SURİYE ÜZERİNDEN DÜNYAYI İŞGAL SÜRECİ BAŞLIYOR

“ABD ile Rusya’nın Suriye barışında anlaşma umutları” yeşeriyor derken, Trump yönetiminin radikal politika değişikliği gerçekleşti. Bu öyle bir değişiklikti ki; Suriye’nin işgal sürecini başlattı. İdlib’teki kimyasal saldırı ile Rusya’da peşpeşe patlayan bombaların sözkonusu sürecin parçaları olduğu ortaya çıkıyor. Suriye’nin işgali ile Türkiye dahil bölge ve küresel dengelerin kökten değişeceği belirtiliyor. İdlib saldırısı, AKP için “Allah’ın bir lütfu” gibi görülebilir.

Celal ÇETİN

Trump’ın seçilmesi ile birlikte Suriye’de barış umutları başlamıştı. Astana ve Cenevre toplantılarında barışın çerçevesi çizilmiş, Esad’lı ve Esad’sız dönem, yeni anayasa gibi detaylar masaya getirilmiş, Trump’ın Putin’e yönelik olumlu ve ılımlı mesajlar umutları artırmıştı.

Ancak bir süre sonra Trump yönetiminde değişim singalleri gelmeye başladı. Bu değişim sinyallerinin, Başkan Donald Trump’ın eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’in Rusya ile ilişkileri gerekçesiyle istifasının ardından gelmesi dikkat çekici.

Flynn, geçen Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinden sonra Rus büyükelçi Sergey Kislyak ile görüşmüş ancak o dönem hala görevde olan eski başkan Barack Obama yönetimini bu görüşmeye dair bilgilendirmemişti. Emekli generalin ayrıca Pence ve diğer Beyaz Saray yetkililerine de Rus büyükelçiyle temasları hakkında yanlış bilgiler verdiği ortaya çıkmıştı. Kongre’nin Trump’ın önünde aşılmaz bir duvar gibi durması, Trump’a yönelik soruşturma/yargı tehditleri ile birlikte Trump’ta değişim kaçınılmaz oldu.

İNGİLTERE FAKTÖRÜ

Trump’ın seçilmesi ile başlayan tartışmalar, ABD’de oluşan otorite boşluğu bu ülkenin dünyadaki politikalarını da etkiledi.

Obama yönetiminin Suriye ve Irak’ta IŞİD’le yeteri kadar mücadele etmediğini ve yanlış politikalar izlediğini iddia eden Trump, “Kim oldukları konusunda hiçbir fikirimiz olmadan Suriye’ye karşı muhalifleri destekliyoruz. Suriye konusunda birçok kişiden farklı düşünüyorum. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmek yerine IŞİD ile mücadeleye odaklanılması gerekiyor. Suriye ile savaşılıyor, Suriye IŞİD ile savaşıyor ve IŞİD’den kurtulmak gerekiyor. Rusya şimdi Suriye ile müttefik ve bizim sayemizde güçlenen İran da. Biz kim oldukları konusunda hiçbir fikrimiz olmadan Suriye’ye karşı muhalifleri destekliyoruz” demişti.

Trump’ın bu yaklaşımı İngiltere başta olmak üzere İsrail, Suudi Arabistan, Türkiye (AKP) gibi bazı ülklerde rahatsızlık yarattı. Ancak ingiltere-Trump arasında “geleneksel” muhabbet devam etti. Seçildiği günlerde, “Avrupa Birliği, sadece Almanya’nın çıkarlarına hizmet ediyor… NATO, modası çoktan geçmiş bir teşkilat…” diyen Trump, her zaman kullandığı “America first” sloganını tekrar ederek, ABD’nin çıkarlarının kendisi için daima öncelikli olacağını söylemişti. Avrupa Birliği’ni “Ruhsuz, yapay bir oluşum” olarak nitelendiren Trump, hızını alamayıp, “AB aslında Almanya için bir araç. Sadece Almanya’nın ekonomik çıkarlarına hizmet ediyor. Bu yüzden İngiltere’nin Birlikten ayrılma kararını son derece akıllıca buluyorum” şeklinde konuşmuştu.

