ORTA ASYA’DA SORUNLAR VE DEĞİŞİM

Orta Asya Türk cumhuriyetleri nüfusunun büyükçe bir bölümü Özbek ve Kırgızlardan oluşan Tacikistan’ı da dahil edersek, toplam 4 milyon km2 alan üzerinde yaşayan 65 milyona yakın bir nüfustan oluşuyor. Ayrıca Azerbaycan Orta Asya'da ülkesi değil, Güney Kafkasya ülkesi olarak kabul edilmelidir. Orta Asya devletleri Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan olarak kabul edilebilir.

Celal ÇETİN

Orta Asya’nın toplumsal ilişkiler ağı oldukça karmaşıktır. Hesaba katmamız gereken birçok küçük güç odağı var. Orta Asya güvenilmez bir coğrafyadır. Rejimler devrilirse, devirenler de birkaç yıl sonra rahatlıkla devrilebilir.

Azerbaycan ve Türkmenistan, Batı ülkelerinin en çok faydalanmak, kontrollerine almak istediği ülkelerdir:

Birinci sebep; Türkmenistan’ın doğal gaz rezervleri

İkinci sebep; Azerbaycan’ın petrol yatakları

Üçüncü sebep; Azerbaycan’ın Kafkasya’ya yakınlığı

Dördüncü sebep; Türkmenistan’ın kara yoluyla İran, Afganistan, Özbekistan ve Kazakistan ile deniz yoluyla da Rusya’ya komşu olması

Enerji kaynaklarının dış dünyaya açılması sayesinde zenginleşen ülkeler              de dahil olmak  üzere Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde bir gelir dağılım düzensizliği mevcuttur. Bu da bölgede yaygın olarak bir fakirlik sorununun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Bölgenin en fakir ülkeleri olan Kırgızistan ve Tacikistan’ın bazı bölgelerinde, nüfusun yüzde 80’den fazlası fakirlik sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Türkmenistan ve Kazakistan gibi enerji zengini ülkelerde bile halkın yüzde 20-40 kadarı fakirlik sınırlarının altında yaşıyor.

Yüzde 85’i müslüman olan Kırgızistan’da yönetim, etnik çatışmalar ve radikal İslamcılık akımları nedeniyle tedbirlerini artırıyor.

NATO ve ABD’ye yakınlığı ile bilinen Özbekistan da radikal İslamcılığın tehdidi altında bulunuyor. İslam Kerimov döneminde selefi akımlara karşı sıkı tedbirler alındı. Aynı şekilde nufusunun yüzde 70’i Müslüman olan Kazakistan’da, devlet dairelerinde namaz kılmayı yasaklayan kanun kabul edildi.

ÜLKELERİN GELECEĞİ

Ortadoğu ve Afganistan'da artan güvensizlik ve terör tehditleri, geniş bir alanı etkileyip, Orta Asya ülkelerini de etkiliyor. Orta Asya ülkelerinden Irak ve Suriye’ye IŞİD ve diğer tekfirci terör örgütlerine katılım, bu cumhuriyetlerin yöneticilerini endişelendiriyor.

Bu ülkelerdeki yönetimlere karşı halkın itiraz sesleri de yükselerek devam ediyor. Selefi Vahhabi eğitimi alan Orta Asya’daki Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan gibi ülkelerle Rusya Federasyonu ve Kafkas bölgesindeki topluluklara mensup bazı vatandaşların Irak ve Suriye’de IŞİD, Nusra Cephesi ve Fethüşşam ordusu, Fetih ordusu ve diğer tekfirci terör örgütlerine katılıp savaşmaları büyük bir endişe kaynağına dönüştü.

Uzmanlara göre Orta Asya ülkeleri vatandaşlarından bir kısmının bölgedeki terör örgütlerine katılması bu bölge ülkelerinin en önemli güvenlik sorununa dönüştü. Uzmanlar, Orta Asya ülkelerindeki terör tehditlerinin arttığını, bu güvensizlik ve terör tehditlerinin Afganistan ile Arap ülkelerindeki terör odaklarından kaynaklandığını, Orta Asya cumhuriyetleri vatandaşlarının söz konusu kriz odaklarına katılmayı sürdürmeleri halinde Hazar Denizi’nin kıyıdaş ülkelerinin güvenliğini de tehdit edeceğini belirtiyor.

