180 DERECE FARKLI MÜSLÜMANLAR

Türkiye’de İslam’ı yorumlayan ve yaşayan öyle kesimler var ki; “bir din bu derece birbirine taban taban zıt şekilde yorumlanabilir mi?” sorusuna yol açıyor. Bir dinin birbirini reddetmesi gereken düzeyde farklılaşması, bir başka soruyu da gündeme getiriyor: “Bu farklılaşma, İslam dışı güçlerin bir oyunu mu?”

Celal ÇETİN

Özellikle son 15 yıldır Türkiye’de İslam’ın yorumlanış ve yaşanış tarzı tartışılıyor. Belki bu farklılığın temelleri uzun yıllar öncesinden atıldı, son 15 yıldır günyüzüne çıktı.

İki farklı Müslümanlık anlayışını özetleyelim.

GELENEKSEL MÜSLÜMANLAR

Bu gruptaki Müslüman anlayışı, kadınların türbana girmesini şark koşan, hatta türbanı bile yeterli görmeyip çarşaflanmasını isteyenlerden oluşuyor.

Bu grup, Kur’an-ı Kerim’de geçen “ziynet yerlerinizi kapatın” emrinin kadınların saçlarını kastettiğine inanır. Erkekleri, peygamber efendimiz Hz. Muhammet (sa)  gibi yaşamaya çalıştıklarını iddia ederek sakal bırakır, kıravat takmaz, takkeyle gezer.

Kadınları bir yandan kapanırken diğer yandan “modernizmin ve kapitalizmin” imkanlarını sonuna kadar kullanır. Kendilerine gelenekselci, muhafazakar derler ama, son model ve pahalı otomobilleri, son model cep telefonları, marka kıyafetleri ile “kapitalizmle İslamiyeti” başarıyla birleştirmiştir.

Bu grup, günlük yaşamında “özgürlükleri” sonuna kadar yaşarken, kendileri gibi olmayanları, türban takmayanları, sakal bırakıp takke takmayanları, kıravat takanları “Müslüman olmamakla” eleştirir. İslamiyet’in kendi tekellerinde olduğuna inanır, Allah adına fetva verme hakkını kendilerinde görür, kitap okumaz, sorgulamaz, bilmez, öğrenmez, inandıklarını iddia ettikleri İslam dininin felsefesini tanımaz; ama yaşamın kendi etrafında döndüğünü söyleyebilecek kadar da şımarık ve hadsizdirler.

Bu grup kullanılmaya müsaittirler. Kişisel menfaatlerine uygun olmak şartıyla ilke ve inançlarını anında menfaatlerine uyumlu hale getirebilirler. İki namaz arası rüşvet pazarlığı yapmayı iyi bilirler. Masonik yapılanmaya benzer kapalı bir toplumda yaşarlar. Bu kapalılık içinde “her şeyi yaşarlar” ama “kol kırılır yen içinde kalır” felsefesi uygulanır.

Bu grubun mensupları, İslamiyet’i türbana indirgeyecek kadar basitleştirmiştir. Kriterleri de çok sadedir. Türban takmışsan, ayak bileklerini örtecek pardesüler giymişsen, haremlik-selamlık olarak ayrışmışsan Müslümansın. Bunlar yoksa sen Müslüman değilsin.

İslam’ın felsefesi umurlarında değildir. Kul hakkı yemenin, insanları kırmanın, bölücülüğü, ahlaksızlığın, sapıklığın, gıybetin ve buna benzer pek çok kuralın önemi yoktur onlar için. Namaz kıldığını göster, birkaç kez Hac’ca, umreye git, göstere göstere İslamcı yardım kuruluşlarına yardımda bulun (vergiden düşmeyi ihmal etmezler), “selamünaleyküm” diye söze gir, “inşallah”la devam et, ara sıra “Allahuakbar” sloganı at İslam’ın şartlarını yerine getirmiş olursun.

Bu gruptakilere “yat-kalk Müslümanları, şekilci Müslümanlar, Protestan Müslümanlık” denir. Ve gerçek islam’la, Anadolu Müslümanlığı ile hiçbir alakası yoktur.

MODERN MÜSLÜMANLAR

Geleneksel Müslümanlara taban taban zıt bir başka Müslüman kitle vardır. Gerçi sayıları diğerlerine göre çok çok azdır ama, etki güçleri açısından ciddi yol katetmişlerdir.

Bu gruptakiler için örtünme, sakal bırakma gibi bir şart yoktur. İslam anlayışları daha keyiflidir, eğlencelidir. Mini etek, dekolte, bol makyaj adeta imanın 7’nci, İslam’ın 6’ncı şartı gibidir. Olmazsa olmazıdır. Bu grubun kadın ve erkek müritleri sanki defileye çıkacak manken gibidir. Her akşam kadınlı erkekli müzik eğlence programlar eşliğinde dini eğitim verilir. Haremlik-selamlık uygulaması yoktur.

