KARADENİZ ABD’YE BIRAKILMAMALI

22 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenen Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatının (KEİ) 25. Yıldönümü toplantısı, Karadeniz’in önemini bir kez daha ortaya çıkarıyor. Karadeniz, stratejik önemi ile Doğu-Batı nüfuz savaşı alanına dönüşüyor. Bu çerçevede Türkiye-Rusya ekonomik işbirliği, bölgesel ve küresel güçbirliğini de sağlayabilir.

Celal ÇETİN

KEİ toplantısının gündeminde, üye ülkeler arasında sınır ötesi kara yolu, deniz ve enerji altyapılarının geliştirilmesi başta olmak üzere iş birliğinin genişletilmesi konuları yer alıyor. Bölgenin en önemli ve güçlü iki ülkesi Türkiye ve Rusya’nın Karadeniz’de ekonomik işbirliği, her iki ülkenin uluslararası belirleyici konumunu güçlendirecek.

Günümüzde hem işbirliği, hem de rekabet açısından “uluslararasılaşmış” bir Karadeniz’den sözetmek mümkün. Karadeniz, hem uluslararası sistemin büyük aktörlerinin ilgi alanlarından, hem de bünyesinde meydana gelen değişiklikler nedeniyle uluslararası sistemi etkileyen unsurlardan biri durumunda bulunuyor.

Türkiye, hem Karadeniz’e kıyıdaş olması dolayısıyla bölgedeki tüm gelişmelerden etkilenen, hem de bölgenin sahiplerinden biri olarak, bölgede “söz sahibi” olabilecek bir ülkedir. Karadeniz’in, bölgesel düzeyi aşan ve uluslararasılaşan, hatta “küresel” nitelik kazanan güvenliği, Türkiye’nin ulusal güvenlik ve dış politikasında da önemli yer tutuyor.

ABD VE BATI’NIN İLGİSİ ARTIYOR

Geçmiş yıllarda bölgeyi pek önemsemeyen Batı, son yıllarda, geniş Karadeniz Bölgesi’nin öneminin farkına varmaya başladı. Bunun farklı sebepleri olmakla birlikte bölgenin stratejik önemi ve yeraltı kaynakları ilk iki sırayı paylaşıyor.

Karadeniz’in stratejik önemi; ABD’nin terörle mücadele stratejisinde sahip olduğu özel konumdur. Özellikle 11 Eylül 2001’de ABD’de İkiz Kulelere’e yapılan saldırılarla başlayan ve Suriye içsavaşı ile büyüyen, Kuzey Amerika ve Avrupa’nın güvenliğini tehdit eden radikal unsurların “Büyük Orta Doğu” bölgesinden kaynaklandığının düşünülmesiyle, Karadeniz bölgesinde bulunan ülkelerin bu tehdide karşı mücadelede önemli rol oynayabilecekleri değerlendirilmeye başlandı.

Ayrıca ABD, genel olarak Beyaz Rusya ile Rusya’nın askeri hareketlerini kontrol altında tutmak, özel olarak da İran’a karşı olası bir askeri harekat için Karadeniz’i askeri üs, radar istasyonları ve casus uçaklarıyla izleme merkezi olarak düşünüyor.

Zengin enerji kaynaklarına da sahip olmasıyla bölgenin ekonomik önemi de gün geçtirçe artıyor. Dünyadaki petrol rezervlerinin yüzde 65’ine, doğalgaz rezervlerinin yüzde 40’ına sahip olan ve giderek istikrarsızlaşan Orta Doğu’ya alternatif olabilecek enerji kaynakları arayışı, gözlerin bölgeye çevrilmesine yol açıyor. Bu arayış, Ortadoğu’daki istikrarsızlık sonrasında yoğunlaştı.

Ayrıca buna bağlı olarak, Karadeniz, ABD’nin Orta Doğu’ya ve Orta Asya’ya ulaşımı açısından stratejik bir konumdadır. Nitekim daha önce “Doğu-Batı Enerji Koridoru” olarak literatüre giren coğrafya, artık “Karadeniz Güvenlik Koridoru” olarak adlandırılıyor.