Uzmanlar, Ortadoğu ülkelerindeki terör örgütlerinin yanısıra bazı devletlerin ve uluslararası kuruluşların istihbarat savaşları da bölgesel güvenliği tehdit ettiğini, Orta Asya ülkeleriyle çöken Sovyetler birliğinin eski cumhuriyetlerinin de bu tehditlere maruz kalabileceğini vurguluyor.

Orta Asya ülkelerindeki yöneticiler, uzmanlar ve düşünürler, yeni şartlarda güvenlik tehditlerini inceleyerek önlemler almaya çalışıyor. Burada önemli olan mesele bölgesel güvenlik sorunlarının, bölgesel işbirliği girişimleri ile çözülüp çözülemeyeceği sorusudur.

Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 yılından itibaren Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, Şanghay İşbirliği Örgütü gibi güvenlik ve işbirliği yapılanmalarının Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’dan oluşan Orta Asya’nın güvenlik sorunlarının çözümüne yönelik katkıları oldu. Ancak bu işbirliği sürecinin gelecekte de bölgesel güvenliğin sağlanıp korunmasına ve tekfirci terörizmi etkisiz hale getirme gibi mücadele sürecine ne kadar katkısı olabileceği tartışılır.

VAHABİ/SELEFİ MİSYONERLER VE SUUDİ ARABİSTAN’IN ETKİSİ

1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşünü takiben Orta Asya, başta Körfez’deki Arap ülkeleri olmak üzere bir-çok ülkeden İslamcı aktivisitlerin akınına uğradı. Kapı kapı dolaşıp tebliğ faaliyetlerine başlayan aktivistler, birçok yerde Kuran kursları, medreseler açmaya; camiler, okullar inşa etmeye; ailelere, okullara ve mahallelere dini kitaplar ve CD’ler dağıtmaya başladı. Ve sağladıkları burslarla Orta Asya’dan binlerce öğrenci yüksek dini eğitim için Arap ülkelerine gitti. Elbette bu tür faaliyetler, dini geçmişini yeniden keşfetmeye hevesli büyük bir kalabalığın, özellikle de komünizm ideolojisinin çökmesiyle kendilerini büyük bir boşlukta hisseden gençlerin ilgisini çekiyordu. Uzun süre dini kimliklerinden uzak kalan Orta Asya toplumu, geleneksel İslam ile siyasal/radikal dinciler arasındaki farkı pek bilmiyor, Vahabi/Selefi aktivistlerin aktardıklarını gerçek İslam sanıyordu. Böylece, Orta Asya’nın radikalleşmesi başladı.

IŞİD’E BAĞLILIK YEMİNİ ETTİLER

Orta Asya’nın İslam’la iç içe 2 cumhuriyeti Tacikistan ila Özbekistan’ın tehlikenin farkına varması uzun sürmedi. Zira 1990’ların başında Vahabilerin desteğiyle kurulan Özbekistan İslam Hareketi, bir ara 2 cumhuriyeti ciddi tehdit etmeye başladı. Tacikistan 1992-1997 yılları arasında sürüklendiği, İslamcılarla komünistler arasında patlak veren iç savaştan ancak Rusya’nın yardımıyla kurtulabildi. Özbekistan İslam Hareketi bünyesindeki Özbek ve Tacik İslamcılar, 1997’de yaşadıkları yenilgiden sonra Taliban yönetimindeki Afganistan’a sığındı ve Kunduz kentine yerleşti. 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine saldırıdan sonra ABD’nin Afganistan’ı bombalaması sonucu, Özbekistan İslam Hareketi’nin etkisi kırıldı. Liderleri Tahir Yoldaş ve Cuma Namangani, Kunduz kuşatmasında öldürüldü. Hayatta kalanlar ise Taliban’la birlikte Pakistan’ın Veziristan bölgesine çekildi. Özbek İslamcılar, 2005’te Andican kentinde gerçekleştirdikleri ayaklanmayla Kerimov yönetimini sarstı ama başarılı olamadı. 2014 sonunda Afganistan’daki Amerikan ve NATO gücünün çekilmesinden sonra Veziristan’daki Orta Asyalı İslamcılar gruplar halinde Kuzey Afganistan’a giderek birer birer IŞİD’e bağlılıklarını bildirdi.

