YAŞANMIŞ FIKRA GİBİ OLAYLAR

Yurdum insanı hakkında pek çok şey söylenebilir, eleştirilebilir. Ancak öyle olaylara imza atıyorlar ki, “fıkra gibi”nin ötesine geçiyor, fıkralara esin kaynağı oluyorlar. Yaşanmış üç örnek. Belki yüzümüzde biraz gülümseme dalgası yayılabilir. Bugünlerde ihtiyacımız var.

Celal ÇETİN

CENAZE ARACINDAKİ SÜRPRİZ

Ankara Eryaman’da bir vatandaş hakkın rahmetine kavuşur. Ailesi, Ankara’nın bir ilçesinde defnedilmesini ister. O ilçenin belediyesi, cenazeyi almak üzere cenaze aracını gönderir.

Öğle namazını müteakip mefta cenaze aracına yerleştirilir. Meftanın akrabalarından iki kişi çoförün yanına oturur. O hengamede iki kişi de cenaze aracının yan kapısından arka bölüme, meftanın yanına binerler. Önde oturanların haberi vardır ama, şoförün bundan haberi yoktur.

Araç yola çıkar. Bir süre sonra arkadan bir tıkırtı duyulur, şoför kulak kesilir ama yoluna devam eder.

Bu arada hava ısındığı için şoför aracın arka kısmının klimasını açar. 5-10 dakika sonra arka kısımla şoför mahalli arasındaki koyu renkli sürgülü cam açılır, içeridekilerden birisi kafasını uzatarak;

- Abi şu klimayı kapatsan, içerisi çok soğuk oldu

Yüzü sapsarı olan şoför aracı devirmemek için büyük çaba gösterir ve o sırada yanından geçmekte olan benzinliğe dalar, motoru kapatır ve el frenini çekerek koşarak istasyona girer, elini yüzünü yıkar, 1.5 litrelik suyu kafasına diker ve 15 dakika oturur kendisine gelmeyi bekler.

Sonra aracın yanına giderek ağzına geleni sayar döker;

- Ulan eşşekoğlu eşşekler, sizin yüzünüzden aracı deviriyordum. Niye haber vermiyorsunuz oğlum araca binerken. Kalpten gidecektim neredeyse.

MEZARLIKTAKİ MEHDİ

Arap kökenli bir vatandaş. Adı Mehdi. Koyu esmer tenli. Gece saat 23.00 suları. Klasik Arap kıyafetleri üstünde. Dizlere kadar beyaz entari, altında beyaz pantolon.

Üsküdar’da yürüyerek bir yere gidiyor. Kestirmeden gitmek için Karacaahmet Mezarlığı’ndan geçmek istiyor.

Mezarlık çok büyük, yolunu kaybediyor. Bir oraya, bir buraya gidiyor ama çıkış kapısını bulamıyor. Bir süre sonra mezarlığın bekçisini görüyor ileride. Kapıyı sormak üzere bekçiye yaklaşırken bekçi onu görüyor.

Gece karanlığında koyu esmer teni nedeniyle yüzü seçilemeyen, hafif rüzgarda etekleri savrulan beyazlar giymiş bir yaratık kendisine yaklaşıyor.

Bekçi korkudan incelmiş sesiyle bağırmaya çalışıyor;

- Gelmeeeee

Bizim Mehdi;

- Abi adım Mehdi, bir şey soracağım sana diyerek yaklaşmaya devam ediyor.

Bekçi, korkudan gözleri büyümüş halde hem geri geri geri gidiyor hem tekrarlıyor;

 - Gelmeeeeeee

Son anda bizim Mehdi’de jeton düşüyor. “Adamın üstüne gidersem kalpten filan gidecek lan.” Ve uzaklaşıyor Mehdi.

Mehdi'nin mezarlıktan ne zaman ve nasıl çıktığı, bekçinin durumu bilinmiyor.

ÖLÜLERE YASAKLANMIŞ MEZARLIK

Bu olay, yıllar önce benim başımdan geçti.

Bir görev için bir grup basın mensubu Karadeniz yollarındayız. Otobüsümüz hızla yonuda devam ederken bir mezarlığın yanından geçiyoruz. Bir tabela gözüme ilişiyor. Şöyle diyor tabelada:

“Bu mezarlığa ölü gömmek yasaktır.”

Nasıl yani, mezarlıklar ölü gömmek için değil mi? Nasıl yasak olur?

Hemen otobüsü köye çeviriyoruz. Muhtarı buluyoruz ve işin aslını öğreniyoruz.

Mezarlıkları dolduğu için diğer köylerin ahalisi geceleri gizlice gelip ölülerini bu köyün mezarlığına gömüyorlarmış. Muhtar da böyle bir tabela asmak zorunda kalmış

- Peki muhtar, bu tabela etkili oldu mu, kaçak definler durdu mu?

- Yok be kardeşim nerdeeee, kimse bizi dinlemiyor. Utanmadan hala gelip gömüyorlar. Ulan kendi köylümüze, “mezarlığımız doluyor, ölmeyin mi diyeceğiz?” Bizi dinleyeceklerini bilsek deriz de, onlar da dinlemiyorlar ki.

21.04.2017