TÜRK DEVLETİ’NİN İKİ TEHDİT ALGISI VE HAKLILIĞI

Cumhuriyet Türkiyesi, kurulduğu tarihten itibaren bütün hükümetler döneminde MGK kararları ile iki tehdit unsurunu ilk iki sıraya koydu: Bölücü ve irticai tehdit. Bugünlere bakınca Cumhuriyet Türkiyesi’nin ne kadar öngörülü ve haklı olduğu ortaya çıkıyor. Peki neden bu iki tehdit? Ve AKP neden bunları tehdit olmaktan çıkardı?

Celal ÇETİN

Bu sorunun cevabını bulabilmek için Cumhuriyet Türkiyesi’nin kuruluş ilkelerine, anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 3 maddesinde vücut bulan felsefeye bakmak gerekiyor.

MADDE-1: Türkiye Devleti bir cumhuriyettir

MADDE-2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

MADDE-3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.

Şimdi bu 3 maddenin en önemli kavramlarına bakalım: Atatürk milliyetçiliği… demokratik, laik ve sosyal devlet… ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük…

EMPERYALİZMİN İKİ SİLAHI

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tehdit algısına bir süre sonra geri dönmek üzere emperyalizmin klasik taktiğine bakalım.

Küresel emperyalizmin, hedef ülkelere yönelik değişmez, denenmiş olmasına karşın her zaman başarılı olan iki yöntemi vardır: Etnik ve dini/mezhep ayrımcılığını desteklemek, toplumu içten parçalamak ve kendisine bağımlı hale getirmek.

Cumhuriyet Türkiyesi’nin kurulduğu 1923’ten bugüne Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Laik-Müslüman kavgası kaşındı, desteklendi.

Etnik ve dini/mezhep ayrışmasında kullandıkları argümanlar da değişmedi emperyalizmin. Birine, “kendi devletinizi kurun” denirken diğerine, “Laiklik dinsizliktir, İslam’ı yaşamanıza izin verilmiyor” dendi.

Yeniden anayasanın değişmez maddelerine ve en önemli kavramlarına dönelim.

Atatürk milliyetçiliği… demokratik, laik ve sosyal devlet… ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük…

Laiklik: irticai tehdidi besleyecek en önemli kavram. Toplumu Müslüman-laik diye bölmek istiyorsanız, önce Müslümanlar’a laiklik ilkesini düşman hale getireceksiniz. Daha doğrusu, laiklik ilkesini savunan, anayasasına koyan cumhuriyetin kurucu iradesini hedef alacaksınız.

Eğitim seviyesi ve okur yazarlık oranı sıfıra yakın, Osmanlı İmparatorluğu döneminde tarikat-cemaat tedrisatına maruz kalmış bir halk, doğal olarak hacı hoca takımının sözlerini doğru kabul edecek ve laikliği dinsizlik olarak kabul edecektir. Bu hacı hoca takımının, tarikat-cemaatlerin kuruluş temellerinde rastlanan Yahudi izlerine, emperyalizm tarafından kullanılmalarına bakınca kurucu iradeye yönelik duygularını da tahmin edersiniz.

Cahil, eğitimsiz ve fakir halka din adına yabancı laboratuvarlarda hazırlanmış reçeteleri sunarsanız, o halk sizin gönüllü teb’anız olur. Laikliğin önemi burada ortaya çıkıyor. Laiklik; çağdaş eğitim demektir, akıl demektir, sorgulama demektir, bilmek demektir. Ve laiklik, insanın dinini bilerek, tanıyarak yaşaması demektir. Bilinçli insan demektir yani. Bilinçli insanın birileri tarafından kullanılması mümkün değildir.

Demokrasinin temeli yine laiszmdir.

Demokrasi; ifade, düşünme, seçme-seçilme, kendi kararlarını verme ve uygulama gibi hak ve özgürlükleri kabul etmektir.

Demokrasi; “sabahın kör karanlığında camiye gitmek için evinden çıkan dindarla, yine sabahın kör karanlığında evine gitmek için meyhaneden çıkanın sokakta hoşgörüyle selamlaşmasıdır…”

Demokrasi; siyasi, dini, etnik veya mezhep olarak kendisinden farklı düşünenlere saygı göstermektir.

Laik ve demokratik hukuk devleti, vatandaşlarının aç yatmasına izin vermez. Haksızlığa uğramasına izin vermez. Ülkenin en ücra köşesindeki vatandaşının güvenliğinden, huzurundan sorumludur, ki işte buna sosyal devlet denir.

Demokratik, laik hukuk devletinde huzur içinde yaşamanın temel şartı ise, bu devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğe sahip olmasıdır. Vatandaşlarının gölgesinde yaşamaktan gurur duyduğu, huzur bulduğu ve kendisini güvende hissettiği güçlü, kararlı; ama bir o kadar anlayışlı, adil, şefkatli devlet. Böyle bir devlet çatısı altında etnik, dini, mezhep ayrımcılığı olmaz.

Yukarıda saydığımız kavramların toplamına biz, Atatürk’ün liderliğinde kurucu iradenin kurduğu “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” diyoruz.

Yeniden iki tehdit algısına dönelim.

Emperyalizm, bir ülkeyi hedef almışsa kullanacağı iki argüman vardır; etnik ayrımcılığı kışkırtmak, dini hassasiyetleri kullanmak. Türkiye’de yaptığı, yapacağı gibi.

Türkiye’nin kurucu iradesi, bu gerçeğin çok iyi farkındaydı. Sonuçta Atatürk’ün ömrü, Balkanlar’dan Arap çöllerine, Çanakkale’den Kocatepeye kadar iç-dış emperyalizmle savaşarak geçti.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Türkiyesi’nin neden “irticai ve bölücü tehdidi” MGSB’de (Milli Güvenlik Siyaset Belgesi-kırmızı kitap) ilk iki sıraya koyduğunu anlıyor musunuz?

