TÜRK SAVUNMA SANAYİ’İNİN DURUMU

Milli Savunma Bakanlığı 2017-2021 dönemi için tedarik planını belirledi. Ankara’nın stratejik hedefi, “teknolojik üstünlüğü bulunan küresel oyuncu” olmak. Geçtiğimiz 15 yılda Türk menşeili askeri ürünlerin ihracatı neredeyse 7 kat arttı. Ancak orduda eskiden de olduğu gibi hala eski silahlar kullanılıyor. Ayrıca Türkiye hala savunma sanayiinde “montaj” aşamasını geçebilmiş değil.

Celal ÇETİN

Defense News portalı, Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın 2017-2021 dönemi için 124 sayfalık Strateji Planı hazırladığını bildirdi. Belgeye göre hükümet, ülke içindeki silah üretimini büyütmek için ek çaba harcayacak.

HER ŞEY YERLİ ÜRETİM

Milli Savunma Bakanlığı’nın önceliğinde yaklaşık 400 program bulunuyor. Havacılık alanında Ankara hafif helikopter, İHA, 5. nesil TF-X avcı uçakları ve savaşta kullanılabilir eğitim uçaklarının tasarım ve üretimine yönelik çaba harcıyor.

Türkiye, kara kuvvetlerinin modernizasyonu için ‘akıllı mühimmat', yeni nesil Altay tankları, Kirpi zırhlı askeri araçları, tanksavar ve çeşitli topları tedarik etmeyi planlıyor.

Ayrıca Türkiye'deki tersaneler ve gemi fabrikaları da büyük anlaşmalar bekliyor. Milli Savunma Bakanlığı, (radar ve gözetleme sistemleri gibi) özel donanımlar, nöbet ve devriye botları, korvet, destroyer ve mayın önleme gemileri tedarik ederek, sahil güvenlik kuvvetlerini de güçlendirmeyi amaçlıyor.

Türk ordusuna 2021'e kadar (30 stratejik ve 28 taktik) 58 keşif İHA, 35 Altay tankı, bir mobil elektronik savaş sistemi, sahil güvenlik radarları ve ilk eğitim uçağı teslim edilmiş olması planlanıyor.

Yakın yıllarda Türkiye savunma sanayiinin, ‘kara platformları' (muhtemelen Altay tankları) için motor, (helikopterler takılan) turbo şaft motoru ve savaş uçakları için roket saldırısı önleme sistemi üretmiş olması gerekecek.

UZUN MENZİLLİ FÜZE SİSTEMİ

Savunma sanayiinin ayrıca 8 adet hava savunma sistemli TF2000 yeni firkateyn ile ilgili geciken proje çalışmalarını başarması gerekecek.

Türkiye'nin en iddialı ödevi ise kendi uzun menzilli füze sisteminin (muhtemelen hava savunma sisteminden bahsediliyor) ve füzesavar sisteminin kurulması. Bu sistemlerin maketleri 2021 yılında geliştirilmiş olabilecek.

TÜRKİYE'NİN KENDİ ÜRETİM POTANSİYELİYLE

Savunma Bakanı Fikri Işık, Türkiye'nin savunma sanayii alanında dünya liderlerinin arasında yer alması gerektiğini söylüyor. Türkiye'nin savunma ve havacılık-uzay sanayiinin yıllık cirosu 200'den bu yana 3 kat (1,3 milyar dolardan 5 milyar dolara), ihracatı ise (247 milyon dolardan 1 milyar 655 milyon dolara) 6,7 kat arttı.

Açıkça görülen başarılara rağmen 2017-2021 Strateji Planında Türk savunma sanayiinin hala yurtdışı ortaklığa bağlı kalmaya devam ettiği belirtiliyor. Milli Savunma Bakanlığı bu konuda parçaların ve nihai ürünlerin yerli fabrikalarda devam ettirilmesini öneriyor.

Güvenlik kurumlarına yerli üretim donanım ve silah almaları öneriliyor. Bununla birlikte hükümet, bilimsel araştırma ve deney-tasarım çalışmalarına desteğini arttırmayı planlıyor. Şu anda bu çalışmalara yılda yaklaşık 900 milyon dolar ayrılıyor.

YERLİ FİRMALARIN REKABET GÜCÜ ARTACAK

Milli Savunma Bakanlığı, savunma sanayii alanına yapılan yatırımların sadece silahlı kuvvetlerin modernizasyonuna değil, ihracat potansiyelinin arttırılmasına da yansıyacağını tahmin ediyor.

Buradaki mantık, döviz ve özel yatırımların devlet bütçesinin üzerindeki yükün azaltılmasında katkı sağlayacağı yönünde. Strateji planında, “Çeşitli finansman kaynakları, yerli firmaların uluslararası pazardaki rekabet gücünü yükseltecektir” deniyor.

MÜTEVAZI BAŞARI

Milli Savunma Bakanlığı'nın iyimser çağrılarının ve etkileyici silah ihracat istatistiklerinin arkasında, Türkiye savunma sanayiinin en az 2021'e kadar çözemeyeceği bir yığın sorun bulunuyor. Şu anda Ankara'nın gerçek başarısı oldukça mütevazı gözüküyor.

Uzmanlar, Türkiye'nin, Rusya'nın veya (ABD, Almanya, Fransa, İngiltere gibi) NATO ortaklarının elinde bulunan benzersiz silah tasarımı deneyimine sahip olmadığı görüşünde birleşiyor.

Türkiye, Batı'nın askeri ürün ve parçalarını kullanan ‘montaj ünitesi' durumunda. Örneğin Türkiye'nin hava sanayi şirketi TUSAŞ (TAI), Lockheed Martin F-16C/D avcı uçaklarını bu şekilde üretiyor.

