MÜSLÜMANLAR, KALVANİZM, FETÖ İLİŞKİSİ

AKP ile birlikte İslamiyet’in içeriği, din anlayışı, kapitalizm-din ilişkisi sorgulanmaya başladı. “Bir lokma, bir hırka” felsefesinden lüks yaşam kültürüne geçen kapitalist Müslümanlar, İslamiyet’in kapitalizme çelişmediğini vurgulamaktan çekinmiyor. İçlerinde Max Weber’i örnek alanlar, Kalvanizm’i savunanlar var. AKP-FETÖ çatışmasının temelinde kapitalist paylaşım savaşı olduğu iddia ediliyor.

Celal ÇETİN

İslamiyet’in ticarileştirilmesi veya Müslümanların kapitalistleşmesi olgusu, İslam’ın felsefesi ile günümüz İslam anlayışı arasındaki farkı ortaya koyuyor. Bu fark, Kayseri özelinde 2004’de hazırlanan bir raporda detaylı olarak ele alındı. 10 yıl sonra gelinen noktada “İslami Kapitalizm” kavramından İslam’ın çıkarıldığı, vahşi, acımasız yalın kapitalizmin bırakıldığı görülüyor.

European Stability Initiative (ESI-Avrupa İstikrar İnisiyatifi) için 2006’de hazırlanan raporda, kadınların başı açık namaz kıldığı görüntülerle başlayan “Müslüman Protestanlar” tartışmasına yer veriliyor. Raporda, özellikle Kayseri’de yaşanan ekonomik kalkınmanın, kapitalizmle İslam’ın bağdaşabileceğinin bir göstergesi olduğu iddia edilirken, “İslami Kalvinistler” benzetmesi yapıldı.

Raporda, Orta Anadolu’da ve özellikle Kayseri’de yaşanan ekonomik kalkınmanın, serbest piyasa kapitalizmiyle İslam’ın bağdaşabileceğinin bir göstergesi olduğu iddia edilirken, “İslami Kalvinistler” benzetmesi yapılıyor. Genelde “hesap kitap adamı oldukları için, Kayseri’den büyük sanayici çıkar ama büyük siyasetçi yetişmez” denilen raporda, Türkiye’de AB projesinin savunucularından, Kayserili Abdullah Gül’ün (Başbakan Erdoğan’la birlikte) AKP’de savunduğu ’muhafazakar demokratlık’ çizgisinin, yaşanan değişimin bir sonucu ve örneği olduğu söyleniyor. “Türkiye’nin üyeliğini istemeyen Avrupalılar arasında genellikle Türkiye’nin yalnızca biri batılı olan iki yüzü olduğu” görüşü sık sık dile getiriliyor. Yabancılar gibi bir çok Türk yetkilinin de dünyaya yaydığı “Anadolu resmi” Avrupalı değildir: “Tarım, hayvancılık ve el dokumasına odaklanmış köy hayatının değişmeyen temposunda derinlere kök salmış erkek egemen bir İslam kültürü... Bu tespitlere rağmen, yakın geçmişte Orta Anadolu, Doğu Asya kaplanlarının ekonomilerini anımsatan biçimde bir ekonomik mucizeye şahit oldu.”

ÖZEL MUHAFAZAKARLIK: Sanayi toplumuna geçişin geleneksel köy hayatını yok ettiğini, kentleşme ve eğitimin çalışma ve girişimen bakış açısını değiştirdiğini ve Orta Anadolu hala muhafazar ve dindar olsa da bunun “özel” bir muhafazakarlık ve dindarlık olduğunu söyleyen raporda “öte yandan bahsedilen ekonomik gelişme, beraberinde yeni bir siyasi istikrarı da getiriyor” deniliyor: “Orta Anadolu, Türkiye’deki AKP hükümetinin oy tabanı olma özelliğinin yanı sıra, parti içindeki en etkili bazı isimlerin de (Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül gibi) yetiştiği yer. AKP hükümeti, pek çok açıdan Anadolu Kaplanları’nı yaratan değerlerin ve görüşlerin siyasi bir yansıması. Bu partinin toplumsal ve ekonomik köklerini anlaşılması, çağdaş Türkiye’nin yaşadığı ve hem yurtiçinde hem de yurtdışında gözlemcileri şaşırtan paradokslardan birinin aydınlatılmasına yardımcı olabilir, özünde İslami ve muhafazakar olan bir hükümet, iş hayatının gelişmesini destekleyen ve Avrupa yanlısı zorlu bir gündeme nasıl sahip çıkabiliyor?”