Yeraltı kaynakları kadar enerji arz güvenliğinin, son yıllarda büyük önem kazanmış olması da bölgenin stratejik önemini artırıyor. Gerek tanker taşımacılığının güzergahı, gerekse de boru hatları, yeni “Doğu-Batı Enerji Koridoru” üzerinde, yani Karadeniz’de bulunuyor. Bu nedenle, Avrupa’nın enerji güvenliğinin sağlanması için de Karadeniz ön plana çıkıyor. Buna Karadeniz’in altından geçirilmesi planlanan gaz ve petrol boru hatları da eklenince Karadeniz ister istemez giderek Batı ile Doğu arasındaki nüfuz mücadelesinin merkezi durumuna geliyor.

KEİ STRATEJİK ÖNEM KAZANIYOR

Karadeniz’in stratejik önemi artarken, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı da (KEİ) stratejik açıdan önem kazanıyor. KEİ’nin kurulması fikri Türkiye’den çıktı. “Öncelikle iş birliklerinizi kendi coğrafyanızda yapmak durumunuzdasınız” mantığından hareketle kurulan ve Özellikle Karadeniz havzasındaki ve Karadeniz etrafındaki ülkelerin ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel ve eğitim alanında iş birliğini ön gören örgüt, bölge ülkeleri için ekonomik güç anlamına geliyor. 3 büyük ekonomik blok; Asya, Ortadoğu ve Avrupa arasındaki konumu Türkiye’yi dünyanın en jeopolitik konumuna getirebilir.

Bununla birlikte bölgenin güvenliği Rusya için de yaşamsal önem taşıyor. KEİ, her iki ülkenin ortak menfaatlerinin korunabileceği, Karadeniz’in bölge dışı ülkelerin çıkar alanı haline gelmesini önleyebilecek en önemli örgüt olarak ortaya çıkıyor.

KARADENİZ’DE TÜRK-RUS İŞBİRLİĞİ ŞART

KEİ bölgesi yıllık 309 milyar dolarlık dış ticaret kapasitesine ve 327 milyon üretici ve tüketici nüfusa sahip. Dış ticaret hacmi toplam 650 milyar dolar olan KEİ ülkeleri dünya ticaretinin yüzde 5’ini gerçekleştiriyor. Türkiye’nin KEİ ülkeleri ile dış ticaret hacmi ise 22 milyar dolar civarında.

Türkiye’nin coğrafi konumunun kıtalararası geçiş havzasında olması, enerji bağlamında Türk-Rus ilişkilerini olumlu yönde etkiliyor. Çünkü Türkiye bir kara ülkesi olan Rusya’nın, petrol ve doğal gaz gibi kaynaklarını güvenli bir şekilde uluslararası pazara ulaştırmada stratejik bir önemdedir. Rusya’nın deniz yoluyla enerjiyi, ekonomik olarak uluslararası pazara ulaştırması için Karadeniz’den sıcak denizlere doğru açılan tek kapısı Türkiye’nin sahip olduğu İstanbul ve Çanakkale Boğazları’dır. Rusya ve Türkiye’nin iyi ilişkiler içerisinde olması günümüzde ve gelecekte, enerji açısından iki ülkenin de kazançlı çıkmasını sağlayacak.

İki ülke arasındaki ekonomik işbirliği enerji temeline dayanıyor. Petrol ve doğalgaz ilişkisi, nükleer alanda da gelişmeye başladı.

Türkiye'nin artan enerji talebinin karşılanması, enerjide dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için, enerji üretiminde nükleer enerjiden de yararlanmaya yönelik girişimlerde bulunmaya başlandı.

Bu çerçevede Türkiye, biri Mersin-Akkuyu’da diğeri Sinop’ta inşa edilecek iki nükleer santral ile 2023 yılı itibariyle, elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 10’unun nükleer enerjiden karşılanması hedefleniyor. Akkuyu ve Sinop’ta kurulacak bu santraller yılda yaklaşık 80 milyar kWh elektrik üretecek. Bu miktarda doğalgaz üretilmesi için 16 milyar metreküp doğalgaz ithal edilmesine ve yıllık 7.2 milyar ABD Doları’na karşılık geliyor.

