CFR TRUMP’A KARŞI HAREKETE GEÇTİ

Dünyayı yöneten gizli örgütlerin çatı örgütü olarak tanımlanan, “kapitalizmin, küreselleşmenin mimarı” olarak kabul edilen ABD Düşünce Kuruluşu CFR’nin ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tavsiyeleri önümüzdeki dönemin işaretlerini veriyor. CFR Trump’ı masum gerekçelerin arkasına sığınarak açık açık tehdit ediyor.

Celal ÇETİN

CFR’nin makalesine geçmeden önce bu örgütü kısaca tanımakta fayda var.

CFR NEDİR?

CFR 21 Temmuz 1921’de New York’ta kuruldu. Zaten yüzyıllardır ülkü piramidi, Süleyman mabedi, tek hükümetli dünya, Sion’un oğullarının vaat edilmiş birleşik krallığı, evrensel kardeşlik gibi fikirleri savunan gizli cemiyetlerin bu ideolojisini ilk harekete resmi olarak geçiren kuruluş CFR’dir. Globalizmin gizlilikten çıkıp dünyaya ilanı CFR’nin kurulusu ile başladı. 1917’de Baskan Wilson savaş sonrasında yüze yakin elit adamını toplayarak global barış planları yaptılar ve Wilson’un bilinen “on dört nokta teorisi”ni 8 Ocak 1918’de kongreye sundular. Bu plan özünde tüm ekonomik sınırları kaldırmayı amaçlayan ve ABD sermayesini tüm dünyaya hakim kılmaya yarayan bir plandı. Ama 1919’da Paris barış Görüşmeleri’ndeki Versailles anlaşması Almanya’ya ağır koşullar koydu.

30 Mayıs 1919’da Paris’in Majestic otelinde toplanan İngiliz ve Amerikan delegeleri bir Uluslararası İlişkiler Enstitüsü kurmaya karar verdiler. Bunun adi daha sonradan İngiltere’de Royal Institute of International Affairs oldu. 21 Temmuz 1921’de de ABD’de CFR gizli koşullar altında kuruldu, 1945’e kadar merkezi New York’taki Prat House oldu (Halen merkezi burasıdır: The Harold Pratt House, 58 East 68th Street, New York, NY 10021). Bu bina Rockefeller tarafından bağışlandı. CFR üyelerinin büyük çoğunluğu New York ve Washington’da yasayan elitlerden oluşuyordu.

Daha ziyade New York ve Washington’da yasayan elitlerden oluşan CFR’nin bugün finans, komünikasyon, akademi, istihbarat, teknoloji alanlarında en etkin konumlarda bulunan 3 ile 5 bin arasında değişen üyesi olduğu tahmin ediliyor. Bu sayı bir zamanlar 1600 ile sınırlıydı. Özellikle tüm CIA, DIA, DEA ve başka istihbarat şefleri bu örgütün de elemanıdır ve CFR’nin ilkelerinden dışarı çıkamazlar.

İlk üyeler arasında New York senatörü Colonel House, Devlet Bakanlığı Sekreteri John Foster Dulles, CIA’da uzun süre çalışmış Allen Dulles, kurucu Baskan milyoner John W. Dawis ( J. P. Morgan'ın finansörlerinden) vardı. CFR için ilk para John D. Rockefeller, Bernard Baruch, Jacob Schiff, Otto Kahn, Paul Warburg gibi milyonerlerden geldi.

Bugün CFR için finans şu kuruluşlardan gelir: Xerox, General Motors, Bristol-Myers-Squip, Texaco, Alman Marshal Fund, McKnight Vakfı, Ford Vakfı, Andrew Mellon Vakfı, Rockefeller kardeşler vakfı, Starr Vakfı vb. CFR yönetim üyeleri bugün dünyadaki her konuda belirleyici olmaya çalışan ve ekonomik kontrolü amaçlayan kurum, vakıf, enstitü ve gizli örgüt ile iç içedir.

