KARARGAH ÜZERİNDEN 3. KUMPAS MI?

Hürriyet’in “Karargah Rahatsız” manşeti ile yeni bir süreç mi başlatılmak isteniyor? Referandum sarecinde “hayır” oylarının “evet” oylarını geçtiğinin ortaya çıkması ile yeniden “darbe” paranoyasına kapılan veya darbe gerekçesi ile mağdur rolüne hazırlanan AKP, saflarını sıkılaştırmaya mı çalışıyor? Türkiye’de darbe yapacak bir kurum yokken, girişimlerin hükümete suni nefes olacağı bilinirken nereden çıkıyor bu manşetler?

Celal ÇETİN

ABD/NATO’nun talimatı doğrultusunda AKP-FETÖ ikilisi Ergenekon, Balyoz adıyla TSK’ya kumpas kurdu. “Hükümete darbe” gerekçesiyle Türk Ordusu’nun komuta kademesi tutuklandı, TSK’nın gücü kırıldı. Toplum gözünde itibarsızlaştırıldı.

15 Temmuz’da FETÖ terör örgütü üzerinden “darbe girişimi” gerçekleşti. FETÖ terör örgütünün TSK başta olmak üzere devlet içindeki yapılanması bir sır değil. Son 30-40 yıldır ülkeyi örümcek ağı gibi sardığı biliniyor. Bu anlamda herkesin bir şekilde sorumluluğu bulunuyor, bu gerçeği teslim etmemiz gerekiyor.

Ancak son 15 yılda, AKP ile birlikte FETÖ terör örgütünün devlete hakim olma sürecinde çok hızlı gelişme yaşandığı da bir gerçektir. Bu gerçeği AKP’nin yetkili isimleri de kabul etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın FETÖ için, “Bundan dolayı hem Rabbimize, hem milletimize verecek hesap olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin. Rabbimden af diliyorum, milletimden özür diliyorum. Çünkü burada hata yapmışız. Olaya biz tabii samimiyetle baktık” demesi bu gerçeğin bir anlamda itirafıdır.

O günlerde ekranlara çıkan AKP’lilerin FETÖ’nün kendi dönemlerinde güçlendiğini itiraf etmeleri hala hafızalarda. Aynı AKP’lilerin, 15 Temmuz’un hemen ertesinde Atatürkçü kesimlere haksızlık ettiklerini itiraf ettikleri de hala hafızalarda.

Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihine yukarıdaki gerçekler ışığında geldi. O geceye ilişkin hala pek çok bilinmezlik, soru işareti devam ediyor. Bilinmezlikler zaman içinde günyüzüne çıkacaktır ama, 15 Temmuz’la birlikte FETÖ terör örgütü ile mücadele gerekçesiyle demokratik sistem ve parlamento askıya alındı, ülke KHK’larla yönetilmeye başlandı.

KHK’larla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm kurumları ve kurulu düzeni altüst edildi. TSK’nin binlerce yıllık emir komuta zinciri, komuta kademesi darmadağın edildi, askeri liseleri kapatıldı, kuvvet komutanları Milli Savunma Bakanlığı’na, Genel Kurmay Başkanlığı Cumhurbaşkanlığı’na, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı İçişleri Bakanlığı’na bağlandı.

Onbinlerce kişi devlet kurumlarından atıldı, pek çok şirkete el kondu.

BOZDAĞ’IN İTİRAFI

Zaman içinde mağduriyetler ortaya çıktı. Ergenekon/Balyoz döneminde yaşanan acıların tekrarlandığı iddiaları güçleniyor.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın KHK ile görevden atılan onbinlerce devlet memurunun durumuna ilişkin olarak yaptığı açıklama 15 Temmuz sonrasına dair ipuçları veriyor: Bozdağ, “Bu kişilerin ihraç edilmesinde tümünün suçlu olmadığını, bu kişilerin suç işledikleri veya FETÖ ile bağlantılı oldukları için değil, idari kararla görevden uzaklaştırıldığını, her atılanın suçlu olmadığını” söyledi ama, İhraç ve iadelerin neye göre yapıldığını açıklamaktan kaçındı.

Bozdağ’ın açıklamaktan kaçındığı ihraç ve iade kriterlerinin yanısıra 15 Temmuz’la ilgili pek çok soru işareti de giderilebilmiş değil.

