BAŞKANLIK SİSTEMİNE DETAYLI BAKIŞ

AKP’nin hazırladığı anayasa değişiklik paketine “evet” diyenlerin paketin içeriğini bilmediği ortaya çıktı. Hayır diyenlerin iyi araştırdığı biliniyor. Araştırmadan, bilmeden, sorgulamadan onaylamak, insanın beynini başkalarına teslim etmesi demektir. Ki, bu durum ne İslamiyet’e sığar, ne vatanseverliğe. Anayasa değişiklik paketinin önemli maddelerini 0-5 yaş grubunun anlayacağı şekide toplamanın belki bilinçsiz “evet” diyenlere bir faydası olur.

Celal ÇETİN

CUMHURBAŞKANININ YETKİLERİNİ DÜZENLEYEN MADDE

Mevcut durum: Mevcut Anayasa’nın, Cumhurbaşkanının nitelikleri ve tarafsızlığı başlıklı 101. Maddesi Cumhurbaşkanı seçilen kişinin, varsa partisi ile ilişiğinin kesileceğini ifade ediyor.

Önerilen değişiklik: Cumhurbaşkanı seçilen kişinin varsa partisi ile ilişiğinin kesileceği koşulunu kaldırıyor.

Yani; kanun cumhurbaşkanının partisi ile ilişiğinin kesilmesi koşulunu kaldırırken, kendisinin parti yöneticisi ve/veya başkanı olup olamayacağına dair bir düzenleme yapmıyor. Milletvekili aday listelerine son halini genel başkanların verdiği gerçeğini düşünürsek, başkan partisinin tek hakimi olacak.

Cumhurbaşkanı yardımcılarının, bakanların, yabancı ülke temsilcilerinin ve üst düzey kamu görevlilerinin atanması:

Mevcut durum: Cumhurbaşkanını, yürütme alanına giren atamalarla ilgili olarak başbakanı ve başbakanın teklifi üzerine bakanları atar ve görevlerine son verir.

Önerilen değişiklik: Cumhurbaşkanına/başkana, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanları atama ve görevlerine son verme yetkisi veriyor. Başkan yardımcılarının sayısı, nitelikleri hakkında hiçbir bilgi yok. Cumhurbaşkanı/başkan, istediği sayıda istediği kişiyi başkan yardımcısı olarak atayabilir. Eğitim, kültür, bilgi birikimi, yaş gibi kriterler önemli değil.

Ayrıca yurt dışındaki temsilcileri ve üst düzey kamu görevlilerini atama ve görevlerine son verme yetkisi veriyor.

Cumhurbaşkanı, yürütme organı olarak yardımcılarını, bakanları ve bunun yanında, dış devletlerdeki temsilcilerini tek başına atıyor ve görevden alabiliyor. Bu atamaların hiçbirinin Meclisin onayından geçmesi gerekmiyor. Bu da yasamayı, yürütme karşısında güçsüz kılıyor. Halbuki cumhurbaşkanının gerçekleştirdiği önemli atamalarda, yasama organı tarafından denetim yapılması gereklidir.

Yani; eş-dost, dayı-yeğen, gelin-damat, enişte-amca gibi herkes başkan yardımcısı, bakan, büyükelçi olarak atanabilir. Meclis’in (milli iradenin tecelli ettiği yer) bunları onaylama yetkisi olmayacak.

TBMM VE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNİN YENİLENMESİNİ

Mevcut durum: Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun güvenoyu alamaması veya güvensizlik oyu ile düşürülmesi, 45 gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamaması halinde TBMM seçimlerinin yenilemesine karar verebilir.

Önerilen değişiklik: Cumhurbaşkanı seçimleri yenileme yetkisine sahip oluyor. Bu durumda kendi seçiminin de yenilenmesine karar vermiş oluyor. Meclisin bu kararı verebilmesi için ise 2/3 çoğunlukla seçimleri yenileme kararı almış olması gerekiyor.