CFR, 24.01.2017 tarihinde “World Order 2.0” başlığı ile yayınladığı makalede Trump’ı üstü kapalı olarak iklim değişikliğiyle, terörle, salgın hastalıklarla mücadele, mültecilerin durumlarını iyileştirme gibi masum gerekçelerin arkasında “bizim çizgimize gelmeni istiyoruz. Gelmezsen seni zorla getiririz” uyarısında/tehdidinde bulunuyor.

CFR’NİN MAKALESİ

CFR, “Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları’nı bitiren 1648’deki Vestfalya Barışı’ndan bu yana,  yaklaşık dört yüz yıldır, egemenlik kavramı (ülkelerin bağımsız olarak var olma ve karar alma hakkı) uluslararası düzenin çekirdeğini oluşturmuştur. Bununla beraber, açıkça doğru olan sebepler nedeniyle, içinde bulunduğumuz da dahil olmak üzere her yüzyılda sınırların zorla ihlal edildiği bir dünya, bir istikrarsızlık ve çatışma dünyasıdır.

Ancak, küreselleşen bir dünyada, yalnızca egemenliğe saygı üzerine kurulu küresel bir yönetim sistemi (buna Dünya Düzeni 1.0 diyelim) giderek yetersiz kalmıştır. Artık çok az şey yerel kalıyor. Turistler, teröristler ve mültecilerden e-postalara, hastalıklara, dolara ve sera gazlarına kadar hemen hemen herkes ve her şey her yere ulaşabiliyor. Bunu sonucu olarak, bir ülkede olanlar artık sadece o ülkenin meselesi olamaz. Günümüzün gerçekleri, egemen devletlerin sadece haklarının değil, başkalarına karşı yükümlüklerin de olduğu düşüncesine dayalı “egemenlik yükümlülüğü” temelinde güncellenmiş bir yönetim sistemini (Dünya Düzeni 2.0) gerekli kılıyor.

Yeni bir uluslararası düzen, üzerinde anlaşılmış bir devlet tanımından başlayarak, bir genişletilmiş kurallar bütününe ve düzenlemelere ihtiyaç duyacaktır. Mevcut hükümetler, devlet tanımı üzerine önerileri ancak bir tarihsel gerekçenin, zorlayıcı bir mantıklı nedenin ve halk desteğinin bulunduğu durumlarda ve teklif edilen tanımın yaşayabilir olduğu durumlarda değerlendirmeyi kabul ederler.

Dünya Düzeni 2.0, terörün uygulanması veya herhangi bir şekilde teröre destek verilmesi üzerine yasakları da içermelidir. Daha tartışmalı olarak, kitle imha silahlarının yaygınlaşmasını veya kullanılmasını yasaklayan güçlendirilmiş normlar içermelidir. Şu anki durumda, dünya, nükleer silahlanmayı, ülkelerin ilgili teknoloji ve malzemeye erişimini kısıtlayarak engelleme konusunda görüş birliğine yatkınken, herhangi bir ülkede nükleer silahlanma çalışmaları başladığında bu görüş birliği sıklıkla bozulmaktadır. Bu durum, resmi bir anlaşmaya varılacağından değil ancak, sert yaptırımların uygulanmasına veya askeri müdahale seçeneğine dikkat çekeceğinden, ikili ve çok taraflı toplantılarda bir tartışma konusu olmalıdır.

Yeni bir uluslararası düzenin bir diğer önemli unsuru, iklim değişikliği konusundaki işbirliğidir. Bu mesele, küreselleşmenin en belirgin hali olabilir, çünkü tüm ülkeler sorundaki payından bağımsız olarak iklim değişikliğinin etkilerine maruz kalmaktadırlar. Hükümetlerin, karbon emisyonlarını sınırlama ve yoksul ülkelere bu konuda yardım etmek için kaynak sağlama üzerinde anlaştıkları 2015 Paris İklim Anlaşması doğru yönde atılmış bir adımdı. Bu cephedeki ilerleme devam etmelidir.

