ARŞİVDEN İKİ YAZI

Zaman zaman arşiv gezintisi faydalıdır. Geçmişi hatırlamak, geleceği görebilmenin ön şartıdır. “Hatırlıyoruz da ne oluyor, neyi önleyebiliyoruz?” demek kolaycılıktır. Unutmak, geleceğin en büyük düşmanıdır. Hatırlamak ve ders almak ise, geleceğin umududur. Hatırlamak araştırmak demektir, sorgulamak demektir. Ki, bugün dünün sonuçlarıdır. Arşivden iki yazı.

Celal ÇETİN

İSRAİL’LE OYNANAN KAŞIKÇI KAVGASI OYUNU (6 Eylül 2011)

Mavi Marmara saldırısı ve ölen 9 Türk nedeniyle hükümet İsrail’e posta koydu. 5 maddelik yaptırımlar paketini yürürlüğe soktu. Neymiş, İsrail özür dilemeliymiş, tazminat ödemeliymiş, Gazze ablukasını kaldırmalıymış. Yoksa İsrail’i anasından doğduğuna pişman edermişiz. Hükümetimiz böyle buyurdu. Yandaş ve yalaka basın da bu kandırmacaya körükle gidiyor.

Bu arada kaşla göz arasında ABD’nin savunma kalkanı projesinin radarı Türkiye’de kurulacak. Hani birkaç yıl önce askerin direnmesi ile kabul edilmeyen proje. Aradan geçen sürede artık nasıl olduysa Türkiye ikna edildi. Radar sisteminin Diyarbakır’a kurulma ihtimalinden söz ediliyor.

İsrail dayılanmasını ve savunma kalkanı projesini birlikte düşünmemiz gerekiyor. Zamanlamaya dikkat edin. Örtüşüyor.

Şu kalkan olayına bir bakalım. Olası bir düşman füze saldırısı radarla havadayken tespit edilecek, bir başka ülkeden fırlatılacak füzelerle düşman füzesi imha edilecek.

Sözde Türkiye’nin talebiyle düşman ülke tanımı yapılmamış. Artık herkes biliyor ki bu savunma sistemi İran’a karşı kuruluyor. “Dört ayaklıdır. Çatılarda gezer. Miyav miyav der.” Bu hayvanın adını zikretmeye gerek var mı? Öte yandan, "devlet büyüklerimiz bu hayvana gergedan diyor, demek bu hayvan gergedanmış" diyebilecek kadar salak insanımız var mıdır, yorumu size bırakıyorum…

Peki İran’ın en büyük düşmanı kim?

Bildiniz, İsrail…

Yani İsrail’in güvenliği ön planda ve Türkiye topraklarında radar kurulmasını kabul etti. Bir başka ifadeyle İsrail’in korunmasında öncü rol üstleniyor.

O zaman İsrail’e bu dayılanma neyin nesi?

Eğer samimiysen savunma kalkanı projesini reddedersin. Reddetmiyorsan, ya İsrail’le kayıkçı kavgası yapıyorsun, ya da ABD ve İsrail’e gücün yetmiyor. Hani dünyanın en itibarlı ülkesiydik. Hani Türkiye’nin kararları dikkate alınmadan adım atılmazdı…

Yaptırım kararları arasında diplomatik ilişkilerin en alt düzeye indirilmesi, Lahey Adalet Divanı’na gidilmesi, askeri anlaşmaların askıya alınması var. Bunların hiçbirisinin zerre kadar anlamı yok. Ekonomik işbirliğini dondurabiliyor musun? Hadi yapın görelim. İsrail ekonomik yaptırımın da uygulanacağını zannetti ve bir panik havası oluştu. Ama hemen arkasından hükümet ekonomik yaptırım uygulanmayacağını açıkladı, İsrail rahatladı. Ne anladım ben bu dayılanmadan.

Lahey Adalet Divanı’nı zorlamanın da bir anlamı olmayacak. İsrail’in aleyhine bir karar çıkmayacağını cümle alem biliyor.

Yani İsrail’in canını acıtacak bir yaptırım uygulanmıyor.

Peki bu dayılanma niye? Acaba bir şeyleri gizlemek için perdeleme mi yapılıyor?

Mesela şu yeni anayasaya yerleştirilmek istenen gizli ajanda maddeleri gizlenmek isteniyor olabilir mi?

Mesela İleride özerk Kürdistan’ın sınırları şimdiden garanti altına mı alınıyor? Malum, radar kurulunca o bölge bir anlamda NATO bölgesi olacak ve yabancı askerler görev alacak. NATO = ABD = İSRAİL demek olduğunu bilmeyen mi var?

Mesela İran’a karşı muhtemel bir operasyonun alt yapısı mı hazırlanıyor?