Örneğin; “bir darbe 3-5 tankla, uçakla, 300-500 kişiyle mi yapılır? Bilmem kaç tonluk tankı kamyonlarla, otomobillerle durdurmak mümkün mü? Ses hızıyla uçan ve yıkıcı bombalar taşıyabilen uçakları yerdeki vatandaşlar nasıl durdurabilir? TBMM’nin halkla ilişkiler binasını, Beştepe’nin dış duvarlarını ve yetersiz geldiği için taşınması planlarar Ankara Emniyet Müdürlüğü binasını bombalayan F-16’lar nasıl olur da bu kadar etkisiz kalabilir?” gibi sorular hala cevap bekliyor.

“Neden asıl mücadele ÖK Komutanlığı’nda ve polis Özel Harekat Merkezi’nde yaşandı da, siyasi karar mekanizmalarının derdest edilmesi düşünülmedi, nasıl oluyor da TSK’nın en seçkin birimi ÖKK’nın darbeci timi Marmaris’te Erdoğan’ın bulunduğu oteli bulamaz?” soruları da cevap bekliyor.

Cevap bekleyen en önemli sorular ise FETÖ terör örügütü ile başlatılan hukuki mucadele sürecinde birikmiş durumda. Örneğin TBMM’de kurulan 15 Temmuz Araştırma Komisyonu’na neden önemli isimler davet edilerek dinlenmedi? Kamuya bu kadar sızabilen bir yapının siyasi ayakları niye hala ortaya çıkarılmıyor? AKP dahil partiler içindeki FETÖ’cülere niye dokunulmuyor?

Bu soruları bir kenara koyarak yeniden Doğan Grubu’nun rolüne dönelim.

DOĞAN GRUBU’NUN GİZEMLİ ROLÜ

Yaşanan süreçte Doğan Grubu önemli bir rol üstlendi. 15 Temmuz gecesi nerede olduğu bilinmeyen, ne zaman ortaya çıkacağı merakla beklenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bulunduğu yerden ilk iletişimi, CNN Türk Ankara Temsilcisi Hande Fırat üzerinden kurdu. Cep telefonu ile görüntülü canlı yayına çıkan Erdoğan, insanları sokağa davet etti.

Bu çağrıdan kısa süre sonra CNN Türk’ün İstanbul merkezi darbeciler tarafından basıldı. Ne gariptir ki; stüdyoları basan darbeci askerlerin her yaptıkları canlı olarak yayınlandı. Nedense yayını kesmeyi veya binanın elektrik sistemini kapatmayı akıl edemediler.

Öte yandan aynı gece TRT’yi basmaya kalkan, Türksat  tesislerini ele geçirmeye çalışan darbeciler nedense başarılı olamadı, püskürtüldü. Bazı kesimlere göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Doğan Grubu’na ait CNN Türk’ün Ankara Temsilcisi Hande Fırat’a bağlanarak yaptığı çağrı ile sokaklara dökülenler sayesinde darbe girişimi başarısız oldu.

Ve gelelim bugüne.

O dönemde CNN Türk Ankara Temsilcisi olan ve Erdoğan’la iletişime geçerek darbe girişiminin bastırılmasında hayati rol üstlenen Hande Fırat’ın, bugün Ankara Temsilcisi olduğu hürriyet Gazetesi’nde “Karargah Rahatsız” manşetiyle bir haberi yayınlandı. Haberin içeriği malum.

Bu haberden sonra ortalık karıştı veya karıştırılmak istendi. “Doğan Grubu’nun TSK’yı kışkırtarak hükümete ayar vermeye çalıştığı” iddiaları ortaya atıldı.

Dün (27 Şubat 2017) önce Başbakan Binali Yıldırım Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’la görüştü. Akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’la birlikte Akar’ı kabul ederek görüştü.

Bu sabah Pakistan’a gitmeden önce havalimanında açıklama yapan Erdoğan, “Bu terbiyesizliktir, devleti kendi içinde birbirine düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Herkes yerini konumunu bilecek. Bedelini ağır ödeyecekler. Her zamankinden daha fazla birliğe, beraberliğe, kardeşliğe, dayanışmaya ihtiyacımızın olduğu bir dönemde bu tür yaklaşımları, ben kusura bakmasınlar affedilir bulmuyorum. Bunu da Genelkurmay Başkanımızla görüştük. Biraz sonra kendileri bu konuyla ilgili biraz daha detaylı teferruatlı açıklamayı kendi sitelerinden yapacaklar” dedi.

