GÜLEN HAREKETİ, VATİKAN VE DİNLERARASI DİYALOG İHANETİ

15 Temmuz’un üzerindeki sır perdesi aralanamadı. Tabyonun göründüğü gibi olmadığı, bilinmezlikler perdesinin ardında farklı planların olabileceği iddiaları güçleniyor. Ancak 15 Temmuz “danışıklı dövüş” olsa bile, bu oyunun taraflarının masum olmadığı biliniyor. Özellikle FETÖ terör örgütünün geçmişine, kimlerle işbirliği kurduğuna bakınca bir karanlık karşımıza çıkıyor.

Celal ÇETİN

Fethullah Gülen’in Vatikan ve ABD destekli “Dinler Arası Diyalog” projesi, başlı başına sorgulanması gereken bir proje. İkinci sorgulanması gereken konu, cemaat okullarının açıldığı coğrafi bölgelerdir.

Önce okulların konumlarına bakalım. Okullar Azerbaycan, Somali , Ürdün, Kırgızistan, Endonezya, Njierya ve Kenya gibi ülkelerde açılmış durumda. Bu okulların çoğu Orta Asya’da ve Kafkasya’da Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 1990’ların başında kurulurken, Afrika’daki okulların çoğu da 1990’ların ortası ve sonuna doğru açılmaya başlandı. Öğrenciler arasında, liderlerin, yönetim kadrolarının ve iş dünyasında yer edinen isimlerin çocukları da var. Bu çocuklar zaman içinde ülkelerinin önemli ve kritik makamlarını işgal etmeye başladı.

Bu arada okulların bulunduğu coğrafyanın, ABD ve Batı dünyasının hedefleri arasında bulunduğunu, yeraltı-yer üstü kaynaklar bakımından önemli zenginlikler barındırdığını ve uluslararası stratejik konumda bulunduklarını unutmamak gerekiyor.

Washington, AKP ve Gülen Hareketini, Komünizm sonrası petrol ve mineral açısından zengin olan Orta Asya bölgesini istikrarsızlaştırmak için hazırlamış ve Ortadoğu’da vekalet savaşlarında kullanıyor. İslam’ı evrimleştirerek ABD çıkarları için kullanılmasına teorisyenlik yapan Graham Fuller, Ortadoğu’da iktidara getirilen AKP benzeri Siyasal İslam partilerinin fikir babasıdır. Amerika’daki Yahudi stratejisti  ve CIA Orta Doğu şefi Graham E. Fuller, Fethullah Gülen için şunları yazıyordu: “Nur hareketi yetmiş yıldan fazla bir süredir sahnededir, şu anda Türkiye’deki en geniş organize dini harekettir, dünyada da en genişlerinden biridir. Gülen, özellikle hareketin enerjisinin büyük bir kısmını, niteliği itibariyle hemen hemen evrenselci ve geniş manevi öğretilere dayalı olarak, ‘İslam’a modernist bir bakışla yaklaşacak okulların açılması ve çalışma gruplarının kurulması’ da dahil, eğitimle ilgili çabalara yöneltmektedir. Türkiye demokratikleştikçe (Fethullah Gülen’in ve AKP’nin benimsediği ve Amerika’nın desteklediği) ılımlı İslam’ın, Türklerin hayatında daha önemli bir konuma geri dönmesi kaçınılmazdır.”

CFR’ın yayın organı Foreign Policy yayınladığı yıllık Küreselleşme İndeksi ve Başarısız Devletler listesiyle tanınır. Bunun yanı sıra 2005 ve 2008 yılında Dünyanın ilk 100 entelektüeli listesini yayınladı. 2008 yılı listesinde Fethullah Gülen 1. sırayı alırken, Orhan Pamuk’a 4. sırada yer verildi.

DİNLER ARASI DİYALOG, SADECE İSLAMİYET’İ Mİ HEDEF ALIYOR?

Bir ilahiyatçı akademisyen  Gülen hareketi ile ilgili tespiti, projenin boyutunun tahminlerin de ötesinde olduğunu gösteriyor.

