KREDİ GARANTİ FONU KANDIRMACASI

Ekonomik çöküş, bankacılık sisteminde alarm zilleri çalmasına yol açtı. AKP hükümeti, finans ve bankacılık sektörünün çökmesi durumunda başına gelecekleri bildiği için günü kurtarma politikalarına başvuruyor. Bu politikalardan biri de, Kredi Garanti Fonu üzerinden bankaların sermaye yeterlilik rasyolarını düzeltmek. Ancak bu politikaların yeterli gelmeyeceği ve kaçınılmaz sonun yaklaştığı belirtiliyor.

Celal ÇETİN

Kredi Garanti Fonu (KGF), teminat veremeyen veya marka değeri, makine parkı, hisseli taşınmazlar gibi teminatları bankacılık sistemi tarafından kabul edilmeyen ve kurtarılması gereken işletmelerin kurtarılması amacıyla hazinenin garanti olması uygulamasıdır.

Hazine yani devlet bankalara, “bu işletme gelecek vaadediyor, ona kredi verebilirsiniz ben garanti ediyorum” diyor, bankalar da kredi veriyor. İşletme kredisini geri ödeyemezse hazine borcu üstleniyor ve borcu ödüyor.

KGF, banka kredisinin yüze 85-90’ına kefil olurken, ödenmeyen kredi borcunu kendi öz sermayesinden karşılıyordu. Yani olumlu ve gerekli bir sistemdi KGF.

TÜRİZM SEKTÖRÜNÜ KURTARMADI

KGF’nin en önemli operasyonu, Rus uçağının düşürülmesi ile turizm sektöründe ortaya çıkan krizle başladı. Krizle birlikte turizm sektöründe kredi geri ödemelerinde başgösteren sorunlar bankacılık sisteminin sermaye yeterlilik rasyosunu da (SYR) olumsuz etkilemeye başladı.

Bunun üzerine bankaların turizm kredilerini yeniden yapılandırması istendi. Burada amaç bankaların SYR’sini düzeltmekti. Bankacılık tabiriyle batık kredileri “yüzen krediler” haline getirerek SYR’yi yeniden düzenlemek istediler. Sonuçta uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları bankalara uluslararası kredi verilmesi için bankaların SYR’sini baz alıyor. Bankalar düzeltme/güncelleme yaparak SYR’sini kurtarabilmek amacıyla borçları yeniden yapılandırmayı kabul etti. En azından batık kredileri minimuma indirme umutları vardı. KGF verilecek kredilere kefil oldu.

Turizmde bu operasyon yapılırken üstüste olumsuz gelişmeler yaşandı. Dış politikada, iç politikada olumsuzluklar, artan terör ve dövizdeki durdurulamayan artış, 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL’in zamanla amacından saparak baskı unsuru haline dönüşmesi alınan tedbirleri geçersiz kıldı. Piyasalar belirsizliğe sürüklendi, bu durum bankacılık sektörüne yansıdı.

Bu arada siyasi baskılarla bankacılık sektörü konut ve bireysel/ticari kredilerin faizlerini düşürmek ve yine baskılarla batacağını bile bile kredi vermek zorunda kaldı. Ama önceden verilmiş sabit faizli kredilerin faizlerini artıramadığı için sektörün zararları arttı, SYR’si bozuldu.

Bankacılık sektörünün 2016’da dağıttığı kredi 1.8 katrilyon TL. Topladığı mevduat ise 1.6 katrilyon TL. Aradaki 200 trilyon TL bankacılık sektörünün zarar hanesine yazıldı.

Bu arada AKP’nin, zararına karşın bankaları kredi vermeye zorlaması ile bozulma hızlandı.

KGF’Yİ KULLANMA POLİTİKASI

Bankacılık sektörünün temelleri çatırdamaya başlayınca AKP panik oldu. Sistemin çökmesi ile ekonominin yıkılacağını gören AKP, KGF’yi biraz farklı kullanmaya karar verdi. Dağıtılacak kredilerin yüzde 85’ini garanti edeceğini söylüyor. Örneğin bir banka 100 milyar TL kredi kullandıracak. Hazine bunun 85 milyar TL’sini garanti ediyor. Bankalar da 100 milyar TL kredi verirken bunun yüzde 15’ini yani 15 milyar TL’sini SYR’ye dahil ediyor. Çünkü yüzde 85’i yani 85 milyar TL’si garanti ya. Böylece 85 milyar TL batık olmayan kredi kategorisine alınıyor. Böylece bankanın SYR’si tehlike sınırının altında kalıyor.

Oysa durum görünenden çok farklı. AKP yine şark kurnazlığına başvuruyor. “Kredi batarsa bu yüzde 85’in yüzde 7’sini ödeyeceğim” diyor. Gerekçesi şu: “Ben bu fonu devreye sokmasaydım ve sen kredini batırmış olsaydın hiçbir ödeme yapmak zorunda değildim. Ama şimdi sana bir kıyak yapıyorum ve zararının yüzde 7’sini ödüyorum. Bu iyiliğimi unutma, sen de benim dediğimi yap.”

Bankaların SYR’si düzelmiyor, makyajlanıyor. AKP ekonomi ve bankacılık sektörü düzelene kadar sistemin SYR’sinin bozulmamasını, en azından makyajla bozulmuşluğunu gizlemeye çalışıyor.

Ancak ekonominin düzeleceğine dair hiçbir ışık yok. Üretinim ve buna bağlı olarak iç talebin arttığına, insanların yeniden tasarruf yaptığına ve bu tasarruflarını bankalara yatıracağına dair umutlar tükendi.

Amacından saptırılmış KGF ile bankaların makyajlanmış SYR’si sistemi kurtarmaya yetmeyecek. Bu yöntemin kaçınılmaz sonu en fazla bir sene daha erteleyebileceği, ondan sonrasının tufan olduğu belirtiliyor.

Bu arada bankalar mevduatlarının yüzde 11’ini MB’de tutmak zorunda. Yani bir bankanın 100 milyar TL mevduatı varsa bunun 11 milyar TL’si MB kasalarında duracak. MB bu zorunlu karşılığın TL cinsi yanında döviz ve altın olarak da tutulabileceğini açıkladı.

MB DÖVİZ REZERVİ ERİDİ

Son olarak MB’nin kullanabileceği kendisine ait döviz rezervinin 25 milyar dolar civarında olduğunu ekleyelim.

17 Mart itibariyle MB brüt döviz rezervi 91.81 milyar dolara geriledi. Bankanın brüt döviz rezervi 25 Kasım 2016 tarihinden beri 100 milyar doların altında bulunuyor. Resmi rezervlerinden altın rezervleri, IMF rezerv pozisyonu ve SDR’ler çıkarıldığında, direkt alım satıma konu olan döviz varlıkları yaklaşık 92 milyar dolar ediyor. Bundan MB’nin borçları düşüldüğünde ise net döviz rezervinin 25 milyar dolar civarında olduğu görülüyor.

31.03.2017