Ankara'nın yerli üretim olarak adlandırdığı askeri donanımların büyük bir kısmı aslında Batılı ürünlerin değiştirilmiş alternatifleri. Örneğin FNSS Savunma Sistemleri A.Ş., ABD'nin 1960'lı yıllarda ürettiği M113A1 zırhlı aracından esinlenmiş olan AIFV (ACV-15) piyade araçları üretiyor.

Roketsan şirketinin ürettiği T-155 Fırtına obüsü, Güney Kore'nin SAU K9 Thunder aracının bir alternatifi. 2001 yılında Ankara, 1 milyar dolar karşılığında Fırtına aracının üretim lisansını aldı, 2004'te de üretimine başladı. Türkiye'de üretilen obüslerin üzerinde Alman üretimi motorlar kullanılıyor. 2011'de Azerbaycan, 36 adet T-155 aracı satın almak istemiş, ancak Almanya'nın bu amaçla motor tedariki yapmayacağını açıklamasıyla anlaşma sağlanamamıştı.

BAĞIMLILIK, ALTAY TANKINI DA ETKİLEDİ

Teknoloji ve parça ithalatına olan yüksek bağımlılık, çok iyi bilinen Altay tank projesini de olumsuz etkiledi. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, orduda kullanımda olan ve eskimeye yüz tutan Alman Leopard 1, Amerikan M60 ve M48'lerin yerlerine geçmek üzere bin adet Altay tankını tedarik etmeyi planlıyor.

Bu yolda Türkiye ciddi sorunlarla karşılaştı. 2015'in ekiminde Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve Tümosan şirketi, Altay için motor tasarımında yardım etmek üzere Avusturyalı AVL List GmbH şirketini seçti. Ancak Viyana, Türkiye'ye silah ve askeri teknoloji sevkiyatlarına ambargo uyguladı ve AVL List GmbH'nın Ankara ile işbirliği yapmasını yasakladı.

2017'nin başında Türkiye, AVL List GmbH ile kontratı feshetti ve hem prototiplere, hem de üretilen ilk 250 tanka Alman MTU şirketinin ürettiği motorları takma kararı aldı.

TÜRK MOTORUNUN ÜRETİLMESİ TARTIŞILIYOR

Ankara'nın MTU motorlarını Fırtına obüsleri için satın alması da dikkat çekici. Almanya'nın yasağından dolayı bu silahın Azerbaycan'a satılması mümkün olmamıştı. Altay tank projesinde de benzeri bir durum yaşanabileceği için Milli Savunma Bakanlığı'nın 2021'e kadar orijinal Türk motorunun üretilmesi için talimat vermiş olabilir.

Batılı askeri donanımların montajını gerçekleştiren Ankara, bu sayede ordusundaki silahları ucuza yenileyebiliyor ve ihracattan iyi bir gelir sağlıyor. Ancak Türkiye'nin, her şeyi ile benzersiz olmasa da, kendi tasarımlarını geliştirmesi ve uluslararası pazarda bağımsız bir oyuncu haline gelmesi Batı'nın çıkarlarıyla örtüşmediği ortada.

ALMANYA İLE İLİŞKİLER TEHLİKE OLUŞTURUYOR

Almanya ile askeri teknolojiler alanındaki işbirliği Türkiye için son derece tehlikeli. İki ülke liderinin sıklıkla yaptıkları görüşmelere rağmen ülkelerarası seviyede ilişkiler gittikçe kötüleşiyor.

Sığınmacı krizi ihtilaf oluşturan başlıca faktör: Ankara sığınmacıları ülkede tuttuğu için tazminat talep ediyor, Berlin ise Türkiye'yi şantaj ve taahhütlerini yerine getirmemekle suçluyor.

Geçtiğimiz yılın haziranında Alman meclisi (Bundestag), Osmanlı İmparatorluğu'ndaki 1915 olaylarını soykırım olarak tanıdı. Bu eylem, 100 yıl önce gerçekleşen olaylardan ötürü Batı'ya karşı kendini sürekli olarak savunmak durumunda kalan Türk yönetiminin onuruna indirilen hissedilebilir bir darbe oldu.

Bu ayın ilk yarısında Avusturya, Almanya, Hollanda ve diğer bazı Avrupa ülkeleri, Türk bürokratlarına orada yaşayan Türk vatandaşlarla bir araya gelmelerine izin vermedi ve son yılların en ciddi krizi ortaya çıktı.

NATO'YA İNANÇSIZLIK ARTTI

Şimdi Ankara Almanya'ya karşı ekonomik yaptırım uygulamanın imkanlarını görüşüyor, ancak Berlin'in karşı tedbirleri, Türkiye'nin savunma sanayi alanındaki birçok iddialı projesini batırabilir.

Ankara aslında bir ‘pat' durumuna geldi. Türkiye, geleceği olan askeri teknolojileri geliştirmenin imkanlarını araştırıyor ve aynı zamanda Rusya'ya göz kırpıyor. Türkiye'de geçtiğimiz yıl 15 Temmuz'da yaşanan darbe girişiminin ardından NATO'ya karşı inançsızlık oldukça arttı.

Türk Ordusu’nun kilit noktalarını tutan ‘ulusalcılar' ve ‘Avrasyacılar’ oldu. Batı Avrupa ise darbecilerle işbirliğinden ötürü ordudaki etkisini yitiren Türk subaylarının ‘Atlantik' kanadı için duyduğu üzüntüyü gizlemiyor.

18.03.2017