Trump yönetime hakim olmaya çalışırken ABD’nin boşaltttığı siyasi alanı İngiltere’nin doldurmaya başladığı görüldü. Brexit kararı ile AB’den ayrılmaya hazırlanan İngiltere’nin “üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğu’nu” ve “Commonwealth of Nations”ı canlandırmak üzere harekete geçtiği biliniyor.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu’nun sınırlarını cetvelle çizen İngiltere’nin kendisini bu bölgenin sahibi gibi gördüğü ve ilgi/alakasını hiç kesmediği biliniyor.

İngiltere’nin “dünya hakimiyeti” hayalleri, ABD’nin Afganistan savaşı ile başladı. Kısa vadeli planlarla yetinmeyen İngiliz üst aklı ve ünlü İngiliz diplomasisi, birkaç yüzyıl sonrasını doğru okumasıysa tanınır. Bu özelliği sayesinde ABD’nin Afganistan macerasının bir süre sonra tıkanacağını, bir boşluk oluşacağını ve dünyanın “sahipsiz” kalacağını doğru biçimde okudu ve gelecek yüzyılın planlarını hazırladı.

11 Eylül saldırılarını bahane eden ABD, Taliban rejimi ile mücadele gerekçesiyle 2001’de Afganistan’ı işgal etti. Kontrolü sağlamakta zorlanınca 2003’te NATO’yu devreye soktu. ABD tarihin en uzun savaşını Afganistan’da verdi ve batağa saplandı. Yakıp yıktığı Afganistan’ı kurdurduğu kukla hükümete bırakarak askerini çekmek zorunda kaldı.

Ancak Bush ailesinin “dünyayı yeniden dizayn etme” işgüdüsü tetiklenmişti. Kan ve gözyaşı Irak’la devam etti. Suriye takip etti. Ve bugünlere gelindi. Dünyadaki tüm ölümlerden sorumlu tutulan, nefret edilen, savaş makinesine trilyon dolar harcayan ve kendi içinde sorgulanmaya başlayan bir ABD.

Trump, bu sürecin sonunda seçildi. Ve İngiltere’nin öngörüleri gerçekleşmiş oldu. ABD kendi içine yönelmek zorunda kalırken İngiltere öne geçmeye başladı. İngiltere, kimi nasıl kullanacağını çok iyi bilir. Kontrolü ele almakla birlikte para ve silah/teknoloji gücünü en yakın müttefiki olan ABD’den almaya devam ediyor. Yani beyin İngiltere’den, eli kolu ABD’den oluşan bir yapı.

Bu noktada İsrail ile İngiltere’nin gizli ama yakın ilişkisini unutmamak gerekiyor. İsrail, İngiltere için bölgenin en güvenilir müttefikidir. İsrail ise bölgede kendisine rakip olabilecek bir güç istemediği gibi, büyüyebileceği yeni alanlara da ihtiyaç duyuyor. Böylece İngiltere ile İsrail’in (ABD dahil) çıkarları ortaklaşmış oluyor. Doğu Akdeniz’deki doğalgaz yatakları gibi ortak menfaatler mesela. Ortadoğu’da kurdurulacak Büyük Kürdistan (Büyük israil) projesi gibi mesela. “Ortadoğu’yu kontrol edenin Asya’dan Afrika’ya kadar neredeyse tüm dünyayı kontrol edeceği” gerçeğini de unutmamak gerekiyor.

Yani; “İsrail’in Ortadoğu’yu, İngiltere/ABD’nin geri kalanını, her ikisinin tüm dünyayı kontrol edebileceği” bir yapılanma.

BÖLGENİN TEMİZLİĞİ

Bu noktada bölgenin temizliği gündeme geliyor. Temizlik İngiltere, ABD ve israil’in hedef ve amaçlarına engel olabilecek tüm örgüt ve devletler için geçerli. Bu ülkelerin başında Rusya, İran ve Suriye rejimi geliyor.