ÖNCE ’KANAPE’ SONRA ’BLUCİN’ DEVRİMİ

Raporda, Kayseri’de sanayileşme hamlesinin “kanape devrimi” ile başladığı “blucin devrimi” ile sürdüğü vurgulanıyor. 78 yıl önce Kayseri’nin Hacılar Köyü’nde doğan ve sadece bir yıl okulan giden Mustafa Boydak ile kardeşinin kurduğu ilk marangoz atölyesinin Türkiye’nin en büyük mobilya markalarından İstikbal ve Bellona’yı içeren bir holdinge dönüştüğü, bunun temelinde de iki kardeşin sanayileşmenin, ihracatın önemini zamanında anlamalarının yattığı söyleniyor. Kayseri’nin ikinci “devrimi” blucin kumaşıyla yaşanır. Kayseri’nin önde gelen şirketlerinden Orta Anadolu’nun eski genel müdür Mehmet Ali Babaoğlu bu sanayinin güçlüğünü şu sözlerle ifade ediyor: “Kaliteli jean kumaşı üretimindeki zorluk, Los Angeles, Londra ve Tokyo’daki gençlerin aklını okumakta yatar.”

Ve rapor ekliyor: “İşte küreselleşmenin canlı bir göstergesi: sürekli değişen gençliğin moda dünyasına yetişmek için Anadolu’da koşturan mühendisler.” Rapor, Orta Anadolu adlı tekstil kuruluşunun iflas noktasın gelişini ve özel sektör tarafından satın alınışını anlatırken, Türkiye’deki devletçi ve ithal ikameci politikaların sonucu gelinen ’tıkanma noktasını’ da özetliyor. “1980’lerin başında Başbakan Turgut Özal, yabancı yatırımcıların ülkede ortak yatırım yapması için Türkiye’yi etkin biçimde tanıtıyordu. Bu kapsamda, Amerikalı giyim devi Levi Strauss, ülkeye gelerek Avrupa’daki fabrikaları için tedarikçi arayışına başladı ve ilk temaslarını da Orta Anadolu ile gerçekleştirdi. Bu aşamada şirketin Levi’s standartlarında jean kumaşı üretecek ne gerekli ekipmanı vardı, ne de uzmanlığı.”

KADININ EKONOMİK HAYATTAKİ YERİ GERİ

ESI raporunda Orta Anadolu’daki bu gelişmelere rağmen henüz “kadının ekonomik hayattaki yeri”nin çok geri ve geleneksel olduğu rakamlarla gösteriliyor. “Bu gerçekten AB’yi iktisadi açıdan yakalamak isteyen Orta Anadolu’nun en zayıf noktasıdır” deniliyor. Kadınların hala sadece tarımda istihdam edildiği, sanayide çok az kadın çalıştığı söyleniyor. “Pek çok Orta Anadolu insanının (erkek ve kadın) gözünde, çalışan kadın erkeğin ailesini geçindiremediği anlamını taşıyor.” Ve ekleniyor: “Bugün Orta Anadolu’daki kalkınma potansiyeliyle ilgili en önemli soru, hayatın diğer alanlarında sergilenen akılcılığın kadın çalışan konusunda da söz konusu olup olmayacağı. Kayseri iş dünyasının yeni seçimlerinin kızlarına bakıldığında, davranış değişiminin daha şimdiden başladığı görülüyor. Hemen hemen istisnasız olarak, Kayserili başarılı işadamları kızlarını yüksek eğitim için üniversitelere, hatta bazen İstanbul’a ya da yurtdışına gönderiyor. Yani bu alanda da ‘zihniyet devrimi’ yol almış, gelişme kaçınılmazdır: Şu anki büyüme hızının sürmesi halinde, Orta Anadolu’nun diğer Avrupa toplumlarının yolundan gitmesi kaçınılmaz.”