AKP İLE İRTİCA VE BÖLÜCÜLÜK TEHDİT OLMAKTAN ÇIKTI

1998’de MGSB güncellendiğinde, birinci tehdit olarak “irtica”yer alıyordu. 2001 yılında siyaset belgesi yeniden güncellendi. Genelkurmay Başkanlığı da 2003 yılında, TÜMAS taslağını 2001 yılı MGSB’ne dayanarak hazırladı. Ama bu taslağa yeni göreve başlayan AKP hükümetinin çekinceleri oldu ve taslağa Başbakan tarafından “yayınlanabilir” onayı verilmedi. O yüzden askerler 2000 yılında güncelleştirdikleri TÜMAS’ı (Türkiye Milli Askeri Stratejisi) kullanmaya devam etti. Yani, irtica o belgeye göre birinci tehdit olarak kaldı.

2005 yılında MGSB yeniden güncellendi. Askerlerin TÜMAS’ı da yeni belgeye göre hazırlandı ve 2006 yılında Başbakan’dan “yayınlanabilir” onayı aldı. Bu dönemde de MGSB ve TÜMAS’ta irtica yine birinci tehdit olarak yer aldı. 2010 yılında MGSB bir kez daha güncellendi. Ama burada irtica tehdit olmaktan kaldırıldı. 2011 yılında Genelkurmay’ın hazırladığı TÜMAS’ta da irtica tehdit olarak yer almıyordu.

29 Nisan 2015’te yeni MGSB Bakanlar Kurulu’na gönderildi. Burada FETÖ terör örgütü “legal görünümlü illegal yapı” iç tehdit olarak yer aldı. Ama diğer tarikat/cemaatlerden, IŞİD benzeri yapılardan söz edilmedi.

“Legal görünümlü illegal yapı” tehdidinin hangi tehdidin yerine konduğunu biliyor musunuz?

PKK…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlığı döneminde 2 Şubat 2010 tarihinde TRT 1’de yaptığı açıklamada, “Siyaset belgesi ile ilgili eksiklikler üzerinde çalıştık. Demokratik sürecin gereğini yapacağız. Bundan sonra asla iç tehdit olmayacak” demişti. Erdoğan ayrıca “dış tehdit” bölümünde de köklü revizyon yapılacağının açıklamış, “yapay kaygı ve korkuların uzun süre Türkiye dış politikasına hakim olduğu”, “iç tehdit gibi dış tehdit algılamasının da sanal bir zemin üzerine kurulduğu” demişti. Ve; “irtica” yeniden tanımlanarak Erdoğan’ın “vatandaşı iç tehdit olarak gören zihniyet” diye suçladığı Cumhuriyet Türkiye’sinin tehdit olarak algıladığı dini yapılar (irtica) ile bölücülük (PKK terör örgütü) metinden çıkarıldı.

Geldiğimiz yeni Türkiye tablosu: “AKP’nin iddiasına göre” FETÖ terör örgütü darbe girişiminde bulundu. FETÖ terör örgütünü tanıyoruz. Devletin kılcal damarlarına kadar sızmaya çalışan, Balyoz, Ergenekon gibi kumpas davalarla TSK’nın belkemiğini kırmak isteyen, içine sızarak Türk Ordusu’nun içini boşaltmaya çalışan ABD’nin uşağı bir örgüt. Bu örgüt, 2002’den itibaren AKP’nin koruması ve desteği ile 40 yılda yapamadığını yaptı ve devletin her kademesine sızdı. FETÖ, insanların dini duygularını istismar eden, Müslüman görünümlü, ekonomik ve siyasi hedefleri olan bir terör örgütüdür. Bir başka ifadeyle Erdoğan’a göre, “vatandaşı iç tehdit olarak gören zihniyet” diye tanımladığı laik, demokratik, hukuk devletinin tehdit olarak algıladığı dini bir yapıdır FETÖ örgütü.

İslami temellere dayanan FETÖ’nün terör örgütü olduğunu anlayınca Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ağustos 2016’da “Rabbimden af, milletimden özür diliyorum. Çünkü burada hata yapmışız. Olaya biz tabii samimiyetle baktık. Hesap soramazsak milletimize hesap veremeyiz” dedi.

2010-2016. Aradan geçen 6 yıl ve birbirine taban tabana zıt iki farklı yaklaşım.

Şimdi parçaları birleştirin, tablonun bütününü göreceksiniz. İrticai ve bölücü tehditle savaşmaz, ağababalarının kuklası olursanız, gün gelir beslediğiniz yılan sizi sokar. Emperyalizmin özellikle 2002’den sonra Türkiye’de neden başarılı olduğunu anladınız mı?

PKK ile çözüm süreci. Güçlenen terör örgütü ve teröre verilen binlerce şehit.

FETÖ terör örgütü ile birlikte hareket etmek. 15 Temmuz olayı. Ölen yüzlerce insan.

Suriye’de Sünni İslamcı terör örgütlerini desteklemek. Bu örgütlerin saldırıları ile şehit olan onlarca askerimiz. Askerlerimizin yakılması iddiaları.

Toplumun hücrelerine kadar bölünmesi, “reisleri için katliam yapmayı göze alabilen” şuursuz, kin ve nefretle yetişmiş tehlikeli bir kitle. Kendisinden olmayanı “yok edilmesi gereken düşman” olarak gören radikalleşmiş Müslüman bir kitle.

Atatürk’ün ve kurucu iradenin ne kadar haklı olduğunu, bugünlere bakınca daha iyi anlıyor insan…

26.12.2016