Siber alan, hem işbirliği hem çatışma ile nitelenen en yeni uluslararası faaliyetin alanıdır. Bu alandaki hedef, siber alanın iyi amaçlı kullanımını teşvik eden ve kötü amaçlı kullanımları caydıran uluslararası düzenlemeler oluşturmak olmalıdır. Hükümetler, egemenlik yükümlülüklerinin bir parçası olarak, bu sisteme uyumlu şekilde hareket etmek ya da yaptırımlar veya misilleme ile yüzleşmek zorunda kalacaklardır.

Küresel sağlık konusu farklı birtakım zorluklar ortaya çıkarıyor. Küreselleşen bir dünyada, son yıllarda SARS, Ebola ve Zika ile olduğu gibi, bir ülkede ortaya çıkan bir bulaşıcı hastalık salgını, kısa sürede başka yerler için ciddi bir sağlık tehdidi haline gelebilir. Neyse ki, egemenlik yükümlülüğü kavramı bu alanda şimdiden gelişmiş durumda. Ülkeler, bulaşıcı hastalık salgınlarını saptamaya çalışmaktan, uygun şekilde müdahale etmekten ve diğer ülkelere haber vermekten sorumludurlar.

Mülteciler söz konusu olduğunda, en başta büyük mülteci akışı yaratan durumların önlenmesi için etkili yerel eylemler kadar verimli başka bir yol yoktur. Bu, prensip olarak, belli durumlarda insani müdahale için bir argümandır. Ancak, bu ilkeyi uygulamaya dönüştürmek, farklı politik gündemler ve etkili müdahalenin yüksek maliyetleri göz önüne alındığında, zor olmaya devam edecektir. Bununla birlikte, görüş birliğinin olmadığı durumlarda bile, mültecilere yardımları artırmak, onlar için insani muameleyi sağlamak ve yeniden yerleşimleri için adil kotalar koymak için güçlü sebepler var.

Tanım olarak ticaret anlaşmaları, gümrük bariyerleri konusunda karşılıklı egemenlik yükümlülüklerinin anlaşmasıdır. Bir taraf, yükümlülüklerin yerine getirilmediğine inandığında, Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla tahkime başvurur. Ancak, hükümet sübvansiyonları veya döviz kuru manipülasyonu söz konusu olduğunda durum bu kadar net değil. Bu nedenle, karşımızdaki güçlük, gelecekteki ticaret anlaşmalarında bu alanlardaki uygun egemenlik yükümlülüklerini tanımlamak ve hükümetleri hesap verebilir hale getirmek için mekanizmalar yaratmaktır.

Egemenlik yükümlülükleri kavramını uluslararası düzenin temel direği haline getirmek onlarca yıllık görüşmeler ve müzakereler sonucu olacaktır ve o zaman bile, bunun kabul görmesi ve etkisi tam olmayacaktır. İlerleme, tepeden inme bir emir yerine, ülkelerin iradi eylemleriyle sağlanacaktır. Gerçekçi olarak, devletlerin ne gibi egemenlik yükümlülükleri olduğu ve bunların nasıl uygulanması gerektiği üzerinde anlaşma sağlanması zor olacaktır.

ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetimi, bu yazıda önerilenle büyük oranda uyuşmayan bir “İlk önce Amerika” doktrini benimsedi. Bu doktrin, ABD yaklaşımı olmaya devam ederse bugünün birbirine bağlı dünyasının talep ettiği düzenini inşa etme yönünde ilerleme, ancak diğer büyük güçlerin zorlamasıyla gelecek ya da Trump’ın halefini beklemek zorunda kalacak. Bu tür bir yaklaşım, ikinci en iyi seçenektir ve ABD’yi de dünyanın geri kalanını da daha kötü durumda bırakacaktır.

Şimdi gerekli konuşmaları başlatmanın zamanı geldi. Küreselleşme kalıcıdır. Egemenlik yükümlülüğünü içeren yeni bir uluslararası düzene doğru hareket etmek, bununla baş etmenin en iyi yoludur. Egemenlik yükümlülüğüne dayanan Dünya Düzeni 2.0, kesinlikle iddialı bir projedir ancak idealizmden değil, gerçekçilikten doğmuştur.”

28.01.2017