Yani; Mevcut Anayasa, cumhurbaşkanına belirli koşullara bağlı olmak kaydıyla ve kendi seçimlerini yenilemeden TBMM seçimlerini yenileme yetkisi tanıyor. Sözkonusu değişiklik kanunu ise cumhurbaşkanına bu yetkiyi hiçbir koşula bağlı olmadan veriyor. Meclisin,kendisini tek başına ve hiçbir koşul olmadan feshetme yetkisine sahip bir cumhurbaşkanının istemediği bir yasayı geçirmesi ya da onunla herhangi bir konuda uyuşmazlığa düşmeyi göze alması zor olacaktır.

Halkın seçtiği bir organı, bir başka organın feshetmesi doğru olmaz. Tam da bu nedenle dünyadaki demokratik başkanlık sistemlerinde karşılıklı fesih yetkisi bulunmaz. Bu iki organ tamamen farklı seçimlerle seçilir ve birbirinden bağımsız olarak çalışır. Güçler ayrılığının sebebi budur, bir gücün diğer güçlere hakim olmasının önlenmesi.

TBMM’NİN GÖREV VE YETKİLERİNİ DÜZENLEYEN MADDE

Mevcut durum: Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak TBMM’nin görev ve yetkileri arasındadır. Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri  ise; kendisinin yasamaya ilişkin görev ve yetkileri kanunları yayımlamak, gerekli görürse TBMM’ye geri göndermek, gerekli görürse kanunlar hakkında iptal davası açmak ile sınırlıdır.

Önerilen değişiklik: TBMM’nin kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak ile ilgili görev ve yetkisini aynen koruyor. Ancak cumhurbaşkanının görev ve yetkileri ile ilgili madde değişikliği cumhurbaşkanına kararname yayımlama yetkisi veriyor. Bu kararnamelerin Meclis onayına sunulması gerekmiyor, ancak kapsamı bakımından bazı sınırlamalar getiriliyor.

Bu sınırlamalar: 1) Cumhurbaşkanı yürütme yetkisine ait konularda kararname yayımlayabiliyor 2) Temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ve siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemez 3) Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi düzenlenemez 4) Anayasada kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi düzenlenemez 5) TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.

Peki; cumhurbaşkanınca veya başkanca seçilecek bir meclis çoğunluğu, cumhurbaşkanına/başkana rağmen bir yasa çıkartabilir mi? Tüm yetkilere sahip bir cumhurbaşkanının/başkanın çıkaracağı KHK’lar mı, meclisin çıraracağı yasalar mı daha etkili olacaktır?

Cumhurbaşkanı/başkanTBMM’dençıkan bir yetki kanununa gerek duymadan ve çıkardıktan sonra da kararnameleri Meclise onaylatmadan bu yetkisini kullanabilecek. Mevcut durumda Bakanlar Kurulu, KHK çıkarırken bunu TBMM’den aldığı yetki kanununa dayandırmak zorunda. Dolayısıyla yapılan değişiklikle Meclis, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yayınlanma sürecinin tamamen dışında kalıyor.

Ayrıca yasalarda bu kararnamelerin sınırları belirtilmiş (temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ve siyasi haklar alanında çıkarılamaz.) Ancak bu sınırlamaların yetersizliği ve belirsizliği kararnamelerin kanun yerine geçmesine neden olabilir.

Örneğin “yürütmenin alanına giren konular”ın sınırları hiçbir yerde tarif edilmiyor. Anayasada kanunla düzenlenmesi zorunlu kılınan konular; temel haklar ve hürriyetlerin düzenlenmesi; ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri almak; yükseköğretim kurumları elemanlarının siyasi partilere üye olmalarını düzenlemek.

Yani; Anayasa’da kanunla düzenlenmesi zorunlu kılınan alan sayısı oldukça azdır ve sınırlı. Dolayısıyla bu koşul Cumhurbaşkanlığı kararnamesi gibi bir düzenleme için yeterli bir sınırlama değil.