İSLAMİ KALVİNİSTLER FANİ DÜNYA SOFUSU MU?

Rapor, “oldukça dindar bir topluma sahip olmakla beraber değişim ve modernleşmenin uyumlu biçimde bir araya geldiği yer” diye tanıtıyor Kayseri’yi. “İslami yardımseverlik, yerel geleneklerin bir parçası ve çok güçlü, şehirdeki eğitimle ilgili ve kültürel yapıların çoğu özel bağışlarla yaptırılmış.” Yarım yüzyıl önce, dünyanın önde gelen kalkınma ekonomistlerinden birisi olan Arthur Lewis, kitabında ekonomik büyümeyle ilgili olarak şunları söylüyor: “Bazı dini davranış biçimleri, ekonomik büyümeyle diğerlerinden daha fazla uyum gösteriyor. Dinde; maddi değerler, çalışma, tutumluluk ve verimli yatırım, ticari ilişkilerde dürüstlük, deneysellik ve risk almak ya da fırsat eşitliği vurgulanıyorsa, büyümeyi destekleyen bir ortam sağlanır, ancak şimdiye kadar bu eğilimler desteklenmediğinden, büyüme engelleniyor.”

Rapor, Niyazi Berkes’in de katıldığı İslam’ın “hiçbir zaman modernlikle uyum sağlayamadığı” inancının AB başkentlerinde de yaygın olduğunu vurguluyor. Oysa Kayserili işadamları İslam’ın ve Hz. Muhammed’in görüşlerinin “ekonomik kalkınma” ile çatışmadığı aksine uyuştuğu görüşünde. Hatta Kayserili dindar işadamlarından “kendi durumlarını” Kalvinizme ve Protestanlığı benzetenler var. Eski Büyükşehir Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, Kayserilileri çok çalışan Protestanlarla karşılaştırıyor ve "Kayseri’yi anlamak için önce Max Weber’i okumak gerek" diyor (Weber, 1905’te yazdığı "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" adlı makalede, Kalvinizm’in "fani dünyadaki sofuluğu"nun modern kapitalizmin yükselişinde ilk kıvılcımı oluşturduğu öne sürüyordu). Tekstil şirketi sahibi ve MÜSİAD Kayseri Şube Başkanı Celal Hasnalçacı şu açıklamayı yapıyor: "Anadolu kapitalistlerinin yükselişi, sahip oldukları Protestan iş etiği sayesinde oldu. Müsriflik yok, spekülasyon yok, karlar yeniden yatırıma aktarılıyor."

HOMO ISLAMICUS: Rapor, MÜSİAD’ın yayın organında İslam ile serbest pazar ekonomisinin barışık olduğunun vurgulandığını şöyle belirtiyor: “Homo Islamicus adlı kitapçık, bir tüccar olarak Hazreti Muhammed’in hayatını anlatmakta, serbest piyasa ekonomisinde devletin müdahalesinin sınırlanmasını dine bağlayarak açıklamakta.”

KALVİNİZM NEDİR?

Jean Calvin 16.yy’da yaşamış ve Reform Hareketi’nin Fransa ve İsviçre’de yayılmasına çalışmış bir din adamıdır. Diğer protestan inançlarından farkı olarak, Kalvinizm ’Hıristiyanlığın özüne dönmeyi’ savunur. Kalvinistler kadere ve hidayete çok önem verirler. Kalvinist inancının yaygın olduğu toplumların ticarete ve ekonomiye yatkın olduğu iddia edilir.

FETÖ’NÜN GÜCÜ EKONOMİ KAYNAKLI

Kayseri başta olmak üzere Anadolu’da yaşanan ve “Anadolu kaplanları olarak” isimlendirilen ekonomik yükselişin, 15 Temmuz girişiminin aktörlerinden biri olan Cemaat yapılanmasının eseri olduğu ortaya çıkıyor. Raporda sözü edilen Boydak Holding ve yine Orta Anadolu’da ekonomik başarı sağlayan orta-büyük boy işletmelerin çoğunun FETÖ bağlantılı olması tesadüf olmasa gerek.