Geleneksel Müslümanlarda ilahiler, zikirler, hu çekmeler varken modern müslümanlarda müzik, eğlence, göbek atma, oryantal dans aklınıza gelen bütün keyif araçları ibadet olarak algılanır.

İKİ GRUP BİRBİRİNİ GÖRMEZDEN GELİR

Geleneksel Müslümanlar ve modern Müslümanlar arasında bu kadar önemli farklılık varken, birbirlerini hiç eleştirmemeleri dikkat çekicidir.

İslam’ı yaşadıklarını, İslam’ın kurallarını uyguladıklarını iddia eden, örneğin geleneksel Müslümanlar; eğer örtünmenin Allah’ın bir emri olduğuna inanıyorlarsa, modern Müslümanlar’ı reddetmeleri, eleştirmeleri, “dinsizlikle suçlamaları” gerekmez mi?

Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur’an-ı Kerim’in türkçe mealini yazdıran ve Türk Milleti’nin dinini bilerek yaşamasını isteyen Mustafa Kemal Atatürk’ü dinsizlikle suçlayan bu kesimler, nedense mini etekli, göğüs dekolteli, makyajlı, tıraşlı, kıravatlı ve şarkılı türkülü Müslümanlar’a karşı tek kelime etmiyor. Ramazanda oruç tutmadığı için “din adına linç edebilen, şort giydiği için genç kızlara, parkta gezdiği için hamile kadınlara saldırabilen” bu zihniyet, nedense mini etekli, göğüs dekolteli, saçı açık bacılarına hoşgurüyle yaklaşır.

Gariptir; eğlenceli Müslüman kardeşler de diğerlerini yobazlıkla suçlamaz, tek kelime etmez.

İki grubun da birbirlerine, “kardeşim siz İslam’ı yaşamıyorsunuz, siz günahkarsınız” dediğini duymadım.

İSLAM’IN İÇTEN PARÇALANMASI

İslamiyet’te mezhepçiliğin olmadığı bilinen bir gerçektir. Mezhepçilik, peygamber efendimizin ölümünden sonra ortaya çıkan siyasi güç kavgalarının dini kılıfa bürünmüş halidir. İslamiyetin mezhep kavgaları ile bölünmesi, Hıristiyanlığın ve Siyonizm’in (Yahudiliğin siyasi kanadı) yüzyılları kapsayacak operasyonlarına da zemin hazırladı.

VAHABİLİK

İslam’a en büyük darbelerden biri Selefilik ve Vahabilik eliyle vuruldu. Bir hadiste Peygamber efendimizin, “En hayırlı nesil benim neslimdir. Ondan sonraki hayırlı nesil ise onları takip edenlerdir” dediği rivayet edilir. Bu nesil ve ondan sonraki 2. ve 3. nesil mezhepler ve tarikatler öncesi dönemdir. Yani “İslam’da mezhepler ve tarikatlar yoktur” tezini güçlendiren bir hadistir.

İslamiyet’ten önceki Araplar’ın tüm olumsuz yönlerini içinde barindıran, Suudi ailesinin resmi belki de gayriresmi mezhebidir. Hazreti Muhammed’in ailesinin mezarını tahrip ettikleri için halife (Osmanlı Padişahı) tarafından sapkın ilan edildi, kral verilen bir fetva ile öldürüldü.

Suudi Arabistan’ın kuruluşu, başında Muhammed bin Abdülvahhab’ın bulunduğu din adamları ile Suud ailesinin işbirliği sonucunda gerçekleşti. Kuruluşun mimarı İngiltere’dir. Sonraki yıllarda, emperyalistlerin Ortadoğu’yu paylaşımı savaşları döneminde Vahabilik İngiltere’nin kullandığı önemli bir silah haline dönüştü.

İngilizler, Vahabilik adında yeni bir mezhep (akım) kurup Arapları Osmanlı’dan bu yeni akımla kopardı. Türkiye’de de benzer bir hareket yapmak istediler. Bu fikri 25 Aralık 1919’da İngiliz ajanı Ryan, hükümetine sunduğu raporda bu düşüncesini açıkladı:

“Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak menfaatçi bir grubu idareci olarak takdime çalışacağız. Panislamizmi ezemeyiz. Bu, tıpkı Batı’daki milliyetçilik gibidir. Bizim şimdiki gayemiz, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalarını sağlamaktır.”

Suudi Arabistan, vatandaşları için adeta nefes alınamaz bir ortamdır. Kadınların araç kullanmalarına yeni izin verildiği, sözde bilimsel bir toplantıda “kadınların insan sayılacağına” yeni izin verilen bir anlayışın hüküm sürdüğü yapay devlettir.

AKLA ZİYAN FETVALAR

Vahabi ve Selefi sözde din adamlarının verdikleri fetvalara bakınca, bu akımların islam’a zarar vermek için üretildiğini anlamak zor değil:

Mısırlı Selefi imam Usama El Kavsi: “Niyetiniz iyi ise kadınları duş yaparken gizlice röntgenlemek günah değildir.“

Selefi vaiz Yasir Burhami: “Erkeklerin yaşamları tehlike altındaysa, eşlerinin tecavüze uğramalarına seyirci kalmaları caizdir. Eşlerini bir başka erkekle yakalayan erkekler ise kadını öldürebilir.”