SURİYE’DEN BÖLGEYE DÖNENLER

Özbekistan ve Tacikistan bu duruma karşı ciddi önlemler aldı. 1990’lı yıllarda açılan tüm dini medreseleri kapatıp Vehhabi misyonlerin faaliyetlerini yasakladılar. Orta Asya’nın nispeten liberal 2 cumhuriyeti Kazakistan ve Kırgızistan ise daha önce herhangi bir tehlikeyle karşılaşmadıkları için radikal dincilere karşı hiçbir önlem almadı. Bugün Orta Asya’dan Suriye’deki IŞİD saflarına ciddi bir katılım söz konusu. Kazakistan’ın istihbarat başkanı Kasım 2014’te 300 kadar Kazak vatandaşının Suriye’de IŞİD saflarında savaştığını açıkladı. Suriye’de eğitim görüp ülkelerine dönen Kazak militanlar, son yıllarda Kazakistan’da terör hareketlerine başladı. Bazıları Kazak polisiyle onlarca kez çatışmaya girdi. En son çatışma 5 Haziran 2016’da, ülkenin batısındaki Aktobe kentinde meydana geldi. Saatlerce süren çatışmada 13 IŞİD militanı, 6 Kazak vatandaşı hayatını kaybetti.

300 ÖZBEK, IŞİD SAFLARINDA

Özbek makamlarının açıklamalarına göreyse, Suriye’de IŞİD bünyesinde yine 300 kadar Özbekistan vatandaşı bulunuyor. Hatta IŞİD içinde yer alan ve İmam Buhari Cemaati olarak bilinen grubun, Suriye’deki en büyük radikal dinci Özbek grup olduğu belirtiliyor. İmam Buhari Cemaati’nin lideri olduğu söylenen Şeyh Salahuddin’in Suriye’ye gelmeden önce uzun bir süre Afganistan’da kaldığı ifade ediliyor. Şu anda yoğun olarak Kuzey Afganistan’da üslenmiş olan Özbekistan İslam Hareketi, Ekim 2014’te IŞİD lideri Ebu Bekir El Bağdadi’ye bağlılığını bildirdi. Bu açıklamadan 2 ay önceyse Taşkent’teki bir köprüye bir IŞİD bayrağı asıldı. Ancak Özbek makamları ne kadar araştırsa da bayrağı kimin astığını tespit edemedi.

Muhtemelen, Orta Asya hükümetlerinin sıkça başvurdukları gibi yasak üstüne yasak koyarak var olan baskıları daha da artırmak çözüm değil. Orta Asya ülkelerinde liderler kendilerini dünyaya, köktendinci terörün önündeki en büyük kalkan ve set olarak göstermek suretiyle uyguladıkları baskıları meşrulaş- tırmaya çalışıyor. Oysa dikkatlice bakıldığında, gençleri IŞİD’e katılmaya iten etkenlerden birinin baskıcı rejimler olduğu da söylenebilir.

IŞİD SAFLARINDA İKİNCİ DİL RUSÇA!

Kırgızistan’da da radikal İslamcılığın artış gösterdiği belirtiliyor. Başkent Bişkek’te taksiciler eskiden eğlence ve siyaset gibi konularda görüşlerini paylaşırken son dönemde daha çok dinden söz ediyor ve araç radyolarından Rusça İslami vaazlar dinliyor. Ayrıca Rusça’nın Suriye ve Irak’ta IŞİD kontrolündeki bölgelerde konuşulan ikinci yaygın dil olduğu söyleniyor, bu eski Sovyet coğrafyasından çok sayıda militanın bölgede olduğunu gösteriyor. Şu anda Suriye’deki IŞİD saflarında 500 kadar Kırgız vatandaşının olduğu ifade ediliyor. Kırgızistan’daki radikal dinci faaliyetler, ülkenin başkenti Bişkek’in yanı sıra Özbekistan sınırında yer alan, Özbek nüfusun yoğun olarak yaşadığı Oş ve Celalabad kentlerinde de yoğunlaşıyor.

