ALMANYA VE TÜRKEYİ’NİN KADERİ YİNE Mİ KESİŞİYOR?

Almanya-Türkiye gerilimi, hem iki ülkenin hem Türkiye-AB ilişkilerini koparma noktasına getirmiş gibi görünüyor. Ancak bazen perde önün ile perde arkamı birbirinden farklı olabilir. Türkiye ile Almanya’nın küresel plan ve hedeflerine bakınca, Osmanlı İmparatorluğu-Almanya ittifakı zaviyesinden gerilim tablosunun arka planına bakmak gerekli hale geliyor.

Celal ÇETİN

Türkiye ile Almanya arasındaki kriz karşılıklı suçlamalar ve adımlarla tırmanıyor. Peki gerçekten iki ülke arasında bir kriz var mı?

Bu sorunun cevabı için her iki ülkenin iç politik tablosuna bakmak gerekiyor. Almanya ve Türkiye’yi yöneten kadrolar, gelecek birkaç 10 yılı gerentiye almak için görülmemiş taktek ve stratejik planları devreye sokmuş durumda. Aynı zamanda her iki ülkenin uluslararası planları da “gücünü ve etkinliğini artırma” temeline dayalı. Ayrıca her iki ülkenin de uluslararası alanda rahatsız olduğu etkenler/güç odakları paralel hale gelmiş gibi görünüyor.

ALMANYA’NIN KÜRESEL ATAKLARI

Almanya, bir yandan AB içindeki liderlik konumunu güçlendirmeye çalışırken, diğer yandan uluslararası yeni ittifaklar ve işbirlikleri peşinden. Bu işbirliklerinde Rusya, Çin ve Hindistan öne çıkıyor.

Almanya, Brexsit sonrası İngiltere’nin boşaltacağı alanı doldurmanın yollarını arıyor. iki ülke arasında tarihsel geçmişe dayalı bir rekabetin olduğu biliniyor. Ayrıca Almanya’nın ABD ile de sorunları bulunuyor. Trump ile birlikte ABD’nin güç ve etkinlik kaybına uğraması, AB’den ayrılacak olan İngiltere’nin bu boşluğa talip olması Almanya için istenmeyen bir sonuca yol açabilir. Berlin bu nedenle ABD/İngiltere ikilisinin karşısındaki blokta yer almış görünüyor. Sözkonusu bu blokta ayrıca Rusya, Çin, İran, Suriye rejimi gibi ülkeler de bulunuyor.

Bilindiği gibi 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakıyla birlikte ABD Rusya’ya karşı yaptırım kararları almış, Avrupa’yı da dahil etmek istemişti. Almanya ve Fransa her ne kadar ABD ile hareket eder görünse de Washington’un istediği ölçüde ambargoya katılmamış ve gizlice delmişti. İngiltere ise ambargoya destek vermişti.

Almanya ile ingiltere’nin rekabeti Ukrayna’dan sonra Suriye konusunda da ortaya çıktı. Almanya Başbakanı Merkel 2016’da sürpriz şekilde, “Suriye krizi konusunda 'Her türlü aktörler ile bir araya gelinilmeli. Esad ile de” demişti. Aynı yıl Alman Die Welt gazetesi yazarlarından Manuel Bewarder ve Florian Flade, Alman Dış İstihbarat Servisi’nin (BND) Esad rejimi ile tekrar görüşmeye başladığını yazmıştı. Birkaç gün önce de ingiltere, eğit-donat çerçevesinde muhalifleri eğitmekle görevli askerlerini Suriye’den çekti. İngiliz Daily Telegraph söz konusu hamleyi, "Suriye devlet başkanı Beşar Esad'ın sahadaki zaferinin, muhalefetin kilit destekçileri arasında artan şekilde kabul gördüğüne dair bir yansıma" olarak tarif etti.