Mesela azınlık vakıflarına verilen yüzlerce mal varlığı ile aktarılan onlarca milyar dolarlık kaynak mı gizlenmek isteniyor?

Mesela Ergenekon, Balyoz gibi hala ne olduğu anlaşılamayan davaların hakim-savcılarına sahip çıkılırken, Deniz Feneri Davası’nda görevden alınan savcılarla ortaya çıkan çifte standart mı gizlenmek isteniyor?

Gizlenmek istenen her neyse yakında kokusu çıkar. Gerçi koku ayyuka çıktı ama, anlayan kim?

Hala düşünebilenler için söylüyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin neden itibarsızlaştırılmak, neden cumhuriyetin ordusu olmaktan çıkarılmak istendiğini anlıyor musunuz? O ordu 1 Mart tezkeresinin reddini sağlamıştı. O ordu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütünlüğünü, milli birlik ve beraberliği korumaya and içmişti.

Bugün İsrail’e dayılananlar, Mehmetçiğin başına çuval geçirildiğinde neden suspus oldular dersiniz? “En azından bir nota verelim” dendiğinde, “ne notası, müzik notası mı?” gibi alaycı cevap verenler bugün İsrail’e neden dayılanıyorlar acaba?

Daha birkaç yıl öncesine kadar mayınlı arazileri İsrail’li firmalara vermek için etmediklerini bırakmayanlar, bugün aynı İsrail’e neden dayılanıyorlar? O İsrail son birkaç ayda mı “şımarık oğlan” oldu?

Sonuç olarak gözlerimizin içine baka baka bir “kaşıkçı kavgası, cambaza bak, cambaza” oyunu  oynanıyor.

DEMOKRASİ İLLETİ (22 Nisan 2012)

“Demokrasi, daha iyisi bulunamadığı için şimdilik en iyi yönetim biçimidir” denir.

Demokrasi, bilinçli, kültürlü toplumlarda demokratik, bilinçsiz, kültürsüz toplumlarda ise antidemokratik bir yönetim biçimidir.

Demokrasi seçilmişlerin üstünlüğü demektir.

Yani ülkenin halk tarafından seçilen kişiler tarafından yönetilmesi.

“Milli irade…”

Halkının ekseriyeti hala bilinçsiz, kültürsüz, cahil, görgüsüz olan ülkelerde o halkı çok rahat kandırıp istediğiniz kişileri seçtirebilirsiniz. Sokakta görseniz yüzüne bile bakmayacağınız, cahil, kültürsüz, hırsız, uğursuz bir kişi, parti liderinin isteği ile karşınıza milletvekili olarak çıkabilir.

Toplumun büyük çoğunluğunun kalitesiz olduğu düşünülürse, seçilenler de doğal olarak kalitesiz olacaktır. Bu kalitesiz seçilenler, iktidarın lider kadrosunun talimatlarını düşünmeden yerine getirirler. Ve böyle bir ülkede iktidarların küresel güçlerin oyuncağı oldukları düşünülürse, seçilmişler de küresel güçlerin maşası konumundadırlar.

Ve böyle bir kalitesiz yapıya “demokrasi, milli irade” denir.

Bu milli iradeyi kabul etmeyenler ise demokrasi düşmanı, darbeci olarak suçlanır, her türlü faşist baskılarla karşı karşıya kalırlar.

BUGÜNDEN EK:

Ve bugün karşımıza öyle bir kitle çıkar ki; 15 Temmuz’da F16’ları, tankları kendilerinin durdurduğuna, demokrasiyi kurtardıklarına inandırılan, bütün dünyaya kafa tutabileceğine inanacak kadar özgüven sahibi, ama bir o kadar cahil ve İslam’la ilgisi olmayan seyasallaştırılmış dini motiflerle donatılmış bir kitle.

Bu kitle; sadece Türkiye için değil, tüm dünya için tehdit boyutuna gelmiştir. Demokratik hakları, insan hak ve özgürlükleri, kendisi gibi düşünmeyenleri döner bıçaklarıyla, pompalı tüfeklerle disiplin etmeyi düşünecek kadar şuursuz bir kitledir bu.

Bu kitle; mevcut siyasi yapıyı ve aktörleri bugünlere taşımış olmasına karşın artık onlar için de tehdit unsuruna dönüşmüştür. Mevcut siyasi yapı ve aktörler, ya bu kitleden kurtulacak veya bu kitlenin esiri olarak onlarla birlikte bir şekilde ortadan kaldırılacaktır.

Bugünün Türkiyesi için en büyük tehdit, bu küçük ama kontrolden çıkmaya başlayan kitledir. 

22.04.2017