Temizlik için bir gerekçe gerekiyordu. Bu gerekçe hem temizliği sağlamalı, hem Trump’ın düşüncelerini değiştirmeliydi. Trump, ABD devlet sisteminin baskı ve zorlamaları ile zaten belli bir noktaya çekilmişti. Son adım İdlip’le atıldı. Kimyasal saldırıyla birlikte oklar esad rejimini gösterirken Trump da düşüncesini değiştirdiğini açıkladı. “Benim Suriye ve Esad’a karşı tavrım çok değişti. Bu olay kırmızı çizginin ötesinde benim için çok çizgileri geçti” diyen Trump, askeri seçenekleri masaya yatırdı, Rusya’dan da Esad rejimine verdiği desteği gözden geçirmesini istedi.

İdlib’teki kimyasal saldırı ile nihai darbe indirilmeden önce, ön hazırlık olarak Rusya’da peşpeşe bombalar patlamaya başladı. Moskova’ya, “Suriye’de Esad rejimini desteklemeye devam edersen seni içeriden vururuz” uyarısı olarak algılanan bombalı eylemlerle Rusya’nın bölgeden uzak tutulması amaçlanıyor.

İRAN’A KARŞI SÜNNİ İTTİFAK MI?

Temizlik ile İran’ın da etkisinin kırılması amaçlanıyor. Temizlik operasyonunun İran ayağının ön hazırlıkları, Trump’ın Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün gibi bölge ülkelerine yaklaşımıyla ortaya çıkıyor.

Amerika'nın “kuduz köpek” lakaplı Savunma Bakanı Mattis, 17 Mart’ta Pentagon’da görüştüğü Suudi Arabistan  Savunma Bakanı bin Salman’a övgüler düzerek, “Krallığın bölgeye istikrar getiren bölgesel liderliği ve bizim askeri ilişkilerimiz hep durağanlığını ve istikrarını korudu. Prens hazretleri sizin etkin liderliğinizi, siyasi bağlılığınızı ve ortak çabalarımıza Krallığın desteğini genişletme ve derinleştirme konusunda istekli olmanızdan dolayı sizi takdir ediyorum” dedi.

İki ay önce Trump, Yemen ve Suriye’de güvenli bölgeler oluşturulması için Suudi Arabistan’dan destek talep etmiş, Kral Salman da bu talebi kabul ettiğini açıklamıştı.

Trump 3 Nisan’da Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile Beyaz Saray’da görüştü. Görüşmede, “herhangi bir kuşku varsa, herkesin bilmesini istiyorum ki El Sisi, çok zor koşullar altında harika işler yaptı. Biz Mısır’ın ve Mısır halkının arkasındayız. Mısır ile olan askeri işbirliğini de en üst düzeye çıkaracağız. Burada artık büyük bir müttefikiniz var” dedi.

Trump aynı gün Ürdün Kralı 2. Abdullah’la görüştü. Görüşmede, “yapılanlar benim için kabul edilemez, kırmızı çizgiyi geçtiler” diyen Trump, Orta Doğu’daki IŞİD terörünü bitireceklerini ve Ürdün’e verdikleri desteği devam ettireceklerini söyledi.

Trump’ın görüştüğü ve tam destek vaadettiği üç ülkenin ortak özelliği, Sünni olmaları ve İran/Suriye rejimi ikilisine karşı çıkmaları.

2015’te Suudi Arabistan liderliğinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 34 ülke ‘Teröre Karşı İslam İttifakı’ adıyla yeni bir koalisyon kurmuştu. Suudi Savunma Bakanı Muhammed, askeri ittifakın sadece IŞİD’le değil tüm ‘terörist’ gruplarla savaşacağını söylemişti. İttifakta; Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Türkiye, Çad, Togo, Tunus, Cibuti, Senegal, Sudan, Sierra Leone, Somali, Gabon, Gine, Filistin, Komorlar Federal İslam Cumhuriyeti, Katar, Fildişi Sahili, Kuveyt, Lübnan, Libya, Maldivler Cumhuriyeti, Mali, Malezya, Mısır, Fas, Moritanya, Nijer, Nijerya ve Yemen yer alıyor. Ancak İran, Irak ve Suriye ittifaka alınmadı.

