ABD RAPORU: TÜRKİYE NATO İÇİN TEHDİT OLACAK

“İstihbaratçılar kulübü” kimliği bulunan Ulusal İstihbarat Konseyi, 2017 raporunda “Türkiye’de giderek artan şekilde bağımsız ve çok yönlü bir dış politika problemi ve onun demokratik olmayan dürtüleri, en azından orta vadede, Avrupa’da parçalayıcı akımlara eklenecek ve NATO ve NATO-AB işbirliğinin ahengine bir tehdit oluşturacaktır” tespitinde bulundu.

Celal ÇETİN

Amerika’da bir kamu kuruluşu olan ve bir tür uzman ve kıdemli “istihbaratçılar kulübü” kimliği bulunan Ulusal İstihbarat Konseyi (UİK/NIC), ABD’li bölgesel ve özel konularla ilgili istihbarat analistlerinden oluşuyor. 17 istihbarat ajansı tarafından sentezlenen, ABD istihbaratının en kapsamlı analitik ürünleri olan ulusal istihbarat tahminlerinin hatırlanmasını denetleyen kurum İstihbarat Topluluğu (İT/IC) genel başkanı konumundaki Ulusal İstihbarat Müdürü’nü destekliyor ve IC’nin uzun vadeli stratejik analiz merkezi konumunda bulunuyor.

1979’da ABD Başkanı Jimmy Carter dönemindeki kuruluşundan bu yana NIC, istihbarat ve politika grupları arasında bir köprü oluşturuyor, istihbarat konularında derinleşmiş bir uzman kaynağı olarak İstihbarat Topluluğu ile işbirliği halinde görev yaparken sosyal yardım organizatörü olarak da çalışıyor.

NIC’in Ulusal İstihbarat Memurları hükümet, üniversite ve özel sektörden seçiliyor ve bölgesel ve işlevsel konularla ilgili İstihbarat Topluluğu’nun kıdemli uzmanları sayılıyor.

RAPORDAN TESPİTLER

UİK, “İran, İsrail, Suudi Arabistan ve olasılıkla Türkiye, bölgedeki; istikrarsızlıkla boğuşan ancak bir dizi sorun nedeniyle birbiriyle çatışan ve birkaçı kendi bölgesel emellerini etkileyebilecek belli belirsiz görünen iç zorluklarla karşılaşan ülkelere göre güçlü ve nüfuzlu kalabilir” görüşünü dile getirdi.

İran, İsrail ve belki de Türkiye’nin güç ve nüfuzlarının, bölgedeki diğer ülkelere göre artabileceğini, ancak birbirleriyle çatışmaya devam edebileceklerini iddia eden UİK, Kürtlerin daha fazla temsil taleplerinin süreceğini öne sürerken “Mısır, Ürdün, Lübnan ve Tunus, Körfez’den daha az yardım, ekonomik koşulların kötüleşmesi ve bu ülkelerdeki istikrarsızlık riskinin artışını görecek. Arap-olmayan, petrol-devleti olmayan İsrail ve Türkiye bu baskılardan kaçabilir ancak ne kafi derecede geniş ekonomiye sahip olacaklar ne de bölgesel büyümenin en büyük kaynağı olmak için yeterli bölgesel bağlara” yorumunda bulundu.

ABD’de bir hükümet kuruluşu olan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Eğilimler: İlerlemenin Paradoksu” raporunda dünyayı ve Türkiye’yi yakın gelecekte bekleyen güvenlik risklerine değinildi.

Rapor ekleriyle birlikte 235 sayfadan oluştu. Raporda “Yönetmek Giderek Zorlaşıyor” başlıklı bölümde, Türkiye’deki Gezi direnişi ve Brezilya'daki olaylar kastedilerek bu olayların geçen on yıl boyunca genişlemiş bulunan orta sınıfların bulunduğu ülkelerde insanların daha fazla refah istediklerini ortaya koyduğu iddia edildi.

Raporun “Milliyetçi ve Bazı Dini Kimlikler” başlıklı bölümünde popülizmin yakın akrabası olan milliyetçilik vurgusunun Çin, Rusya ve Türkiye ile siyasi denetimi iç siyasi alternatifleri elimine ederek kontrol etmeye çalışıp sağlamlaştıran liderlerin bulunduğu diğer ülkelerde yaygın olacağı öne sürüldü.

TÜRKİYE GÜÇ İDDİASINDA BULUNUYOR

Jeopolitik etki uygulayabilecek devletlerin sayısının arttığı ve soğuk savaş sonrası tek kutuplu dönemin sonuna gelindiği kaydedilen raporda “Geçen yüzyıldaki ekonomik ilerleme, büyük ve orta düzeyde güç statüsü için maddi iddiası bulunan devlet sayısını (Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, İran, Meksika ve Türkiye) artırdı. Bu uluslararası düzene biçim verme arayışındaki daha çok aktöre ve onların rekabete dayalı çıkarlarıyla değerlerine kapı açıyor” denildi.

KÜRTLER MADDESİ

Raporda Kürtler hakkında ise şu tespitler yapıldı:

“Muhafazakar dini gruplar (Müslüman Kardeşler üyeleriyle Şii hareketleri) ve Kürt kimliğini merkez alanlar gibi etnik temelli örgütler, bölgedeki etkisiz hükümetlerin birincil alternatifleri olmaya hazırlanıyor. Bu tür gruplar genelde devletten daha iyi sosyal hizmetler sunar ve politikaları, bölgenin siyasi ve ekonomik elitlerine göre genellikle daha muhafazakar ve dindar olan halklarla çatışmaya başlar.”

16.01.2017