Kararnamelerin karşısında, yasama organına ait tek dengeleyici unsur kanun gibi görünüyor çünkü kararnameler ancak aynı konuda Meclis tarafından çıkarılan bir kanun ile geçersiz kılınabiliyor.

Birincisi, bu düzenleme Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ie kanunların aynı statüde olduğunu işaret ediyor. İkincisi, mevcut sistemde kanunların büyük çoğunluğu yürütme, yani Bakanlar Kurulu tarafından öneriliyor.

Daha doğru bir ifadeyle, çoğunlukla Bakanlar Kurulu tarafından önerilen ve kanun tasarısı olarak adlandırılan tasarılar kanunlaşıyor. Önerilen kanun ile birlikte artık yürütme organı, yani Cumhurbaşkanı kanun öneremeyecek. Bu durumda eğer Meclis hiç kanun yapmazsa cumhurbaşkanı, kanunla düzenlenmeyen ve kanunla düzenlenmesi konusunda anayasal bir zorunluluk bulunmayan her konuyu kararname ile düzenleyebilir hale gelecek.

Bugün hemen her konuda insanların günlük yaşamlarına müdahale eden, ekonomiden dış politikaya ülkenin tüm politikalarını tek başına belirlemek isteyen birinin bakanlar kuruluna kanun çıkarma yetkisini bırakması mümkün mü? “Temel haklar ve hürriyetler” kavramını kendisine göre tanımlayan, dünyaya İslami pencereden baktıklarını iddia edenlerlerin “temel haklar ve hürriyetler” kavramından ne anladıklarını biliyoruz. Bu kişilerin böyle bir düzenlemeyi TBMM’ye bırakmayacaklarını bilmek için falcı olmaya gerek yok.

OLAĞANÜSTÜ HAL YÖNETİMİ

Mevcut durum: OHAL ilan etme yetkisi, cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’na aittir. Bakanlar Kurulu, doğal afet, tehlikeli salgın hastalık veya ağır ekonomik bunalım nedeniyle OHAL ilan edebilir ve OHAL süresince kanun hükmünde kararname çıkarabilir. Bu kararnameler Resmi Gazete’de yayınlanır ve aynı gün TBMM’ye gelir.

Önerilen değişiklik: OHAL ilan etme yetkisininin ve bu süre zarfında OHAL kararnamesi çıkarma yetkisi cumhurbaşkanına/başkana veriliyor. OHAL kararnameleri yargı denetiminin dışında tutuluyor. OHAL ilan etme nedenler artıyor ve mevcut nedenlere “savaş, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik ve ayaklanmayı” ekliyor.

Yani; cumhurbaşkanı/başkan, kişisel değerlendirmelerine veya kendisine, partisine yönelik muhalefeti “ayaklanma” olarak kabul edip OHAL ilan edebilir. Yeni düzenlemeyle TBMM’nin yetkisinde olan sıkıyönetim kaldırılırken, OHAL yetkisi ile tek adama sıkıyönetim ilan etme hakkı veriliyor.

Böylesi önemli bir kararın yürütmenin diğer unsurlarına ve devletin kurumlarına danışmadan alınması, OHAL kararnamelerinin denetiminin anayasal yargı denetiminin dışında bırakılması tek adamlık iddialarını güçlendiriyor.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCILARI, CUMHURBAŞKANINA VEKALET VE BAKANLARIN YETKİLERİ

Mevcut durum: Cumhurbaşkanına gerekli durumda vekalet edebilecek kişi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’dır. Meclis başkanı, halk tarafından seçilmiştir ve TBMM’ye yani millete karşı sorumludur.

Önerilen değişiklik: Cumhurbaşkanı/başkan kendisine bir veya daha fazla yardımcı atayabilecek, bu yardımcılar cumhurbaşkanı/başkan ile aynı yetkileri kullanabilecek, bakanlar cumhurbaşkanı/başkan tarafından atanacak ve görevden alacak. Ayrıca, cumhurbaşkanı/başkan yardımcıları ve bakanlar sadece cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacaklar.