Akkuyu nükleer santrali ihalesini de Rusya kazandı. Böylece iki ülke arasında enerji alanında güçlü bağlar kuruldu.

GÜVENİLİR İTTİFAKLAR DÖNEMİ

Suriye özelinde Ortadoğu’da yaşananlar, güvenilir ve güçlü ittifakların önemini gösterdi. ABD, İngiltere, İsrail ve diğer ülkeler enerji paylaşım savaşında gizli-açık müttfeklek ilişkisine girmiş durumda.

Rusya-İran-Suriye rejimi bir bloğu, diğerleri karşı bloğu oluşturuyor. Bu noktada Türkiye’nin küresel savaşta yalnız kalmaması için ulusal çıkarları temelinde stratejik öngörülerle hareket etmek zorunda.

Jeostratejik ve jeoekonomik konumu gereği Türkiye, birbirinin rakibi/düşmanı olabilecek Doğu-Batı arasında denge unsuru olabilir. “Doğu veBatı’yı birbirinin alternatifi olarak değerlendiren” politikalar yerine “birbirini tamamlayan güçler” olarak değerlendirmeye çalışan Türkiye, Rusya ile birlikte Karadeniz’in asli sahibi özelliğini de kullanmak zorunda.

Atlantik ötesinden gelerek Ortadoğu’da Ankara’nın tüm itirazlarına karşın PYD/PKK ile ittifak kuran ABD’ye karşın Türkiye’nin bölgenin asli unsurları ile ittifak kurması yaşamsal önem kazanıyor. Küresel ittifakların ekonomik temele dayandığı , ekonominin stratejik unsurunun enerji olduğu düşünülürse, Türkiye ve Rusya sözkonusu stratejik kozlara fazlasıyla sahip durumda.

Karadeniz’de Türk-Rus ittifakın oluşmasında alt yapı teşkil eden zemin, ekonomiktir. Rusya ve Türkiye’nin ekonomik yapıları, birbirlerinin tamamlayıcısı durumundadır. Bu, Karadeniz Havzası’nda ekonomik işbirliği için elverişli ortam oluşturdu.

Ekonomik alanda yumuşamayla başlayan ve üst düzeyde işbirliğine dönüşen Türkiye-Rusya ilişkileri, paralel bir şekilde Karadeniz güvenliği alanında da kendini gösterdi. Karadeniz’in bölge devletlerinin egemenliği altında kalması mantığına dayanan bu anlayış, tarihi Türk-Rus çekişmesini Karadeniz güvenliği zemininde sona erdirdi ve Türk-Rus ittifakını doğurdu.

Türkiye ve Rusya, bölgenin Batı etkisinden ve istikrarsızlıktan korunması noktasında ortak görüşe sahipler. Türkiye ve Rusya  Karadeniz’i, geleneksel olarak “kendi denizleri” kabul ediyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi, Doğu ve Batı bloklarının ortadan kalkmasının bir genel sonucu artık Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini birbirinden ayrı bütünler halinde ele almasını güçleştiriyor. Örneğin Türk-Rus ilişkilerini ne Balkanlardaki ne Kafkasya’daki ilişkilerden bağımsız olarak ele alıp değerlendirmek mümkündür. Türkiye, Sovyetler’in dağılmasıyla Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya’yı içine alacak şekilde etnik ve kültürel sınırlarını genişletti. Orta Asya ve Kafkasya ile birlikte ele alındığında, bu coğrafyada iki olası söz sahibi ülke ise Rusya ve Türkiye’dir.

Sonuç olarak; özellikle Ortadoğu, Kafkaslar, Hazar Bölgesi gibi küresel güçlerin hedefi haline gelen bölgelerde Türkiye ile Rusya’nın ulusal menfaatleri birleşmiş durumda. Bölgenin asli unsurları ve sahipleri olan Türkiye ve Rusya’nın işbirliğini güçlendirmesi, gerçek anlamda güvenliğin ve barışın sağlanması için yaşamsal önem taşıyor. Bölgede oluşacak istikrar küresel çapta belirleyici olabilecek.

22.05.2017