Bu noktada, Türkiye’deki Yahudi cemaatinin yayın organı olarak bilinen Şalom Gazetesi’nin internet sitesinde 2015’te çıkan bir haber dikkat çekiyor. Haberde, İsrail ile arap ülkeleri arasındaki işbirliğinin artık gizli olmadığı vurgulanıyor, “İsrailli yetkililer son zamanlarda yaptıkları açıklamalarda Ürdün ve Mısır ile yapılan askeri işbirliklerini gizlemiyorlar” deniyordu.

PKK/PYD’NİN KRİTİK ROLÜ

Esad rejimine karşı başlatılacak olası saldırıda PKK/PYD’ye iki stratejik görev verileceği belirtiliyor. Bir yandan ABD’nin Suriye’deki kara gücü görevini üstlenecek olan PKK/PYD, İran’da (gerekirse Türkiye’de) terör hareketlerine başlayacak. Rusya’nın içe dönmesini sağlamak için patlatılan bombalar benzeri, İran’da da şiddet/terör hareketleri başlayabilir.

PKK/PYD, üstleneceği görevlere karşılık mutlaka ödüllendirilecektir. Suriye’de özerk Kürdistan, Türkiye’de federasyon, Irak’ta bağımsızlığını ilan etmiş Kuzey Irak Kürt Yönetimi gibi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın danışman damadı Jared Kushner’in, Bağdat’ta Irak yönetimiyle yaptığı görüşmeleri tamamladıktan sonra kuzeydeki Kürt Bölgesel Yönetimi’ni de ziyaret ettiğini hatırlamakta fayda var.

Genelkurmay Başkanı Joe Dunford ve Beyaz Saray Güvenlik Danışmanı Tom Bossert’in eşlik ettiği Kushner, Erbil’de bölgesel yönetimin başkanı Mesud Barzani, başbakan Neçirvan Barzani ve bölgesel güvenlik konseyinin başkanı Masrur Barzani  ile de bir araya geldi.

Mesud Barzani’nin oğlu olan Masrur Barzani IŞİD’le mücadele ve “IŞİD sonrasıyla” ilgili planların ele alındığı buluşmanın ‘yapıcı’ geçtiğini duyurdu.

AKP GELİŞMELERDEN MEMNUN

Esad rejimini devirmeye, Şam’da Cuma namazı kılmaya yemin etmiş, ancak yanlış politikaları sonucu Suriye’deki hareket alanını kaybeden ve PYD’ye yenilen AKP, Trump yönetimine gönderdiği “PYD’yi bırakın beni kullanın” mesajlarına cevap alamamıştı. ABD ve Rusya’nın talebi ile Fırat Kalkanı operasyonunu bitirmek zorunda kalan AKP, Suriye hayallerinden vazgeçmedi.

Failleri henüz bilinmeyen İdlib’teki kimyasal saldırı ile hayalleri yeniden depreşen AKP, Trump yönetimine yeniden mesaj göndermeye başladı.

Trump’ın Esad’a sert tepkisinden cesaret bulan AKP, yeni dönemde yer almak için “her şeyi” yapmaya hazır görünüyor. İdlib saldırısı AKP için “Allah’ın bir lütfu” gibi görünüyor. AKP kitlesinin İdlib saldırısından sonra fazla bir tepki göstermemesi dikkat çekici bulunuyor.

İdlib saldırısının failleri henüz bilinmezken dünyada iki merkez hemen Esad’ı hedef tahtasına oturtmuştu: Ankara ve Washington.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trump’ın açıklamaları üzerine, “Teşekkür ederim ama lafta kalmasın. Eğer bu hakikaten icraat ortaya konulursa, Türkiye olarak bize ne düşüyorsa yapmaya hazırız” dedi.