Suudi Arabistan Müftüsü Muhammed El Arifi: “Suriyeli muhalifler cinsel ihtiyaçlarını giderebilmek için Suriyeli kadınları kısa süreliğine nikahlarına geçirebilir. Bu kadınlar cennete gider.”

Suud din adamı Müftü Abdüllaziz Bin Baz: “Suudi gençlerin gayrimüslim kadınlara, sevgi ve evlilik konusunda yalan söyleyerek seks yapmalarında sakınca yoktur.”

Sosyal Doku Vakfı Başkanı ve sözde din alimi Nureddin Yıldız: “Bir kadın çalışmayı tercih ederek fuhuşa hazırlık yapmış oluyor.”

SİYONİZM-TARİKAT İLİŞKİSİ

İslam dünyasını parçalara ayıran tarikat/cemaatlerin kuruluş temellerinde Yahudiliğin (Siyonizm) parmak izlerini bulmak mümkündür.

Tarihte Yahudilik ile İslam arasındaki etkileşimin tarihi, İslam’ın Arap Yarımadası’nda doğup yayılmaya başladığı 7. yüzyıla kadar uzanır. Gerek Yahudiliğin gerekse İslam’ın kökenleri Ortadoğu’da, Hz. İbrahim’e dayandığından, her ikisi de İbrahimi dinler olarak kabul edilir. Yahudilik ile İslam’ın paylaştığı birçok ortak yön bulunur. Temel dini görünümü, yapısı, hukuk felsefesi ve uygulaması ile İslamiyet ve Yahudilik arasında benzerlikler vardır.

Gerek bu benzerliklerden ötürü, gerekse Müslüman kültürü ile Yahudi kültürü ve felsefesinin her iki dini iklimde yaşayan Müslüman-Yahudi cemaatleri üzerindeki etkisi yoluyla, geride kalan 1.400 yıl boyunca bu iki din arasında kesintisiz ve hatırı sayılır bir fiziki, teolojik ve siyasi örtüşme ortaya çıktı.

Ancak unutulmaması gereken şudur. Yahudiliğin etkilediği İslam anlayışı, Ortadoğu’da hakim olan islam anlayışıdır. Ki, bu islam anlayışı Yahudilik kadar Arap kültürü ile de içiçe geçmiştir. Zaman içinde İslami kurallar ile yerel kültürler birbirine karıştırılır oldu.

ANADOLU MÜSLÜMANLIĞI

Anadolu Müslümanlığı olarak tanımlanan inanç biçimi, gerçek islamiyet’tir. İçinde hoşgörü, anlayış, birlik-beraberlik, “komşun tokken aç yatan bizden değildir” felsefesi, yardımlaşma, dürüstlük gibi kavramları, yani İslam’ın özünü, felsefesini barındıran anlayıştır.

Anadolu Müslümanlığı, “camiye gitmek için sabahın köründe evinden çıkanla, evine gitmek için meyhaneden çıkanın sokakta anlayışla, hoşgörüşle selamlaşabildiği” bir iklimdir Anadolu Müslümanlığı.

Yahudi giyim tarzı olan türban yoktur Anadolu Müslümanlığında, başörtüsü vardır. Bugün türbanı savunanlar, Kur’an-ı Kerim’de türbanın bulunduğunu iddia edenler, ya ninelerimizin İ>slam’ı bilmediğini iddia ediyor veya kendileri İslam’ı bilmiyor.

Sonuç olarak; Türkiye, Türk milletinin örf ve adetleri ile İslam’ın felsefesini birleştirebilmişken, zaman içinde Vahabiliğin ve Siyonizm’in din adıyla dayattığı akımların etkisinde kaldı.

Kimileri İslam’ı sadece türban zannederken, “bizden olmayan ölsün” vahşetine kapılırken; kimileri mini etekli, dekolteli, makyajlı bacıları, yakışıklı delikanlıları müritleştirerek İ>slam’ı özünden koparıyor.

SAHTE İSLAMCILARIN ÖZELLİKLERİ

http://tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=104

İSLAMİ TERÖRİZM VE ARKASINDAKİ GİZLİ GÜÇ

http://tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=19

DEMOKRASİYE VE LAİKLİĞE KARŞITLIK, İSLAM’A KARŞITLIKTIR

http://tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=18

1,6 MİLYAR, 14 MİLYONUN OYUNCAĞI OLDU

http://tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=432

VAHABİ İSLAM YAHUDİLİK ARASINDAKİ BENZERLİKLER

http://tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=434

YAHUDİLEŞTİRİLEN TÜRKİYE VE ARAP COĞRAFYASI...

http://tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=704

12.12.2016