Türkmenistan da radikal dinci tehlikesinden muaf değil. Son olarak Afgan ordusuyla Taliban arasında yoğun çatışmaların sürdüğü Afgan-Türkmen sınırında görev yapan 27 Türkmen sınır devriyesi hayatını kaybetti. Sonuç olarak, Ortadoğu’yu kasıp kavuran IŞİD’in bir sonraki cephesinin Orta Asya olacağına dair endişeler artıyor.

Kafkaslar Ortadoğu’yla içli dışlıdır. Ama Kafkas öyle bir yerdir ki hem Ortadoğu’yla ilişkisi var, hem de Orta Asya’yla. Rusya bu tehlikeyi iyi biliyor ve bu savaşın kendi kapısına dayanmadan çözmek istiyor. Rusya, Ermenistan’dan ziyade Azerbaycan’ı yanına almak istiyor. Çünkü Azerbaycan Kafkasların en büyük devletidir ve bu büyük devletinin yüzde 90’ı Şii’dir. Rusya’nın güvenliğini tehdit eden Selefi akımların orada faaliyet göstermesi imkansızdır. Ama Ermenistan olursa, o bölge küresel cihatçıların da yuvası haline gelir. Burada İran’ın konumu çok önemlidir. Azerbaycan ile Rusya arasında sağlanan birliktelik bunun bir örneğidir. Bu aynı zamanda İran için de önemli ve stratejik bir gerçektir. İran için en güvenli bölge Azerbaycan sınırlarıdır, Dağlık Karabağ ise hayati bir öneme sahiptir. ABD ve Batı orada büyük bir savaşı çıkarmak istiyor. ABD’nin ve Suudi Arabistan’ın izlediği politika ortadadır. Öte yandan Kafkaslara vahabilik ihraç ediliyor. Bu ihraç edilen akım son derece tehlikeli bir akımdır.

BÖLGENİN DİĞER SORUNLARI

Söz konusu ülkelerin geleceğini               belirleyecek faktörler sadece siyasi yapıları ve ekonomik potansiyelleri olmayacak. Bölgenin geleceğini şekillendirecek çok sayıda iç ve dış faktör vardır. Geleceği belirleyecek ortak sorunların ön planda olanlarını şu şekilde sıralamak mümkün:

1- Aral Denizi ve Su Sorunu

Aral denizi 1968’lerde yaklaşık 68 bin kilometrekarelik bir alanı kaplamaktaydı. Bu alanın bir Gürcistan büyüklüğüne eşdeğer olduğunu            söylemem gözünüzde bir canlandırma yapmanız açısından yeterli olacaktır sanırım.     

İç denizi besleyen iki büyük su kaynağı, yani Amuderya ve Sirderya sularının sulama amaçlı olarak çok sayıda yapay göllere ve Karakum kanalı gibi dev kanallara aktarılması nedeniyle Aral denizi kapladığı alanın yüzde 90’ını kaybetmiş durumda. Böylece 1980’lerden itibaren Aral’a akan su miktarı iyice azaldı ve 2000’li yılların başlarından itibaren durma noktasına geldi. Sonuç olarak insan eliyle gerçekleştirilmiş olan bu büyük ekolojik felaketin ardında yatan neden aşırı hırslı ve gelecek kaygısı gözetilmeksizin uygulamaya konulan sulama politikalarıdır. Aral sorunu ayrıca günümüzde Orta Asya’da yaşanan su paylaşım sorununun arkaplanını da oluşturuyor.

Bu su havzalarının 3 tanesi, yani, Ural, Ob-İrtiş ve Balkaş-Alaköl                havzaları Kazakistan toprakları içerisinde oldukları için Türk Cumhuriyetleri arasındaki su paylaşımı açısından bir sorun yaratmıyor. Ama Aral denizine döküldükleri için birlikte Aral Havzası adını alan Amuderya ve Sirderya su havzaları günümüzde Orta Asya Cumhuriyetleri arasındaki su paylaşım sorunlarının temelini oluşturuyor. Eski Özbek Cumhurbaşkanının Kerimov, Kazakistan ziyareti sırasında “Su paylaşımı ile ilgili sorunlar Orta Asya’da bir savaş nedeni olabilir” demişti.

