TÜRKİYE-İRAN GERİLİMİ

İran yönetiminin Arap Baharı’nın ilk günlerinde kaygılı olduğu gözden kaçmıyordu. Ancak kısa süre sonra, İran, gelişmeleri avantaja çevirmeyi başardı. Özellikle de devletlerin çöktüğü, iç/sivil savaşların etkili olduğu ülkelerde. Bugün hemen her yerde İran’ın ayak izlerine rastlamak mümkün. Şüphesiz ki bu gelişmelerde İran’ın örtülü operasyon kapasitesi kadar, küresel dengelerdeki değişim ve belirsizlik de etkili oldu.

Celal ÇETİN

Son zamanlarda tanık olduğumuz bazı açıklamalar ve gelişmeler İran açısından tablonun değişebileceğine işaret ediyor. ABD’nin yeni başkanı Trump’ın açıklamaları, yardımcısı Pence’in Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmalar, bundan böyle İran’a dair her şeyin yeniden sorgulanmaya başlanacağını gösteriyor. Trump, Obama döneminde başarı olarak sunulan nükleer anlaşmadan mutlu olmadığını her fırsatta ifade ediyor. Sonuçlarına şüpheyle yaklaştığını gizlemiyor. İran’ın orta menzilli füze denemesinden sonra verdiği tepkiden de anlaşılacağı üzere, itiraz ve suçlamaları gelişmelerin farklı bir mecraya taşınacağını gösteriyor. Özellikle orta-uzun menzile sahip füzelerin, nükleer silahların vazgeçilmez aşaması olması dikkate alındığında Trump’ın eline iyi bir kozun geçmiş olduğu görülüyor.

İran’ı hedef tahtasına koyan tek gelişme nükleer silahlanma değil. Kaotik bir süreçten geçen Ortadoğu’da İran’ın aktif olmadığı ülke, perde arkasında müdahil olmadığı bir gelişme yok gibi. Basra Körfezi’nden Yemen iç savaşına, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Lübnan’a geniş bir coğrafyada İran etkisi hissediliyor.

Listenin başında İran’ın Körfez ülkelerindeki faaliyetleri yer alıyor. Özellikle bu ülkelerin vatandaşları olan Şiilerin İran’la özel ilişkileri, iç güvenlik ve istikrar açısından yönetilmesi güç sorunlar doğruyor. İran’ın bu konudaki sicili, kapasite ve becerileri dikkate alındığında İran’ın etkileri görülebiliyor.

Öte yandan, iç savaşın devam ettiği Yemen, İran’ın Suudi Arabistan’ı kaygılandıran önemli bir cephesi. Irak’ta tablo ise görünenden daha karışık. İran, bu cephede birden fazla oyuncu, strateji ve araçlarla ülkeyi arka bahçesi haline getirmiş durumda. IŞİD’le mücadelenin sağladığı “psikolojik” avantaj, Şii milisleri harekete geçirme, örgütleme ve silahlandırma kapasitesi ortada. Kendisini uzun vadede “IŞİD’i yenmiş, Musul’u kurtarmış” yönetimin en güçlü müttefiki olarak konumlandırmanın koşullarını hazırlıyor. İş burada da bitmiyor. İran, Kuzey Irak Kürt Bölgesi’nde siyasi, ekonomik ve güvenlik konularında oldukça aktif ve hatırı sayılır “yerli dostlar” edinmiş durumda.

İran, Lübnan’daki etkinliği, Suriye’de artan varlığı ile bu cephede de faal ve her zamankinden daha görünür durumda. Bu tablo, nükleer anlaşmadan mutsuz olan ve ilk fırsatta Hizbullah’tan 2006’nın rövanşını alma hazırlıklarını sürdüren İsrail için iyi bir “gerekçe” sunuyor. Trump’ın açıklamaları, küresel öngörülmezliklerin artması yeni dönemde İran’ı “öncelikli gündem ülkesi” haline getirecek gibi görünüyor. Küresel ve bölgesel gelişmelerde yeni denge arayışı, İran’ın vereceği tepki bölgeyi yakından izlemeyi gerektiriyor.

TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ

Uzun bir süre Rusya ve İran, Suriye politikasını bir arada yürütüyordu. Bu noktada Türkiye’nin sürece dahil olması, İran tarafından çok da arzu edilen bir durum değildi ama denklemin dışında kalmak istememesi yüzünden bu sürecin parçası haline geldi. Son günlerde iki ülke arasında ortaya çıkan söylemleri de bu bağlamda değerlendirmek gerekir çünkü uzun bir süreden beri Suriye konusunda Türkiye ve İran arasında net bir görüş farklılığı var. Astana süreci ve şimdi yeni başlayan Cenevre sürecinde, iki ülke aynı masaya oturmuş olsa da farklı bakış açısı hala devam ediyor.

İran ve Türkiye Suriye konusunda çok farklı düşünen iki ülke. Ankara, Suriye muhalefetine ev sahipliği yapıyor ve Suriye’nin kuzeyinde askeri varlığı bulunuyor. Tahran ise Rusya ile birlikte Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat’ı destekliyor. Son zamanlarda iki ülke arasında gerilim yaşanmaya başladı. Uzmanlara göre Ortadoğu’daki sorunlar çözülmedikçe olumlu gelişme beklenmemeli.

Uluslararası uzmanlar iki ülke ilişkileri hakkında “İyi gitmiyor ama bozulmuyor” yorumunu yapıyor. Uzmanlara göre İran’ın uluslararası hamleleri “ekonomik” amaçlı. Uzmanlar, İran’ın geniş bir coğrafyada siyasi etkinliğini arttırmak istediğini, Doğu Akdeniz’de daha rahat ekonomik ilişkiler kurabilmek, enerji kaynaklarını daha iyi şartlarda satabilmek için şartları zorlayabileceğini belirtiyor.

ABD’NİN ETKİSİ OLDU MU?

Türkiye-İran ilişkilerini etkileyen diğer bir unsur da, Amerika’daki yönetim değişikliğiyle birlikte Türk-Amerikan ilişkilerinin yeniden gözden geçirilebilir hale gelmesi olabilir.

2015 yılında Birleşmiş Milletler ve Obama yönetimi öncülüğünde İran’la yapılan nükleer anlaşma özellikle Basra Körfezi bölgesinde ciddi bir krizi ortaya çıkardı ve Amerika’nın en büyük müttefiki olan İsrail tarafından da bu durumun hoş karşılanmadı. Uzmanlar, bu sebeple yeni Amerikan yönetiminin bu anlaşmaya çok daha muhalif olduğunu ve yeni yönetimin söylemlerinden anlaşmanın tekrar gündeme geleceğini anladıklarını belirtiyor.

İlişkilerdeki en sıcak çatışma konusunun Suriye olduğunu belirten uzmanlar, bunu Irak’la ilgili görüş ayrılıklarının izlediğini kaydetti. Arap Baharı başlamadan önce Esat rejimiyle ilişkiler İran ve Türkiye’nin ortak noktasıydı. ABD’nin çok önemli rol oynadığı Arap Baharı başladığında değişim yaşandı.

Obama yönetimi, Suriye konusunda çok eleştiri aldı ve kendisini savunarak başarılı olduğunu iddia etti. Bu tartışılır. Ama Türkiye’nin, Suriye’deki angajmanını ABD’nin Arap Baharı projesi başlatmıştı. İran ise Şam rejimini müttefiği olarak gördüğü için doğrudan Suriye’deki iç savaşta yer aldı. İran kuvvetleri doğrudan Suriye’de savaşıyor. O nedenle de iki ülke Suriye’de karşı karşıya geldi. İran, Şam rejiminin yanında yer aldıktan sonra ilişkilerde bu noktaya gelinmesi şaşırtıcı değil.

ÇÖZÜM NASIL OLACAK?

