TÜRKİYE TEK ADAMLAR ELİYLE NASIL BÖLÜNDÜ?

Emperyalizmin hedef ülkeler için uyguladığı klasik bir yöntemi vardır. “Böl-parçala-yönet” yöntemi klasiktir ama, her dönem işe yarar. Demokrasi, akıl, eğitim, sorgulama, vatan sevgisi, hoşgörü gibi kavramların eksik olduğu ülkelerde her zaman etkili olan bu yöntemin iki ayağı vardır; etnik, dini ve mezhepsel ayrıştırma. Bu yöntem Türkiye’de başarıyla uygulanıyor.

Celal ÇETİN

Sözkonusu ayrıştırma yönteminin mimarı, ünlü İngiliz siyasetidir. İngiliz stratejik aklı bu yöntemi öyle ince ince ve başarıyla uygular ki, hedef ülke vatandaşı İngiltere’nin yavaş yavaş enjekte ettiği siyasi, dini ve etnik fikirleri kendi düşüncesi olduğunu zanneder.

Cumhuriyet Türkiyesi’nin kurulduğu 1923’ten bugüne bu yöntem bıkmadan usanmadan uygulanıyor.

ÖRNEK-1: SAYİD-İ KÜRDİ (SAİD-İ NURSİ)

İngiliz’in yöntemine en güzel örneklerden biri, Sayid-i Nursi (Sayid-i Kürdi de denir) projesidir. İngiltere’nin bu coğrafyadaki temsilcisi olan Sayid-i Nursi eliyle muhafazakar Kürt kökenli vatandaşlarımız kontrol edilmek isteniyor.

Said-i Nursi kimdir?

Said-i Kürdi 31 Mart ayaklanmasında “biraderim” dediği ve aynı örgüte mensup olduğu Derviş Vahdeti ile birlikte, arkasına İngiliz emperyalizminin desteğini alarak isyan etti, Mustafa Kemal’in Kurmay Başkanı olduğu Hareket Ordusu tarafından yenilgiye uğratılınca da yargılanıp Isparta’ya sürgüne gönderildi. İşte bu olaydan sonra Said-i Kürdi azılı bir Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olup çıktı.

Ergun Poyraz’ın “Kanla Abdest Alanlar” kitabından devam edelim:

“Said-i Kürdi, Kurtuluş savaşı sırasında insanlarımızı sırtından vuran Kürt Teali Cemiyeti nin 3 Numaralı kurucusudur. Yine Kürt Neşri Maarif Cemiyetinin kurucuları arasındadır. Sultan Abdülhamit, onu bu zararlı faaliyetlerinden dolayı önce tımarhaneye sonra da hapse göndermiştir. Said-i Kürdi hasta yatağındayken Şeyh Sait’in torunu bir zamanlar Doğru yol partisinden milletvekili olan Abdülmelik Fırat’a şunları söylemiştir: ‘Ben biraderi’i azamim, ekremim Şeyh Sait Efendi’nin hayatını(öcünü) alacağım, aldım.

Said-i Kürdi namı diğer Said-i Nursi’nin intikamını almak istediği Şeyh Sait, bilindiği gibi kurtuluş savaşına katılmayan, bu dönemleri Türk askeri ve devletine yapacağı ihanetlerin planlarını tasarlamakla meşgul olarak geçiren bir haindi. Bu hainliğinin cezasını da asılarak ödedi.

Kurtuluş Savaşının sonucunda Lozan’da Musul hakkında yapılan görüşmeler anlaşmazlık sonucu çıkmaza girmiş, bunun üzerine seri toplantılar düzenlenmeye başlanmıştı. Haliç konferansından ve Cenevre’deki toplantılardan bir sonuç alınamıyor, ancak Türk delegeleri tezlerimizi şiddetle savunuyorlardı.

Macar, Belçikalı ve İsveçli temsilcilerin konuyu görüşmeleri için komisyon kurulmasına karar verilmiş, 30 Eylül 1924 tarihinde de komisyon kurulmuştu.

Musul’u egemenliklerinden kaptırmak istemeyen İngilizler yeni bir oyun tezgahlıyor, komisyonun kurulması kararının alındığı günlerde yani 12 Eylül 1924 tarihinde İngilizlerin desteğinde Nasturi ayaklanması başlıyor, komisyon kurulmadan iki gün önce de isyan bastırılıyordu.

Nasturi ayaklanmasının ardından Kürt Said’in, “Birader’i azamim, ekremim” diye lanse ettiği Şeyh Sait ayaklanması başlıyordu. Bu ayaklanmaları bastırmak için gücümüzü harcarken, Musul’u İngilizlere ter etmek zorunda kalıyorduk.

İngilizler zaferlerini şu açıklamaları ile izah ediyorlardı: ‘Tarihte yalnız İngiliz İmparatorluğu ayrılıkçı güçlere, kendisini uydurarak kendi yapısını koruma hünerini gösterebilmiştir!’

Şeyh Sait, Musul görüşmeleri sürerken İngilizlerden aldığı destekle ‘Din elden gidiyor’ maskesiyle Kürt devleti kurmak için isyan etmiş, isyanın sonucunda bacanağı Binbaşı Kasım tarafından yakalanarak adalete teslim edilmiştir. Şeyh Sait ayaklanma sırasında bacanağı Binbaşı Kasım’a ‘Bir Türk öldürmek, yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür’ diyor.”

