşması, NATO (ABD ve Batı) ile olan krizi derinleştirecek gibi görünüyor. Bloklar arasında dengeyi sağlayarak mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde ilişki/iletişimi kurmak giderek zorlaşıyor. Bloklardan birini tercih ederken diğer bloktan tamamen dışlanma/ayrılma gibi bir tehlike ortaya çıkıyor. Sonuç olarak uluslararası kriz yönetimi içinden çıkılmaz hal alıyor.

AKP GENEL BAŞKANI ERDOĞAN

Parti Genel Başkanı kimliği ile Erdoğan’ın iç politikada da üstesinden gelmesi gereken sorunlar bulunuyor. Bunların başında 2019 seçimleri ve partisinin yeniden 2002 ruhuna kavuşturulması geliyor.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın parti teşkilatlarına ve belediyelere yaptığı uyarılar dikkat çekiyor. “Metal yorgunluğu” tespiti ve “Teşkilatlar, belediyeler eğer ‘bizim dava’ idrakiyle hareket etmiyorsa bize zarar veriyor demektir. Zarar veren kardeşlerimizi de uyarıyorum. Kusura bakmasınlar, biz uyarmadan kendileri bu uyarıyı yapsınlar ve adımı da atsınlar. Zira artık yanlışlara, hele hele bedeli ödenemeyecek yanlışlara tahammülümüz yok. Çünkü, 2019 kırılma noktasıdır, bunu böyle bilesiniz” uyarısı, partide ciddi değişim-dönüşüm olarak yorumlanıyor.

Bu tespitlerin ve uyarıların bir sebebi ve altyapısı var. Sebep, 15 yılın sonunda AKP’nin geldiği noktaya ilişkili bulunuyor.

15 yıllık bir iktidar döneminin metal yorgunluğuna yol açması doğaldır. Tüm gücü elinde bulunduran, devletin tüm imkanlarını kullanabilen ve karşısında ciddi bir muhalefet bulunmayan bir hükümetin süreç içinde kuruluş felsefesini, heyecanını kaybetmesi ve menfaat gruplarının etkisi kaçınılmazdır.

AKP teşkilatlarında ve belediyelerdeki iddialar her geçen gün arttı. Bu iddiaların yarısının asılsız olduğu düşünülse bile, geri kalan yarısı partiyi içten içe kemirmeye yeter.

AKP Genel Başkanı Erdoğan, partili beyediye başkanlarına yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Dava kalıcı, isimler ise fanidir. Biz kalıcı olana bakacağız, sadakatimizi davamıza göstereceğiz. 2019 Martı bizim için olmazsa olmazdır. Aday olacak belediye başkanlarımız, mevcut belediye başkanlarımız hedefi 2019 Martına değil, 2019 Kasım'a koymalıdır. Belediyelerimiz hakkında ne ufak bir spekülasyona fırsat vermeyecek şekilde çalışmalarımızı yürütmemiz lazım. Bütün dedikoduları silbaştan yapacak gibi bugünkü toplantıyla miladi adımın atılması gerektiğini ifade ediyorum. Bütün dedikoduların ortadan kalkması için belediye başkanlarımıza, il genel meclisi üyelerimize çok büyük görevler düşüyor.”

Burada bazı tespitler ve uyarılar önemli: “sadakatimizi davamıza göstereceğiz...Bütün dedikoduların ortadan kalkması için belediye başkanlarımıza, il genel meclisi üyelerimize çok büyük görevler düşüyor...”

Bu kadar güçlü, devletin ekonomik, hukuk gibi gücünü elinde tutan, parlamentoda çoğunluğa sahip ve “hesap sorulamaz” noktaya ulaşan bir siyasi yapı, ister istemez menfaat grupları için de çekim merkezine dönüşür, yaşamın doğal akışına uygun bir dönüşümdür bu.

Menfaat grupları, güçlü siyasi yapının gölgesine girerek faaliyet göstermeye başlar. Öyle bir zaman gelir ki; siyasi yapı menfaat gruplarının gölgesinde kalmaya başlar. İşte bu durum siyasi yapı için sonun başlangıcı demektir.

Çünkü sözkonusu menfaat grupları için parti ruhu, dava, kurucu ve doğal lidere bağlılık gibi kavramların bir anlamı yoktur. Menfaat grupları için menfaatlerinin sürdürülebilirliği önemlidir ve bunu başarmak için ellerindeki tüm gücü kullanabilirler, direnebilirler. Direnmeleri için gerekli ekenomik ve siyasi güce erişmişlerdir artık.

Menfaat gruplarının direnç gücü, siyasi yapı-menfaat gruplarının arasındaki ilişkinin/işbirliğinin niteliğine göre değişir. Eğer birbirlerini besleyen ikili yapı kurulmuşsa, işbirliklerinin karanlık yönleri menfaat gruplarının en güçlü silahıdır, ki siyasi yapının mücadele gücünü azaltır.

Bu durum, FETÖ terör örgütünün siyasi ayağı tartışmasına benzer tartışmaları gündeme getirir. “AKP, kendi içindeki FETÖ yapılanmasını tasfiye etmeye kalkarsa gücünü kaybeder” iddiasına benzer şekilde, “AKP, kendi içindeki menfaat gruplarını tasfiye etmeye kalkarsa ciddi bir direnişle karşılaşır ve dağılma sürecine girer” tezi ortaya atılabilir.

Bu noktada AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı zorlu bir mücadele bekliyor denebilir. Bir yandan partisine kuruluş ruhunu yeniden aşılamaya, davaya inandırmaya çalışacak, diğer yandan menfaat grupların tasfiye edecek. En azından partinin bu grupların gölgesinden çıkmasını sağlayacak.

Menfaat grupları gücünü artırdıkça yerellikten küreselliğe geçiş yapıyor. Yani kurdukları uluslararası ilişkilerle savunma mekanizmalarını geliştiriyor. FETÖ terör örgütünün yöntemlerini uyguluyor denebilir.

Bu grupları tasfiye süreci başlarsa, ki başlamak zorunda sözkonusu gruplar kendilerine tasfiye etmek isteyenlere karşı ciddi bir direnişe geçebilir. O durumda, “cumhurbaşkanımıza canımız feda, asarız-keseriz” diyenlere fazla güvenmemek gerekiyor. “Güce tapmak, güçlüden yana olmak” gibi bir özelliği olan bu toplumun bir kesimi, “kral öldü, yaşasın yeni kral” felsefesine uygun olarak gücü eline geçirenin yanında yer alır.

2019’a giden süreçte içeride ve dışarıda çok önemli ve kritik gelişmeler yaşanacak gibi görünüyor. Öyle bir süreç ki, içerisi dışarısını etkiliyor, dışarısı içeriyi tetikliyor. Bu etkileşim ve ortaya çıkan toz duman, menfaat gruplarının işine yarıyor ve mücadeleyi zorlaştırıyor.

Zor bir dönem bizi bekliyor.

13.09.2017