2- Etnik                Problemler (Özellikle Fergana Vadisi)

Bölgede 20 yıl sonra bile hala çözümlenemeyen etnik sorunlar var. Özellikle Fergana Vadisi söz konusu etnik sorunların kolayca çatışmaya dönüşebildiği bir saatli bomba konumunda. Stalin döneminde Büyük Türkistan’ın parçalanarak Türk Cumhuriyetlerinin yapılandırıldığı ve sınırlarının çizildiği yıllarda, uzunluğu 200-250, genişliği ise 100 km. civarında olan bu vadi, etnik dağılıma bakılmaksızın, Özbek, Kırgız ve Tacik cumhuriyetleri arasında paylaştırılmıştı. Ayrıca gelecekte potansiyel çatışma konusu olabilecek şekilde Kırgızistan     içerisinde adacıklar şeklinde beş adet özerk  Özbek bölgesi ve üç adet Tacik bölgesi kuruldu.

Benzer şekilde Özbekistan içerisinde bir özerk Kırgız bölgesi oluşturuldu. Sovyet döneminde bütün cumhuriyetlerin iç sömürge şeklinde yönetilmeleri nedeniyle bir sorun yaratmayan bu dağılım, Sovyetlerin dağılmağa yüz tuttuğu yıllardan itibaren giderek artan şekilde anlaşmazlıklara ve çatışmalara neden oluyor.

3- Güvenlik Sorunları

Bölge ülkelerinin tamamında ciddi bir sınır güvenliği sorunu var                ve bu olay teröre karşı mücadelede büyük bir zafiyet gündeme getiriyor. Sovyet döneminde etnik dağılım üzerine oturmayan yapay              sınırlar nedeniyle özellikle Fergana Vadisinde ciddi bir gerilim ve etnik çatışma potansiyeli mevcut. Böylece              komşu ülkeler birbirlerini tehdit olarak algılıyorlar. Kırgızlar ve Özbekler arasında olduğu gibi, bir ülke diğerini   tehdit olarak algılıyor.   

Bölgedeki su kaynaklarının iletimi ve dağıtımı konusunda giderek artan               bir siyasal gerilim söz konusu. Örneğin Özbekistan Kırgızistan’ı su açısından ekonomik bir tehdit olarak algılıyorken, Kırgızistan               da Özbekistan’ı kendi içerisindeki etnik gruba ve siyasi yaşamına müdahale edebileceği gibi bir kaygının içerisinde. Geçmişte Özbek-Kırgız çatışmalarının olduğu dönemde, Kırgızistan bu çatışmaları kendisi kontrol           altına alamadı ve Rusya’dan yardım istedi. Rusya olayda bir taraf haline      gelerek                anlaşmazlığın diğer kanadını karşısına    almak istemediği için olayın askeri çözümüne karışmak istemedi. Bölge ülkeleri arasında en güçlü orduya sahip olan Özbekistan, güvenlik altyapısını oluşturamamış olan Kırgızistan, Tacikistan gibi ülkelerde bir        tehdit algısı oluşturuyor. Bu da büyük güçlerin bölgeye davet edilmesi ve jandarmalık görevi yapmalarının istenmesine yol açıyor. Bugün Kırgızistan’da Rusya’ya ve ABD’ye üsler verilmesinin en önemli nedenlerinden birisi de bu         algı.

4- Bölgesel Entegrasyon

Reel politik açısından baktığımızda bu ülkelerden hiç birisinin, ekonomik ve askeri gücü ne olursa olsun, 150 milyonluk bir Rusya ve 1,3 milyarlık bir Çin arasında ayrı bir güç merkezi olarak ortaya çıkma şansı yoktur. Bir diğer deyişle kendi başlarına hareket etmeleri durumunda komşu büyük güçlerin ön ya da arka bahçesi olmaları kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkıyor.