Yani; atanmış cumhurbaşkanı/başkan yardımcıları, halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanının/başkanın olmadığı durumlarda onun yetkilerini aynen kullanabilecek. Bu durum ise temel demokratik değer ve uygulamalara tamamen terstir. Cumhurbaşkanı/başkanı halk seçiyorsa, ona bu yetkileri halk veriyorsu; yardımcılarını da halk seçmeli, yetkileri halk vermeli. Bu yapılmıyorsa buna “tek adamlık sistemi” denir.

YARGININ TARAFSIZLIĞI

Mevcut durum: Yargı yetkisi bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.

Önerilen değişiklik: “Bağımsız” ibaresinin yanına “tarafsız” ibaresi ekleniyor.

Başkanlık sisteminin en tehlikeli ve gerçeklerin en fazla çarpıtıldığa maddelerden biri budur. Düzenlemeye “tarafsızlık” ibaresini eklemekle yargı “bağımsız ve tarafsız” olmayacak. Bağımsızlığı ve tarafsızlığı güçlendirilecek tüm mekanizmalar ortadan kaldırılıyor ve bir kişinin eline bırakılıyor.

YARGI ATAMALARI

HSYK

Mevcut durum: Adalet Bakanı, 22 üyeli HSYK’nın başkanı, müsteşarı ise kurulun doğal üyesidir. Kurulun diğer üyeleri ilk derece adli yargı hakim ve savcılarının kendi aralarından seçtikleri yedi, ilk derece idari yargı hakim ve savcılarının kendi aralarından seçtikleri üç, Yargıtay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından seçtiği üç, Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından seçtiği iki, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından seçtiği bir ve cumhurbaşkanının hukukçu akademisyenler ve avukatlar arasından seçtiği dört üyeden oluşuyor.

Önerilen değişiklik: HSYK adından ‘yüksek’ ibaresi kaldırıliyoryor, üye sayısı 13’e indiriliyor. Bu üyelerin 4’ü cumhurbaşkanı tarafından atanıyor, 7’si Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan bir Karma Komisyon tarafından Genel Kurul’a sunulan adaylar arasından 2/3 çoğunlukla TBMM tarafından seçiliyor. Kurulun görevleri arasında, adli ve idari yargı hakim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme bulunuyor. HSYK’da 2010’daki anayasa değişikliği referandumu ile getirilen seçim sistemi de kaldırılacak.

ANAYASA MAHKEMESİ

Mevcut durum: Anayasa Mahkemesi 17 üyeden oluşuyor ve bu üyelerin tamamı çeşitli kurumların önerileri doğrultusunda cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor. Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetler. Sadece “iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları” Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açabilir.

Önerilen değişiklik: Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı, “Askeri Yargıtay” ve “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi”nin kaldırılması ve buralardan Anayasa Mahkemesi’ne üye seçimine son verilmesi sonucunda, 17’den 15’e indiriliyor. AYM’nin 3 üyesi Meclis tarafından; 3 üyesi, üyelerini cumhurbaşkanının/başkanın belirlediği YÖK tarafından öneriliyor ve cumhurbaşkanı/başkan tarafından seçiliyor; 4 üyesi, belli kategori isimleri arasından doğrudan cumhurbaşkanı/başkan tarafından seçiliyor; kalan 5 üye de Yargıtay ve Danıştay’ın gösterdiği adaylar arasından yine cumhurbaşkanı/başkan tarafından seçiliyor.

Anayasa Mahkemesi, kanunların, cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetleyecek. “TBMM’de en fazla üyeye sahip iki parti” iptal davası açabilir. OHAL kararnameleri Anayasa Mahkemesi denetiminin dışında bırakılıyor.