Şöyle demişti ; “Gülen hareketinin misyonu İslam’ın içini boşaltmakla sınırlı değil. Bu proje Hıristiyanlığın da içinin boşaltılmasını öngörüyor. İçi boşaltılmış İslamiyet ve Hıristiyanlık kimin işine yarar? Bu sorunun cevabını bulursanız, Gülen Hareketi-Vatikan ilişkisinin perde arkasını da anlayabilirsiniz…”

PAPA’YA ORTAKLIK MEKTUBU

Şimdi yeniden Dinler Arası Diyalog Projesi’ne dönelim ve Fethullah Gülen’in Papa 2. John Paul’a yazdığı Ortaklık mektubunu okuyalım:

“Pek muhterem Papa cenapları;

Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zat-ı alilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.

Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.

İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.

Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah’a aittir ve din Allah’tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinler arası diyaloğa yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir. Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.

Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetler arası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinler arası diyalog konusunda Vatikan’ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz.

Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu’daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlik önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel’in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs’ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir. Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile ilki Washington DC’de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa’nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.

Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim’in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran’da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi’ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şümullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.

Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb’e şükürler olsun.” (M. Fethullah Gülen / Rabb’in aciz kulu / 9 Şubat 1998)

PAPA 2.JOHN PAULUN GİZLİ KARDİNALLERİ

Fethullah Gülen’in bu mektubundan sonra, rahmetli Aytunç Altındal’ın Vatikan’ın planlarına ilişkin şu yazısını okuyalım. Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri (sayfa115-116-117)

16 Nisan 1995 te Papa 2.John Paul,VATİKAN St.PeterMeydanını dolduran 200 bin kişilik bir kalabalığa, Paskalya mesajını okudu.Papa ilk kez bu paskalya mesajında siyasal haklar edinmek için silahlı mücadele veren örgütleri bizzat dile getirdi. Papa aynen şunları söyledi.

“Özellikle Kürtleri,Filistinlileri ve Latin amerikadaki gurupları siyasal haklar elde etmek için silahlı mücadelede bulunmaya son vermeye çağırıyorum.Toplumda karşılıklı kabule ve saygıya dayalı kullanılabilir (equitable) çözümün tek yolu vardır.Diyalog.Ben onları bir an önce diyalog başlatmaya davet ediyorum.’’

Bu Papalık çağrısından sonra ilginç gelişmeler oldu.İlkin Belçikada,sonra da Almanyada ‘’Diyalog’’ gurupları oluştu.Hemen ardından 1995 yılının Eylül ayında ‘’Pkk diyalog istiyor’’ sesleri yükseltilmeye başlandı.Bunları ‘’Türkiye diyalogdan kaçıyor’’ şeklindeki batı basınının manüpile edilmiş haberleri izledi.Türkiye yeniden insan hakları örgütlerinin boy hedefi haline getirildi.

Vatikanın ve onun bürokrasisinin Türkiyedeki siyasi gelişmelerle doğrudan ve açıklanmış iradeyle ilgilenişi işte bu 16 nisan paskalya konuşmasından sonra hız kazandı.Ne hikmetse bu güne değin ‘’Diyalog’’ sözcüğünü telaffuz bile edemeyen bazı çevreler ‘’Din’’ aşkına ‘’Diyalog ve Hoşgörü’’ toplantıları düzenlemeye başladılar.

Papanın ne tür bir diyalog çağrısı yaptığı ise Katolik Kilisesi tarafından yayınlanan resmi belge ve yayınlardan anlaşıldı.Katolik aleminde en ciddi ve en çok izlenen yayın organı olan ‘’THE CATHOLİC WORLD REPORT’’ (Abd tarafından finanse ediliyor) Mayıs 1995 sayısında Türkiyeyi tek taraflı suçlayan bir haber yayınladı (ss.13-14).Haberde Amerikalı Cumhuriyetçi Senatör John Porterin ‘’Türkiyede Kürtlere Jenosist uygulanıyor’’ şeklindeki demeci verildikten sonra Müslüman Türklerin elindeki Ankara Hükümetinin başta Kürtlere,Aramilere,Ermenilere,Süryanilere ve Rumlara baskı yapmakta olduğu vurgulandı.(Aynı senatör bilindiği üzere ABD de Ermeni soykırımı tezini savunur.İki ay önce (1998 yılı) eşiyle gelerek Türkiyedeki bazı Kürt liderleriyle görüşmüştü.Aynı dergi haziran 1995 sayısında ise tam altı sayfalık bir yazıyla Türkiyenin AB ye girmesini engelleyeceğini duyurdu.Papanın diyalog çağrısının böylece kasıtlı bir Anti-Türkiye kampanyasını seslendiren bir ‘’monolog’’ olduğuda anlaşıldı.