AKP ile Cemaat yapılanması arasında başgösterdiği söylenen rekabetin temelinde de sözkonusu ekonomik büyüklüğün olduğu iddiaları geçerliliğini koruyor. 15 Temmuz sonrası FETÖ Terör Örgütü ile ilişkili olduğu gerekçesiyle el konulan şirketlerin sayısı ve ekonomik büyüklükleri gözönüne alındığında iddialar güçleniyor.

Daha önce bazılarına mahkemeler tarafından kayyum atanan çok sayıda şirket, 1 Eylül’de çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile art arda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilerek devletin ve hükümetin kontrolüne geçen şirketlerin sayısı 7 Kasım 2016 tarihi itibarıyla 594’e ulaştı.

Geçen ay sonunda yayınlanan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre, FETÖ ile doğrudan ya da dolaylı bağlantısı olan gerçek ve tüzel kişilerin yüzde 50’den daha az paya sahip olduğu şirketlerin de TMSF’ye devredilmesinin önü açıldı. Böylece el konulacak şirket sayısının artması bekleniyor. Toplam 8 bin şirketin FETÖ ile ilişkili olabileceği belirtiliyor.

MALİ BOYUTLARI ÇOK BÜYÜK

MSF’ye geçen şirketlerin aktif büyüklüğü 30 milyar liraya ulaştı. Soruşturma kapsamında Boydak, Naksan, Koza-İpek, Dumankaya, Alfemo, Yavaşçalar ve Kadıoğlu, Kaynak gibi dev ölçekli grupların yönetimine el konuldu.

TMSF’ye devredilen şirketlerin dışında, FETÖ ile doğrudan ya da dolaylı bağlantısı olduğu gerekçesiyle el konulan yurt, okul, vakıf ve gayrimenkullerin toplam değerinin ise 15 milyar lirayı bulduğu Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki tarafından açıklandı.

MİT ve MASAK’ın tespitlerine göre, Gülen cemaatinin yurt içi ve yurt dışında toplam yaklaşık 100 milyar dolar değerinde bir mal varlığını kontrol ettiği tahmin ediliyor.

TMSF’ye devredilen şirketlerle ilgili hukuki ve ticari güvencelerin KHK’da yer almadığını, iş dünyasında bu operasyonlar nedeniyle iş adamlarına yönelik “etiketleme” yaşandığını anlatıyor.

YANDAŞLARA MI, YABANCILARA MI PEŞKEŞ ÇEKİLECEK?

Öte yandan el konulan şirketlerin hukiki boyutları tartışılıyor. El konulan şirketlerin bir bölümü halka açık olduğu ve hisseleri Borsa İstanbul’da (BİST) işlem gördüğü için şirketlerin akıbeti de merak konusu. TMSF Başkanı şirketlerin ya tasfiye edileceği ya da satılacağını açıkladı ama satışın nasıl yapılacağı ve sürecin “şeffaf” olup olmayacağı konusunda sorular gündeme geliyor. KHK’larla satışlara karşı dava açma, yargıya gitme yolları tümüyle kapalı. Ayrıca şirketlerin AKP’ye yakın iş adamlarına ya da kişilere satılacağı iddiaları da ortaya atılıyor.

12 Ekim’de bu endişeleri ve iddiaları doğrulayan bir gelişme de yaşandı. Hükümete yakın iş adamlarından Galip Öztürk Türkiye’nin en büyük altın madenlerinin sahibi Koza-İpek Holding’in tüm hisselerini almak için TMSF’ye başvurduğunu açıkladı.

Galip Öztürk’e ait Metro Holding’in bu başvurusuna tepki gösteren Koza-İpek Holding’in yurt dışında firarda olan sahibi Akın İpek Twitter’dan şu açıklamayı yaptı: “Kasasında 600 milyon dolarlık nakdi ve 20 milyar dolar değerinde maden kaynağı olan bir şirketi, değeri 10 milyon lira bile olmayan bir şirket alamaz. Arkasında başka işler vardır.”

Galip Öztürk’ten başka henüz başka alıcı çıkmadı. Eğer yandaş büyük gruplar alış için harekete geçirilmezse şirketler talep yetersizliği nedeniyle uzun süre TMSF’nin elinde kalabilir. Veya yabancı şirketlere haraç mezat peşkeş çekilebilir.

30.11.2016