Uluslararası uzmanlara göre, Türk-İran ilişkilerinde olası iyileşmenin anahtarı Ortadoğu sorunlarında. İlişkileri etkileyen üçüncü alanlardaki sorunlar ortadan kalkarsa hızlıca düzelme olacağını kaydeden uzmanlar, Ortadoğu’da barış sağlanmadıkça  Türkiye-İran ilişkileri düzelmez. Öte yandan şu dönemde üst düzey yöneticiler arasında ilişkiler kopmuş değil. İki ülke de kendi kamuoylarına sert mesajlar verse de aralarındaki diyaloğu sürdürüyorlar. Bu en azından önemli. Bugünden yarına sonuç vermez ama başlangıç olabilir.

TÜRKİYE NE YAPABİLİR?

İki ülke arasındaki gerilim, mezhep çatışmasından kaynaklanıyor. Sünni AKP hükümeti, Suriye’de etkin olan İran’a karşı üstünlüğü sağlamak ve bölgede Sünnilerin lideri olabilmek için politika izliyor. Ancak bu politikanın başarılı olabilmesi ABD, Rusya gibi ülkelerle kurulacak ilişkiye bağlı.

AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik sert politikasından umutlandı ve ABD ile hareket etmek istedi.

Ancak Türkiye bir çıkmazda görünüyor. Bir yanda mezhepçi politika izlerken diğer yandan Suriye Kürtleri ile sorun yaşıyor. Bu noktada ABD’nin İran ve PYD politikaları birbirinden farklı olunca Türkiye nasıl bir politika izleyeceğini bilemiyor.

ABD ile Türkiye’nin İran politikası birbirine benziyor. İki ülke de İran’a karşı ittifak kurabilir.

Ancak ABD ile Türkiye, PYD konusunda ayrı düştü. Türkiye PYD’yi bölgede istemiyor, ABD PYD’yi Suriye’de kullanmak istiyor. Bu noktada iki ülke karşı karşı agelmiş durumda ve İran’ın müttefiki Rusya’nın durumu önem kazanıyor.

Rusya Türkiye’nin yanında değilse İran da değildir. ABD’nin dost ve müttefik olmadığı biliniyor. Şu anda Türkiye bocalıyor, girdiği krizden çıkmaya çalışıyor. Türkiye, “ben Suriye’nin üniter yapısının, ulusal bütünlüğünün bozulmasını istemiyorum, bunun için de mücadele ediyorum, aldığım çekildiğim yerlere Suriye ordusu gelsin” deseydi Suriye’de daha etkili ve başarılı olurdu.

Özgür Suriye Ordusu’nun yüzde 70’ini ABD kontrol ediyor. Silahlarını ve parasını ABD veriyor. ÖSO’nun Türkiye’nin aleyhine ne zaman döneceği belli değil. Yarın Türkiye El Bab’tan çekilmek zorunda kalırsa burayı doldurabilecek, silahlı gücü olan, halkın üzerinde bunu kullanabilecek olan tek güç Suriye ordusu ve PYD. ÖSO’nun, El Nusra veya diğerlerinin gücü yok.

Eğer Türkiye, Suriye ile bu işleri organize eder pazarlığını yapar buna müsaade etmezse bu zaten olmaz. Pazarlığınızı yanlış yerde yanlış adamlarla ABD ve Rusya ile yapmaya çalışırsanız bu işin sıkıntısını yaşarsınız. Türkiye büyük hata yapıyor. Kamuoyunda, “El Bab’da neden durduk? Duracaktık neden bu kadar geldik? Neden bu kadar şehit verdik” diyenlerin sayısı artıyor.

Türkiye’nin tek argümanı; “burada bir Kürt devlet yapısı kurulmasın.” Bütün oyunu bunun üzerine kurdu ama bunun için geç kaldı, daha önceden müdahil olunacaktı.

Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti ya da IŞİD kaynaklı bir oluşumu asla istemiyor ve mevcut operasyonunu bu noktada yürütüyor. İran’ın bu noktada tam olarak stratejisi nedir bilinmiyorz. İran da, Türkiye kadar Suriye’nin kuzeyinde bağımsız bir devlet kurulup kurulmaması konusunda net mi? Bu konuda tavrı Türkiye’ye yakın mı yoksa Türkiye’den farklı mı? İran da, bu noktada daha net bir pozisyon alırsa Türkiye ile uzlaşması çok daha kolay olacak.

İran’ın kendi çıkarları için bir takım siyasi hamleler yapabileceğine dikkat çeken uzmanlara göre, tekrar ekonomik yaptırımların gündeme gelmesi halinde İran, kötüye giden ekonomisini kuvvetlendirmek adına komşularıyla ilişkilerini ön plana çıkarabilir. 2006-2010 arası en sert yaptırımların uygulandığı dönemde İran için en iyi çıkış kapısının Türkiye olduğuna dikkat çeken uzmanlar, Türkiye’nin her zaman için İran’ın vazgeçemeyeceği bir ortak olduğunu kaydediyor.

YEMEN KİLİT FAKTÖR

Yemen, İran ve Suudi Arabistan arasında gizli bir savaşın alanı haline dönüştü. Bölgede Müslüman dünyasının yüzde 80’nini oluşturan Sünnilerin büyük ağırlığı bulunuyor.Bu da Şii güç İran için büyük bir zorluk anlamına geliyor. Tahran yönetimi bu nedenle Yemen veya Suriye gibi ülkeleri kendi yanına çekmeye çalışıyor. İran’ın bölgedeki yayılmacı stratejisi Yemen’i Suudi Arabistan için vazgeçilmez bu duruma sokuyor.

Savaşın asıl amacı Yemen’deki Şii Husi isyancıların yok edilmesiydi çünkü Suudi Arabistan tarafından İran’nın ülkedeki temsilcileri olarak görülüyorlardı.

Yemen bölgede oynanan büyük jeopolitik satrancın önemli bir parçası. Bu oyunu taraflardan biri önde bitirirse rakibine kazanım açısından büyük fark atacağı da bir gerçek.

Yemen’deki İran-Suudi Arabistan savaşında Sünni AKP, fiili olarak savaşa katılmasa da diplomatik anlamda Sünni Suudi Arabistan’ın yanında yer aldı. Suudi Arabistan’ı ABD de destekliyor. Yemen’de Türkiye, Suudi Arabistan, ABD ittifakı oluştu. Buna karşılık İran ve Rusya karşı ittifakta yer alıyor. Böylece Türkiye ve İran Yemen’de de karşı karşıya gelmiş oluyor.

Kızıldeniz’in çıkışında çok stratejik bir coğrafya da bulunan Yemen’in durumu da ekonomik nedenlere bağlanıyor. Suudi Arabistan’ın  kara – deniz çıkışı olan Yemen, böylece Suudiler  için de daha da önemli oluyor.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Suudi Arabistan’ın Yemen’ e yaptığı operasyon için “Yapılan eylemi Yemen’in egemenliğinin çiğnenmesi olarak görüyoruz. Operasyonu derhal durdurun” dedi. Bu açıklamadan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “İran ve terörist gruplar Yemen’den çekilmeli” çağrısında bulundu. Yani Suudi Arabisan ve Türkiye Yemen’de birlikte hareket ediyor.

Yemen’in, Körfez ile Djibuti arasındaki kontrol hattının üzerinde olması ile de ABD için de ayrı bir önemi var. Ayrıca Yemen’ in tam karşısında yer Djibuti küresel 6 petrol noktasından biri. Yemen ve Djibuti arasındaki Bab El-Mandep Boğazında, güç sahibi olmak dünya ticaretinde ve enerjisinde de söz sahibi olmak anlamına geliyor. Yemen’e hakim olan, hemen yanı başında Körfezin en önemli noktası olan Hürmüz Boğazına da hakim olabilir.

16.03.2017