ALMANYA-RUSYA

Almanya-Rusya ilişkileri, Soğuk Savaş’ın ardından işbirliğine odaklanmış ve Almanya, Rusya’nın ekonomik ve sosyal yapısını sıkı ticaret ilişkileriyle modernize etmeye amaçlanmıştı. Doğu Politikası, hükümetlerin değişmesine rağmen Alman dış politikasının istikrarlı bir özelliği olarak kaldı. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Doğu Ukrayna’daki çatışmalarla birlikte Almanya’nın Rusya politikası da dönüşüm geçirdi; Berlin, Rusya’ya karşı Batı’nın yaptırımlarının uygulanmasında belirleyici bir rol oynadı. Almanya, Rusya’nın uluslararası hukuku ihlal ettiğini öne sürse de, Almanya’nın Rusya’ya karşı politikası tamamen değişmedi; ortaklık ve işbirliği tamamen göz ardı edilmedi.

Ayrıca Almanya ve AB dış politikası birbirine yakından bağlıdır. Ortak bir Avrupa dış politikası oluşturulması Almanya çerçevesinde devam eden bir projedir. Almanya, Fransa ve diğer Avrupalı ortaklar tarafından talep edildi. Almanya’nın liderlik rolü, Avrupa dış politikasının yönünü etkileyecek. Aynı zamanda Fransa-Almanya motoruyla işleyen Avrupa’daki güç dengelerini de belirleyecek.

ALMANYA-ÇİN

Almanya, Asya bölgesindeki etkinliğini de artırmaya çalışıyor.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, ardından Çin Başbakanı Li Keqiangı Berlinde ağırlayan Merkel, Çin’in başını çektiği ABD hegemonyasına karşı gelişen blokla ilişkisini geliştiriyor. Diğer taraftan Trump sonrası dünyada korumacılık eğilimlerinin artacağı endişesi Almanya’nın yeni ticari ortaklıklar kurmasını gerekli kılıyor. Bu perspektifken bakınca Çin ve Hindistan toplam 2.7 milyar nüfusuyla yüzde 6.5 ve 7 civarında ekonomik büyüme hızıyla çok önemli bir pazar konumunda bulunuyor.

Li ile gerçekleştirdiği ortak bir basın toplantısında, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel bağların önemine işaret eden Merkel “Çin, daha önemli ve stratejik bir ortak haline geldi. Küresel belirsizlik dönemlerinde yaşıyoruz ve ortaklığımızı tüm farklı alanlarda genişletmek ve hukuka dayalı bir dünya düzeni için baskı yapmakla yükümlü olduğumuzu görüyoruz” dedi.

Çin açısından ise Almanya hem önemli bir pazar hem de özellikle teknoloji konusunda önemi bir partner. Başbakan Li yaptığı açıklamada bu duruma işaret ederek ”Çin ile Almanya arasında ekonomik bakımdan birbirini tamamlayıcı nitelikler bulunuyor. İki ülke arasında imalat, enerji, havacılık, inovasyon gibi alanlarda ve KOBİ’ler arasında iş birliğinin derinleştirilmesi gerekiyor” dedi. Li ayrıca uygulamalı araştırma ile teknoloji dönüşümünü hızlandırmak ve ARGE ile imalat sektörü arasındaki işbirliğini güçlendirmek için iki tarafa da çağrıda bulundu. Çin ve Almanya, iki ülkenin işbirliğini ve bağlarını daha da zenginleştirmek amacıyla bir Çin-AB yatırım anlaşması müzakerelerini de hızlandırmaya karar verdiler.

Her iki ülke de geleceğin teknolojilerine önemli ölçüde yatırım yapıyor. 2008 krizi sonrası dönemde imalat sanayini güçlendirmek ve küresel rekabet gücücü devam ettirmek isteyen Almanya, kendi “Endüstri 4.0” stratejisini geliştirdi. Endüstri 4.0, Almanya’nın “Yüksek Teknoloji Stratejisi 2020” Eylem Planı’ndan çıkan gelecek projelerden biriydi. Çin de kendi teknoloji stratejisi olan ”Made in China 2025” planını ilan etti.  "Made in China 2025" Alman "Endüstri 4.0", planının Çin versiyonu olarak kabul edilebilir. Bu ulusal planın hedefi, Çin’i dünyanın teknoloji gücü haline getirmek. 2014’te ise iki ülke "inovasyonu birlikte şekillendirmek" temalı bir ortak eylem planı başlattı.