Kısa süre sonra Genelkurmay’dan yapılan açıklamada; “haberin kendilerini üzdüğü, 'karargah rahatsız' gibi bir ifadenin kullanılmadı ve TSK’nın devletinh/milletin emrinde olduğu” belirtildi.

SORULMASI GEREKEN SORULAR

Hürriyet’in bu manşeti neden bugünlerde attığına bakmak gerekiyor. AKP’nin hazırladığı anayasa değişikliği teklifinin referandum sürecinde, “hayır” diyenlerin oranının “evet” diyenleri ciddi anlamda geçtiğinin ortaya çıktığı bir dönemde böyle bir haber kime hizmet eder?

AKP iktidarını direk eleştirmekten kaçınan Doğan Grubu’nun, açıkça savaş ilanı anlamına gelebilecek böyle bir manşeti atması mümkün mü? Mümkünse neye güveniyor? Türkiye’de AKP ve Erdoğan’a karşı olan organize, güçlü ve tehdit olabilecek bir yapı var mı? Hükümetin, “açıklama yaparak rahatsızlığını bildir” demesi üzerine hemen açıklama yapan Genelkurmay’dan mı korkuluyor? Veya Doğan Grubunu’nun da içinde bulunduğu, hükümetle ters düşmemek için olağanüstü gayret sarfeden iş dünyası mı tehdit oluşturuyor?

Veya, sizin cemaatinize mensup Ahmet Hakan, Abdülkadir Selvi gibi isimleri yerleştirdiğiniz, 15 Temmuz’da “basın büronuz” gibi çalışan, istediğiniz zaman genel yayın yönetmenlerini değişteribildiğiniz Doğan Grubu mu tehdit oluşturuyor?

Kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın. Bu ülkede tek kullanımlık “hükümete darbe” kozu 15 Temmuz’da kullanıldı ve bitti. İkinci bir darbe girişimi sökmez. Geriye,“darbe olacak” tehdidi ve korkusu kaldı kullanabilecekleri. Yandaş medyada son dönemlerde sürekli, “Mart ayında darbe olabilir” gibi yayınlar, bir şeylere zemin hazırlama olarak kabul edilebilir. Bu zemine yol açan, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, “Mart’ta Türkiye alev alev olacak” cümlesi oldu.

Star gazetesi’nden Yakup Köse, “Ergenekoncular’ın, Balyozcular’ın fikirdaşları” olarak tanımladığı kesimleri kastederek, “Yeni 28 Şubat geliyor” derken, Yeni Şafak’ın yazarlarından Mehmet Şeker, “yeni bir darbe girişiminin ‘gece 03.00'te’ yapılacağını” öne sürdü. Şeker’ın yazısı, her ne planlanıyorsa ilginç ipuçları içeriyor:

“Tıpkı 15 Temmuz’dan sonraki bir ay gibi, sandık gününe kadar nöbet tutmak, tetikte beklemek şart.

Kapıya geleni indirmek, buna hazır olmak boynumuzun borcu.

Gerekirse şehir mitingleri gece yapılsın.

Darbe girişiminde bulunanlar, FETÖ’den ibaret olsaydı, çoğunu temizledik diye bakabilirdik meseleye.

Sizce o hainler, Fetöcülerden mi ibaretti?”

Son iki cümleye dikkat: “Darbe girişiminde bulunanlar, FETÖ’den ibaret olsaydı, çoğunu temizledik diye bakabilirdik meseleye. Sizce o hainler, Fetöcülerden mi ibaretti?”

FETÖ’cüler değilse, kimler darbe girişiminde bulunacak?

Sonuç olarak; bu ülkede gerçek anlamda bir darbe olmaz.

61, 80 askeri müdahalelerini yapan ve en fazla 3 yıl sonra kışlasına çekilip yönetimi sivillere bırakan TSK mı; yoksa 15 yıldır gitmemek için “her türlü yönteme başvuranlar mı” darbeci?

16 Nisan yaklaştıkça TSK üzerinden mağdur rolü için zemin hazırlanıyor. Bu ülkenin güvendiği en önemli kurumu siyasi hırslar için bu kadar hırpalamak kimin işine gelir? Referandumla “kişiye özel sistem” endişesinin AKP tabanını da rahatsız ettiği bir dönemde TSK üzerinden kendi tabanlarını birleştirmeye mi çalışıyorlar?

Asıl soru bunlar olmalı?

28.02.2017