Erdoğan’ın bu açıklaması, ABD’nin olası Suriye harekatına katılma isteği olarak yorumlanıyor.

AKP İdlib üzerinden iki kuş vurmayı planlıyor. Suriye’de dışlandığı denkleme yeniden dahil olmak, bölgenin geleceğinde söz sahibi olmak, pastadan pay kapmak ve “Esad’ı devirme zevkini” yaşamak.

Suriye denklemine yeniden dahil olabilmek için güncellenen şartları kabul etmeye hazır olan AKP’nin, Esad’a karşı bir savaşta PKK/PYD ile yanyana durma ihtimali gözardı edilmemeli. PKK/PYD’nin Suriye denkleminde kilit rol oynadığı biliniyor. Bu rolü reddederek denkleme dahil olmanın mümkün olmadığını AKP de çok iyi biliyor.

Daha önemlisi AKP; denklemde yer alabilmek için PKK/PYD’nin üstleneceği görevler karşılığı alacağı ödülleri kabul edebilir.

SONUÇ: 16 Nisan referandumundan “evet” çıkması, AKP’nin olası Suriye savaşına dahil olabilmek için “her şeyi” yapmasını kolaylaştıracak.

***

COMMONWEALTH OF NATIONS

Birleşik Krallık önderliğinde bir araya gelmiş, bağımsız devletleri nitelemek amacıyla kullanılan bir tanımdır. İngiliz Milletler Topluluğu karşılıklı ekonomik etkileşime dayanan bir oluşumdur. Büyük çoğunluğu tarihte Britanya İmparatorluğu’nun eyaleti veya sömürgesi olmuş ülkelerdir ve günümüzde çoğu bağımsız olan bu ülkeler kendi rızalarıyla bu oluşumun bir parçası olarak kalmaya devam ediyor. Bu devletlerin bir kısmı geçmişte imparatorluğun parçası olmamakla beraber sonradan birliğe katıldı. Zaman içerisinde bu topluluğu terkeden, topluluktan çıkarılan ve sonradan geri kabul edilen ülkeler oldu. Üye ülkelerin bir kısmı Birleşik Krallık hükümdarını sembolik olarak en üst düzey yöneticileri olarak kabul eder. Bazı ülkeler, meşrutiyet, demokrasi, diktatörlük vs gibi birbirlerinden farklı yönetim sistemleri ile yönetiliyor.

COMMONWEALTH ÜYELERİ

Avrupa:

Birleşik Krallık (1931), Malta (1964), Kıbrıs Cumhuriyeti (1964)

Kuzey Amerika:

Kanada (1931), Jamaika (1962), Trinidad ve Tobago (1962), Barbados (1966), Bahama (1973), Grenada (1974), Dominika (1978), Saint Lucia (1979), Saint Vincent ve Granada (1979), Antigua ve Barbuda (1981), Saint Kitts ve Nevis (1983)

Orta Amerika:

Belize Belize (1981)

Güney Amerika:

Guyana Guyana (1966)

Afrika:

Güney Afrika Cumhuriyeti (1931), Gana (1957), Nijerya (1960), Sierra Leone (1961), Tanzanya (1961), Uganda (1962), Kenya (1963), Ruanda (1962), Malavi (1964), Zambiya (1964), Botsvana (1966), Lesoto (1966), Mauritius (1968), Svaziland (1968), Seyşeller (1976), Namibya (1990), Mozambik 1995), Kamerun (1995)

Asya:

Sri Lanka (1948), Singapur (1965), Maldivler (1982), Hindistan (1948),

Avustralya veya Okyanusya:

Avustralya (1931), Yeni Zelanda (1931), Samoa (1970), Tonga (1970), Papua Yeni Gine (1975), Solomon Adaları (1978), Vanuatu (1980), Tuvalu (1978), Kiribati (1979), Nauru (1999)

06.04.2017