Rastlantı buya 1995 ten buyana Türkiyede diyalogla yatıp,hoşgörüyle kalkanlar,ne hikmetse tıpkı VATİKAN ağzıyla konuşarak terörist bir örgütle Türkiye Cumhuriyetini ‘’Diyalog ve Hoşgörü’’ yutturmacasıyla kendi deyimleriyle ‘’Diplomatik’’ görüşmelerde bulunmak üzere eşit taraflar olarak “Diyalog masasına” oturtmaya uğraştılar. Hala da uğraşıyorlar…

Vatikan bu gelişmeleri nasıl değerlendirdi bilinmez. Ama ölmeden evvel Papa 2. Jean Paul sessiz sedasız bir atama yapmıştı. 21 şubat 1998 de resmiyet kazanarak yürürlüğe giren bu atama olayı ile Kardinaller Kolejine (Vatikanın senatosu) 20 yeni kardinal daha atandı. Böylece bu PAPA’nın ölümünden sonra yapılacak olan seçimde oy kullanma hakkına sahip olan kardinal sayısı 122’ye yükseltildi. (Gerçekte 166 kardinal var.Bunlardan 80 yaşının üstündekiler oy kullanamıyorlar.) Yeni kardinallerin ikiside Amerikalıydı.Bunlardan biri Türkiyedeki ‘’Diyalog ve Hoşgörücüleri’’ yakından tanıyan Chicagolu Francis Kardinal George diğeride eski Denver Başpiskoposu James Kardinal Satfford du.

Ancak ilginç olan bu değildi.Papa 2.john paul neredeyse 100 yıldır uygulanmayan bir ‘’Papalık Hakkını’’ da bu atamalarda kullanmıştı.Vatikan terminolojisinde ‘’in pectore’’ diye bilinen bu uygulamaya göre Papa 20 Kardinale ek olarak ikide ‘’in pecture’’ yani GİZLİ kardinal atamıştı.Söz konusu sözcük Latince ‘’Kilisenin bağrına bastığı gizli evladı’’anl***** gelmektedir.

Diğer bir anlatımla ‘’in pecture’’ ile yıllardır Vatikanın ‘’gizli’’ hizmetinde çalışan ve / fakat KENDİ ÜLKESİNDE KİMLİĞİNİ GİZLEYEN BAŞKA DİNE MENSUP iki kişi şu anda Vatikanda kardinal yapılmış bulunuyorlar. Papanın özel ‘’audiance=görüşme’’ yapmasından sonra kardinalliğe getirmeye uygun gördüğü bu kişilerin kim oldukları şu anda PAPA dahil sadece 7 kişi tarafından biliniyor.Geleneğe göre papanın bu şahısların kimliklerini ölümünden önce açıklaması gerekiyor,yoksa bu kişilerin ‘’in pecture’’ statüleri kimlikleri açıklanmadan sürecek.

Yıllardır vatikanın isteklerini yerine getirerek ‘’gizli katolik’’ olarak çalıştıkları ve bizzat papanın dediğine göre gerçek kimliklerinin açıklanması halinde ihanetleri nedeniyle kendi ülkelerinde ÖLDÜRÜLEBİLECEKLERİ ihtimali bulunan bu iki kişi acaba kimdir?.Bunlardan birinin Çin Halk Cumhuriyetindeki bir din adamı olduğu tahmin ediliyor.Diğeride acaba Orta Doğudan Müslüman bir lider,kral ve / veya bir din adamı mıdır.Soğuk savaş yıllarında CİA adına çalıştığı bilinen Papa 2.John Paulun Vatikandaki mafyası ‘’OPUS DEİ’’nin orta doğuda hangi liderlerle kolkola ve sermayesiyle iç içe olduğu biliniyor.Bir kaç yıl içinde çok hazin bir “ALDANIŞ” la karşılaşmasınlar diye orta doğunun Müslümanları bu soruyu kendilerine sorsalar iyi ederler,kanısındayım…”

01.12.2016