ABD RAHATSIZ

ABD, müstakbel hegemon Çin gibi görünse de, Almanya’nın bu dönemde bu kadar ön planda olması taraftarı değil. Özellikle yaptırımların Rusya sınırları içinde ve Rus şirketlerle işbirliği yapanları da içermesi, en azından enerji pazarında Almanya’yı fire vermeye zorluyor. ABD’nin temel hedefi, Rus kaynaklarının Alman teknolojisi ve Çin sanayii ile buluşmasını engellemek. Yani Almanya-Rusya-Çin üçlüsünün bir üçlü haline gelmesinin önüne geçilmesi. Böyle bir yakınlaşma yalnızca ABD’nin küresel ekonomideki ayrıcalıklı halini zedelemeyecek, aynı zamanda Çin ve Almanya’nın daha baskın hale gelmesine neden olacak. Bu nedenle bir yandan Rusya’yı enerji piyasasında sınırlandırmak isteyen ABD, bunu yaparken de muhtemel Almanya-Rusya, Almanya-Rusya-Çin ekonomik işbirliğini kendi lehine olacak şekilde frenlemeye çalışıyor. 

İLİŞKİLERİN TÜRKİYE’YE YANSIMASI

Almanya, Rusya ve Çin özellikle ticari ilişkiler bakımından Türkiye için özel bir öneme sahiptir. Türkiye’nin ithalatı açısından bu ülkeler ilk üç sırayı alıyor.

Almanya, Türkiyenin en önemli ticaret ortağı konumunda bulunuyor. Almanya, 2016 yılında Türkiyenin ihracatında birinci sırayı alırken ithalatında Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı. Rusya ile nükleer santral, doğalgaz/enerji ve S-400 anlaşması gibi stratejik alanlardaki işbirliği gelişiyor. Türkiye, Almanya, Rusya ve Çin’in konjonktürel yakınlaşması kaçınılmaz gibi görünüyor.

Türkiye’nin yeni ittifaklara yönelmesinin haklı sebepleri var. Yönünü Batı’ya ve AB’ye çeviren Türkiye’nin metekabiliyet ilkesi çerçevesinde karşılanmadığı bir gerçek. Sovyetler’in yıkılması ile birlikte “tek kutuplu bir dünya” sürecinin sonuna gelinmiş gibi görünüyor. ABD’nin eski gücünü ve etkinliği kaybetmeye başlaması, Asya’da yeni güç odaklarının ortaya çıkması, yeni ittifakları gerekli kılıyor.

Yabancı bir araştırma şirketinin yaptığı araştırma sonuçlarına göre 2030 yılında Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler ekonomik açıdan dünyanın en güçlü ülkeleri olacak. Araştırmada Türkiye 12’nci sırada yer alıyor. 2050’de de Asya ülkeleri ilk 5’te yer alırken Türkiye 11’inci sıraya yükseliyor.

ABD ve İngiltere’nin (İsrail dahil) Ortadoğu’da Türkiye’nin bekasını tehlikeye düşürecek planlarına tüm uyarılara karşın devam etmesi, Türkiye’ye yeni arayışlara yöneltiyor.

Bu açıdan bakınca Almanya gibi Türkiye de yeni dünyada yerini güçlendirmeye çalışıyor. İki ülkenin hedefleri benzeşiyor. 1’inci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu-Almanya ittifakının bir benzerinin yaşanma ihtimali hiç de uzak değil. Almanya’daki 3.5 milyon Türk vatandaşının siyasi ve ekonomik gücü, Almanya’nın Türkiye’deki vazgeçilemez yatırımları düşünülünce her iki ülkenin de bir şekilde kaderlerinin birleştiği söylenebilir.

06.09.2017