BU ÜLKENİN VAROLUŞ ŞARTLARINI UNUTMAYIN

Mondros Mütarekesi’ni ve Sevr Antlaşması Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti için dönüm noktasıdır. Bu mütareke ve sonuçları; altına imza atanlar ile bu imzayı yırtıp atanların tanınması açısından hayati önem taşıyor. Bugünleri iyi anlayabilmek için o günleri iyi bilmek zorundayız. Yaşamda kararlarınız ne olursa olsun, bu vatanın varoluş savaşını ve şartlarını sakın unutmayın.

Celal ÇETİN

Birinci Dünya Savaşını bitiren bu antlaşma. Osmanlı İmparatorluğu’nun da sonunu getirdi. Çok ağır şartlar taşıyan Mondros Mütarekesi aslında Osmanlı Devleti'nin yıkılışını öngörüyor; İtilaf Devletleri’ne Osmanlı Devleti’nin herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını tanıyordu ve Sevr’in temelini oluşturuyordu.

İstanbul kamuoyu anlaşma hükümlerini ağır buldu, ancak genel bir iyimserlikle karşıladı. 1 ve 2 Kasım tarihli İstanbul gazeteleri daha çok İstanbul’da savaş ihtimalinin ortadan kalkmış olduğunu vurguladılar.

Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilaf Devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden, Türk topraklarının taksimine giriştiler. Ateşkes Antlaşmasının 7. Maddesi, bütün bir memleketin işgali için İtilaf Devletleri’ne imkan veriyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına sağlayacak olan Sevr’in temelini oluşturan Mondros Ateşkes Antlaşması, Padişah Vahdettin’in görevlendirdiği ve yetkilendirdiği hükümet tarafından imzalandı, Vahdettin tarafından onaylandı.

Padişah Vahdettin, “Ortada bir millet var, koyun sürüsü, idaresi için bir çoban lazım, o da benim” sözleriyle tanınmaktadır.

Mondros Antlaşması’na dayanarak, ama antlaşmada yer almamasına rağmen antlaşmanın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilaf Devletleri’nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu 23 Haziran 1920’de Anadolu’da ve Trakya’da saldırıya geçti. Bursa’nın, Balıkesir’in, Uşak’ın ve Nazilli’nin ardarda işgali ile Sevr’in uygulanmasını sağlamak ve antlaşma maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek için işgal güçleri elini çabuk tuttu.

Aynı padişah İzmirlilere “İzmir’in Osmanlı vatanından ayrılması kesinlikle hatır ve hayale gelmez. İlk fırsatta İzmir’e gidip Milletle temas edeceğim” demekle yetindi.

Mondros Ateşkes Antlaşması; padişahın yetkilendirdiği hükümet tarafından imzalanmış, padişah tarafından onaylanmış ve padişahın “koyun sürüsü” olarak tanımladığı halk tarafından iyimserlikle karşılanmıştı.

Hemen arkasından; Sultan Vahdeddin’in başkanlığında toplanan Şura-yı Saltanat 22 Temmuz 1920’de “zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer” görerek Antlaşma’nın onanmasına karar verdi. Tevfik Paşa’nın, Türk topraklarını parçalayan, millî şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damad Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşmasını 10 Ağustos 1920’de imzaladılar.

“Zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer.” Yani; “esir yaşamayı kabul ederek İstanbul’daki padişahın koltuğunu koruma zavallılığı.”

MUSTAFA KEMAL “HAYIR” DEDİ

Osmanlı Padişahı esir yaşama zilliyetini kabul ederken bir kişi, Osmanlı’nın yıkılmasını, Türk milletinin yok olmasını sağlayacak antlaşmaya karşı çıktı; Mustafa Kemal.

Şöyle demişti Mustafa Kemal o günlerde:

“Osmanlı hükümeti bu mütareke ile kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilası için onlara muaveneti (yardımı) de vaad eylemiştir. Bu Mütareke olduğu gibi tatbik edildiği takdirde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilaya maruz olacağı şüphesizdir.”

Sevr Antlaşması’nın Osmanlı Hükümeti’nce imzalanması, Anadolu’daki milli mücadele azmini kuvvetlendirdi, halkın İstanbul Hükümeti’nden ümitlerini kesmesine neden oldu.

Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması’nı imzalayan ve bunu onaylayan Şûra-yı Saltanat’ta bulunanları vatana hıyanetle itham ederek vatansız sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu antlaşma ile kendini hiç bir surette bağlı görmediğini de ilan etti.

19 Mayıs 1919 yılında Samsun’a çıkarak Milli Mücadele hareketini başlatan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Anadolu’daki direniş hareketini örgütlediler. Kongreler, Kuva-yı Milliye direnişleri gerçekleştirildi. Nihayet 23 Nisan 1920'de TBMM'nin Ankara'da açılmasına karar verildi.

SONUÇ:

PADİŞAH VAHDETTİN: Hayatını tehlikede gören Sultan Mehmed Vahdeddin, İstanbul’daki işgal kuvvetleri komutanına baş vurarak İngiliz devletine sığınmak istediğini bildirdi. 17 Kasım 1922 sabahı İsranbul’dan Malaya isimli bir İngiliz zırhlısı ile ayrıldı.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: Osmanlı’dan geriye kalan bir avuç vatan toprağını koruyabilmek için amansız bir savaşa girdi. Yedi düveli “geldikleri gibi geri gönderdi, mazlum milletler için bağımsızlığın sembolü, zalim devletlerin bile takdirini kazanan dünya lideri oldu.” Laik, demokratik ve bölünmez Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağladı. Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk ve son lideri, başkomutanı ve Atatürk sıfatını haketti. Amansız savaşında bile milletini dışarıda bırakmadı, ona güvendi. Kongrelerle milletini geleceğin oluşmasına dahil etti.

Amasya Genelgesi, Mustafa Kemal’in “vatanına bağlılığının, milletine güvenin” yazılı taahüdüdür.

Şöyle diyor Mustafa Kemal:

Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir.

İstanbul hükumeti aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gösteriyor.

Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Mustafa Kemal, savaşın en kararlık günlerinde bile Meclis’i devredışı bırakmayı, sonsuz güç ve “tek adam” olmayı düşünmedi.

KISSADAN HİSSE: Bu bir avuç vatan toprağı; millete “koyun sürüsü” muamelesi yapanların yol açtığı yokoluş sürecinden, milletine güvenen liderin milleti ile giriştiği milli mücadele ile kurtarıldı. “Bir kişinin teslimiyet onayına” karşılık bir milletin milli direnişidir, Sevr imzasının yırtılıp atılması.

Yaşamınız boyunca her ne karar verirseniz verin, bu ülkenin ve milletin varolma savaşını ve liderini unutmayın.

15.04.2017