Bölge liderlerinin bu gerçeği fark ettikler ve söz konusu entegrasyonu hedefleyen bazı çalışmalar başlattılar. Fakat bu girişimlerin ardında güçlü bir duruş sergilenmediği ve bölgenin öncelikli bir hedefi olarak tanımlanamadığı için mesafe alınamadı. “Merkezi Asya ve Gümrük Birliği” Nazarbayev ve Kerimov’un 1994’te başlattıkları bir çalışmaydı, fakat sonuç vermedi. “Türkistan Ortak Evimiz” projesi Kerimov’un 1994’te gündeme getirdiği bir projeydi, fakat o dönemde Özbek şovenizmi olarak algılandı. Nazarbayev 2005’te “Orta Asya Devletleri Birliği” projesini gündeme getirdi, fakat diğe cumhuriyetlerden bir cevap alamadı. Bu arada “Orta Asya serbest ekonomik bölgesi” teklifi gündeme geldi, fakat somut bir adım atılamadı.

NASIL ÇÖZÜM BULUNUR?

Orta Asya hükümetleri, sıkça başvurdukları gibi selefi akımları yasak üstüne yasak koyarak, var olan baskıları daha da artırarak çözüm bulmaya çalışıyor. Orta Asya ülkelerinde liderler kendilerini dünyaya, köktendinci terörün önündeki en büyük kalkan ve set olarak göstermek suretiyle uyguladıkları baskıları meşrulaştırmaya çalışıyor. Oysa, gençleri IŞİD’e katılmaya iten etkenlerden birinin baskıcı rejimler olduğu da biliniyor. Bu nedenle Batı dünyasının az gelişmiş ülkelerde uyguladıkları “demokrasi” silahı, Orta Asya Türk cumhuriyetleri için bir tehdit haline dönüşüyor.

Uzmanlara göre radikal dinci terörle, selefi akımlarla mücadelenin ilk şartı baskıcı rejim modelleri yerine demokrasinin yaygınlaşması ve ekonomik sorunların çözülmesi.

TÜRKİYE’NİN TAVRI

Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde olası rejim değişikliklerine AKP’nin nasıl yaklaşacağı bilinmiyor. AKP her ne kadar Sünni İslamcı bir temele otursa da, İslamcı kimliğini iç politikada oy kazanmak için kullandığı biliniyor. AKP dış politikada güç dengelerine göre hareket ediyor. NATO üyesi olması, ABD ile güçlü ilişkileri nedeniyle 2002’ye kadar laik, Batı yanlısı politikalar izleyen Türkiye, AKP hükümetleri ile birlikte “proaktif dış politika” izlemeye başladı. Bu politika gereği İslam ülkeleri başta olmak üzere dış poltika stratejilerini Sünni mezhep tabanına oturttu.

Ancak Sünni İslamcı politikaları Suriye ve Irak gibi ülkelerde Sünni terör örgütleri ile yakınlaşmasına yol açtı, ABD ve Avrupa’nın tepkisini çekti. AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bu tepkilerin artması ile Türkiye yeniden Rusya ile ilişkilerini geliştirmek istedi. Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan gibi ülkelerle yapılan enerji anlaşmaları, Türkiye’nin Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin yönetimlerine müdahale etmesini güçleştiriyor.

AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, iç kamuoyunda güçlenen muhalefet nedeniyle güçlü devletlerin desteğine muhtaç. Bu nedenle Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde iktidara gelecek selefi hareketleri destekleyerek Rusya ile bir çatışmaya girmek istemez. Türkiye’nin Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde yönetim değişikliklerine müdahale etmesi beklenmiyor.

 

Ayrıca ABD’de Donald Trump’ın seçilmesinin dengeleri değiştirmesi bekleniyor. ABD-Rusya ilişkilerinin düzelmeye başlaması, ABD’nin uzlaşmacı politikalara yönelmesi Türkiye’nin politikalarını da etkileyecek. Buna bağlı olarak Türkiye, ABD'nin bundan sonra izleyeceği politikaları görmek isteyecek, o güne kadar büyük adımlar atmayacak.

26.12.2016