Bu Said-i Kürdi bugün muhafazakar Kürt kökenli vatandaşlarımız için adeta dini önder haline dönüştürüldü. İngiltere’nin planı kısmen başarıya ulaştı.

ÖRNEK-2: ÖCALAN-PKK/PYD-HDP

Muhafazakar Kürt kökenli vatandaşlarımız Sayid-i Kürdi eliyle yönlendirilirken, onlara göre daha göreceli demokrat sayılabilen diğer Kürt kökenli vatandaşlarımız için Öcalan, PKK/PYD ve HDP projesi de unutulmadı.

PKK/PYD’nın arkasındaki irade sır değil. 30 yıldır ABD, ingiltere, İsrail, Almanya, Fransa, Yunanistan, İran, Rusya ve akla gelmedik her ülke tarafından korundu, desteklendi. Bu merkezlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk Milleti’ne muhabbet duymadıklarını biliyoruz.

Hüdapar-PKK (HDP) eliyle Kürt kökenli vatandaşlarımız, “muhafazakar-demokrat” olarak ikiye bölündü.

ÖRNEK-3: AKP/BAŞKANLIK SİSTEMİ SÜNNİ MUHAFAZAKARLAR

Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik ayrıştırıcı stratejiler yürürken, Sünni muhafazakar kesimler unutulmadı.

2002’ye kadar merkez sağ partilerin şemsiyesi altında yer alan muhafazakar kesim, bu tarihte AKP’ye monte edildi. Ancak bir türlü siyasi bir felsefeye, fikri altyapıya sahip olamadılar. AP, RP gibi olamadılar. Merkez sağda güçlü bir yapılanma durumunda AKP tabanının dağılabileceği gerçeği karşısında yeni bir strateji gerekiyordu ve bulundu; Başkanlık sistemi.

Nasıl ki muhafazakar Kürt vatandaşlarımız Sayid’i Kürdi, demokrat Kürt kökenli vatandaşlarımız Öcalan eliyle ayrıştırılarak kontrol edilmek isteniyorsa, merkez sağın Sünni muhafazakar vatandaşlarımız da tek kişi eliyle kontrol edilmek isteniyor. Başkanlık sistemi kabul edilirse, seçilen kişi bu kesim üzerinde tartışmasız hakim olacak.

ÖRNEK-4: MHP/MİLLİYETÇİ KESİM

MHP, son birkaç yıla kadar Türkiye’nin gayriresmi güvencesi olarak kabul edilirdi. “Ülkenin başına bir şey gelse ülkücüler ilk cephede savunmaya geçer” inancı hakimdi. Ancak Bahçeli-muhalefet savaşı ile MHP’nin şahsında ülkücü/milliyetçi kesim darmadağın edildi. Büyük dava kimler tarafından çökertildi, kimler partiyi dağıttı bilinmez ama, ülkücü/milliyetçi kesim ülkenin sigortası olmaktan çıkarıldı.

ÖRNEK-5: CHP/SOSYAL DEMOKRATLAR

Türk siyasetinin sol cenahını oluşturan, Atatürk’ün partisi olmakla tanınan CHP için, “ülkenin başına bir şey gelse CHP’liler ilk cephede demokrasi/laiklik savunmasına geçer” inancı hakimdi. Yine son yıllarda ayrılıkçı/bölücü felsefenin etkilerinin görülmeye başlandığı CHP’de Atatürk çizgisinden uzaklaşıldığı iddiaları güçleniyor.

İngiliz üst aklının klasik yöntemi olan etnik, dini ayrışmayı “tek adamlar” eliyle uyguladığı biliniyor. Yöntemin başarılı olduğu görülüyor. Kürt kökenli vatandaşlarımız muhafazakar/demokrat olarak; inançlı kesimlerimiz Sünni/Alevi olarak, bu ülkenin insanı Türk/Kürt, Alevi/Sünni , şu tarikat/bu cemaat olarak ayrıştırıldı, her birinin başına da birer adet “tek adam” konuldu.

SONUÇ: İnancımızı, aklımızı başkalarının inaçlarına, aklına teslim etmenin sonuçlarını yaşıyoruz bugün. Tek adamlar; bilgili, bilinçli, sorgulayan, demokrasi, insan hakları, hukuk, adalet, vicdan, hoşgörü, vatan-millet sevgisi gibi kavramlara sahip toplumları kontrol etmekte zorlanan emperyalizmin, bu kavramlara sahip olmayan toplumları kontrol için yetiştirilir ve kullanılır. Bu tip tek adamlara diktatör de deniliyor.

NOT: Atatürk'e "tek adam" diyen sözde muhafazakarlara şunu söylemek gerekiyor: İstiklal Savaşı sırasında Meclis'i açık tutan, cumhuriyet rejimini, laikliği, hukuku ve muassır medeniyet yolunu bu ülke insanına layık gören, bu ülke insanı dinini bilerek yaşasın diye Elmalılı Hamdi Yazır'a Kur'an-ı Kerim'ni Türkçe mealini yazdıran, Japonya'da ilk camiiyi yaptıran, "kadın insandır, erkekle eşittir" diyen, ülkenin geleceğini çocuklara ve gençlere emanet edecek kadar ileri görüşlü birini suçlamak istiyorsanız, başka argümanlar bulmak zorundasınız.

25.03.2017