Cumhurbaşkanı/başkan tarafından atanan adalet bakanı ve onun seçtiği müsteşar da kurulun doğal üyesi olabilecekler. Dolayısıyla onların belirlenmesinde de cumhurbaşkanı etkili olacak. Ayrıca cumhurbaşkanı seçimiyle Meclis seçimlerinin birlikte yapılacak olması cumhurbaşkanı/başkan ile Meclis çoğunluğunun aynı siyasi gelenekten gelme olasılığını ortaya koyuyor. Bu da Meclisin yaptığı seçimlerde de yine cumhurbaşkanının/başkanın belirleyici olma olasılığını ortaya çıkarıyor. Cumhurbaşkanının/başkanın seçimleri hiçbir koşula bağlı olmadan istediği zaman yenileyebilme (ve aynı zamanda kendi seçimini de) yetkisi ise Meclisin cumhurbaşkanının yönelimleri dışında hareket etmesini zorlaştırıcı bir rol oynuyor. Özellikle OHAL kararnamelerinin AYM denetimi dışında bırakılması demokrasiye aykırıdır.

Yani; Her organın diğerini denetleyici anayasal yetki, hak ve sorumluluğu ortadan kaldırılıyor. Organların seçiminin kuvvetler ayrılığı prensibine göre yapılması ortadan kaldırılıyor.Yargı tamamen cumhurbaşkanı/başkanın atadığı üyelerden oluşacak.

Cumhurbaşkanı/başkanın kendi atamaları dışında, Anayasa ve Adalet Komisyonu, YÖK gibi kamu kurumlarına atamaları kim yapıyor? Cumhurbaşkanı/başkan.

AYM’nin tüm üyelerin direk ve dolaylı olarak cumhurbaşkanı/başkan tarafından seçiliyorsa, böyle bir yargı sisteminin cumhuriyetin savcısı/hakimi olması beklenebilir mi? Adalet dağıtması beklenebilir mi? Cumhurbaşkanı/başkan kendi meclisinin yanında kendi yargısını da oluşturacak.

TBMM’NİN DENETİM MEKANİZMALARI

Mevcut durum: TBMM, soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması yollarıyla denetleme yetkisini kullanır.

Önerilen değişiklik: TBMM Meclis araştırması, genel görüşme, Meclis soruşturması yapabilir, milletvekilleri bakanlara ve cumhurbaşkanı yardımcılarına yazılı soru sorabilir. Ancak soru ve gensoru kaldırılıyor.

Meclis araştırması ve genel görüşme mevcut durumda da bir etkisi olan denetim araçları değil. Kanunda dile getirilen yazılı soru konusunda ise; cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların yazılı soruya cevap vermelerini zorunlu kılacak bir yaptırım bulunmuyor.

Meclis soruşturması açılabilmesi için gerekli oranlar ise çok yüksek. Eğer Meclisin başka etkin denetim mekanizmaları olabilseydi tek başına bu oranların yüksekliği büyük bir sorun teşkil etmeyebilirdi, ancak sözkonusu kanunda Meclisin elinde bulunan diğer denetim araçları son derece etkisiz kalıyor.

Yani; Meclisin bu denetim yetkilerini kullanabilmesi için, yürütmenin (cumhurbaşkanı/başkanın) tesiri altında kalmadan teşekkül etmesi, yani seçim sisteminin ve siyasi partilerin işleyiş biçiminin değişmesi gerekiyor. Seçim barajını, partiler yasasını değiştirmeden TBMM’nin neredeyse tüm yetkisini uhdesinde toplayan ve TBMM’yi eskisizleştiren cumhurbaşkanlığı/başkanlık sistemi, tek adamlıktır.

CUMHURBAŞKANININ HESAP VEREBİLİRLİĞİ

Mevcut durum: Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, TBMM üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği karar ile suçlandırılır.

