BİR ÜLKE NASIL İŞGAL EDİLİR?

Mustafa Kemal’in bu vatan topraklarında yaşayanlarla kazandığı Türk İstiklal Savaşı, mazlum milletlere umut ışığı, zalim devletlere tokat olmuştu. Öylesine bir dönüm noktasıydı ki Türk İstiklal Savaşı, bu topraklarda yaşayan herkesi “vatan, memleket, namus” gibi kavramlar etrafında birleştirmiş, milli/ulusal bir toplum yaratmış, insana “vatandaş kimliğini” iade etmişti.

Celal ÇETİN-(22 Kasım 2011)  

http://www.2023haber.com/makale_detay.php?makaleid=1050

Bu savaş, “asker-millet, peygamber ocağı” bileşimiyle kazanılmıştı. Yedi düveli “geldikleri gibi gönderen de” bu bileşimdi.

Bu bileşim hoşgörüye, saygıya, milli/manevi değerlerle çağdaş uygarlığı bir potada eritmekti. Bir başka ifadeyle bu toplum, “camiden çıkanla mahalle bakkalından içkisini alanın yolda birbirlerine selam verecek, etnik kökenlerini sorgulamadan herkesi bağrına basacak” bir yapıya kavuşturulmuştu.

Böyle bir yapıyı yıkmak, böyle bir ülkeyi işgal etmek mümkün müdür?

Elbette değil.

Öte yandan İstiklal Savaşı’nın işgalce emperyalist güçlere kazandırdığı bir deneyim vardı. Bu vatan topraklarında yaşayanlar, genetik yapıları gereği işgalci güçlere karşı direniyorlar, sınırlarından yabancı bayrak, yabancı postal girdiği anda tek bilek, tek yürek olmayı biliyorlardı.

Yani istiklal Savaşı, emperyalistlerin işgal konseptlerini değiştirmelerine yol açtı.

Artık topla-tüfekle işgal dönemi bitti.

Toplumu içten parçalayarak işgal etme dönemi başladı.

Yeni işgal konseptinin farklı ve daha tehlikeli yöntemleri vardı.

Önce toplumu birleştiren tüm değer yargılarını, ortak paydaları tartışmaya açacaksınız. Bunu yaparken bu gibi dğerleri zayıf kişi ve grupları bulup ekonomik, siyasi, dini ve etnik anlamda destekleyeceksiniz. Ve yönetime getireceksiniz.

Bu arada ayrıştırdığınız toplumun belirli kesimlerini, devşirdiğiniz kişi ve grupların arkasına takacaksınız.

Bunu nasıl yaparsınız? Henüz vatandaşlık bilincine ulaşmamış, düşünme yeteneği gelişmemiş kesimlerin dini ve mezhep duygularını kaşırsınız. Ceplerine de üç-beş kuruş koyarsınız. O kesimler, muhafazakar kimliklerinin bu yönetimler tarafından özgürleştirildiğini, aç-açık bırakılmadığını düşünmeye başlar.  Bir  anlamda yönetim, o kesimlerin velinimeti haline getirilir. Cemaat-tarikat adıyla din tacirlerinin enine boyuna sömürmelerinin yolu açılır.

Artık o ülke işgale hazırdır.

Tüm yasalar, dünün “geldikleri gibi gidenleri,” bugünün “AB’si, ABD’si” tarafından dikte ettirilir.

Bedelli, vicdani ret gibi uygulamalarla asker-millet kavramı yerle bir edilir.

Sözde İslami yaşam tarzı korunuyor gerekçesiyle Vahabilik yerleştirilmeye başlanırken, diğer yandan Batı’nın talepleri doğrultusunda azınlıkların önü tamamen açılır. “Mallarının iadesi” gerekçesiyle milyarlarca dolarlık ekonomik destek sağlanır.

Yıllar öncesinde yaşanmış olaylar kaşınmaya başlanır. Birleşmiş, kaynaşmış toplum yeniden küçük parçalara ayrıştırılır, her parçanın birbirine düşman edilmesi sağlanır. Böylece koca bir ülkenin savunma mekanizmaları teker teker yok edilir.

Bunlar yetmezmiş gibi, Batı emperyalizminin direktifleri doğrultusunda komşu ülkenin içişlerine karışılır. Kendi ülkesi yangın yerine dönerken başka ülkelere nizam verilmeye çalışılır.

Bu arada kendisine Müslüman diyen cemaat-tarikat beslemesi kesimler ile bölücü kesimler kol kola gelişmeleri sevinçle izlemektedir.

İbadethanelerinde rahatça ibadet yapabildiklerini, gönderde hala bayraklarının dalgalandığını, kendi seçtikleri yönetimlerin işbaşında oluduğunu zannederek bağımsız olduklarını düşünmektedirler.

Oysa iliklerine kadar işgal edildiklerinin, küresel bir planın adım adım uygulandığının ve vatan topraklarının adım adım parçalandığının farkında bile değillerdir.

Yazık oldu o ülkeye…

07.02.2017