Önerilen değişiklik: Cumhurbaşkanı/başkan hakkında bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğunun vereceği önerge ile soruşturma açılması istenebilecek. TBMM, üye tam sayısının beşte üçünün gizli oyu ile soruşturma açılmasına karar verebilecek. Mecliste partilerin üye sayılarının oranına göre kurulacak bir komisyon ile soruşturma yapılabilecek. TBMM, üye tam sayısının 2/3 oyuyla cumhurbaşkanını/başkanı Yüce Divan’a sevk kararı alabilecek.

Ancak kanunda cumhurbaşkanını siyasi saiklerle görevden uzaklaştırmayı sağlayabilecek, diğer başkanlık sistemlerinde bulunan “impeachment/görevden alma” yöntemi bulunmuyor. Kanun, cumhurbaşkanının/başkanın Yüce Divan’a sevk edilmesini çok zor koşullara bağlıyor. Dolayısıyla burada Meclisin nasıl teşekkül ettiği yani seçim sistemi ve siyasi partilerin işleyişi bir kez daha önem kazanıyor.

Yani; cumhurbaşkanı/başkan isteyerek veya istemeyerek ülkenin aleyhine hareket etse hesap soracak hiçbir mekanizma bulunmuyor. Göstermelik olarak konulan mekanizmayı işletmek ise neredeyse imkansız hale getiriliyor.

Daha vahimi, cumhurbaşkanı/başkan yardımcıları da dokunulmazlık zirhina bürünüyor. Halk tarafından seçilmemiş, bir kişinin iradesi ile atanmış yardımcılar cumhurbaşkanı/başkan yetkilerini kullanacak ama, denetlenemeyecek, hesap vermeyecek.

Bu kadar geniş yetkilerle donatılan cumhurbaşkanının/başkanın ve yardımcılarının hesap vermesini bu kadar zorlaştırmaya tek adamlık sistemi denir. Demokrasisi gelişmiş hiçbir ülkede cumhurbaşkanına/başkana bu kadar yetki verilip başoboş bırakılmaz. ABD Başkanı Trump örneğinde olduğu gibi.

123’ÜNCÜ MADDEYE DİKKAT

Başkanlık sistemini getiren anaya değişikliğinin en önemli ve tehlikeli maddelerinden biri, 123’üncü maddedir. Mevcut anayasadaki maddeyi değiştirdiler. Bu değişiklik eyalet ve özerkliğin önünü açabilecek tehlikeyi de bünyesinden barındırıyor.

Mevcut düzenlemede “bölgesel düzenleme, kamu tüzel kişiliği (eyalet, özerk bölge, otonom bölge) ‘ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanarak kurulur’ cümlesi çıkarıldı, yerine “kanunla veya cumhurbaşkanı kararnamesi ile kurulur” cümlesini konuldu.

Yani; cumhurbaşkanı/başkan, kararname ile bölgesel düzenlemeler yapabilecek, bölgelerin kamu tüzel kişiliklerini değiştirebilecek.

SONUÇ: Anayasa değişiklik paketi Türkiye için, bu ülkenin insanları için, demokrasi için, daha iyi Türkiye için hiçbir şey getirmiyor. Bu, bir kişinin iktidarını güçlendirmek, devlet yönetimini tamamen o bir kişiye teslim etmek amacıyla hazırlanmış paket.

Pakette yer alan maddelerin hemen hemen hepsi yasal düzenlemelerle değiştirilebilecek maddeler. TBMM’de 15 yıldır çoğunluğu elinde tutan, her istediğini yapabilecek güce sahip bir irade bugüne kadar neden yapmadı bu değişiklikleri?

15 yıl içinde tüm icraatları başarısızlıkla sonuçlanan, ekonomiden dış politikaya, toplumsal yaşamdan devlet-millet ilişkilerine kadar her konuda gerilime yol açan; çözüm süreci, FETÖ ile ortaklık ve “kandırıldık” itirafları ortada iken, kandırılanların hazırladığı anayasa değişikliğine nasıl güvenilecek?

Bu soruların cevapları verilmediği sürece bu değişiklikler kabul edilemez.

24.03.2017