ABD’NİN PLANI, PYD-IŞİD PETROL ORTAKLIĞI MI?

ABD’nin PYD’den petrol satın aldığı ve karşılığında silah ve mühimmat verdiğine dair iddialar gündemdekini yerini koruyor. ABD’nin PYD’nin yanısıra IŞİD’le de petrol ticaretine girmek istediği iddia ediliyor. Ortadoğu’da petrol rezervlerini Kürtler üzerinden kontrol etmek isteyen ve satın alan ABD’nin, benzer bir ilişkiyi IŞİD’le de kurmak istediği, İŞİD’in bölgede uzun süre kalıcı olduğunu kabullendiği iddia ediliyor.

Celal ÇETİN

Şanlıurfa’da teslim olan PYD’li tetöristen verdiği bilgiler, ABD/Batı-PYD arasındaki ilişkiye yeni boyut kazandırdı. Teröristin verdiği bilgiye göre PYD, IŞİD’ten aldığı bölgelerdeki petrol rafinerilerini işletiyor ve ABD’li şirketlere satıyor. Elde edilen gelir İsviçre bankalarına aktarılıyor.

İddiaya göre petrol satışına karşılık ABD; İngiltere, Fransa, Kanada, Almanya ve İtalya uçaklarla PYD’ye 50 bin ton civarında mühimmat yardımı yaptı.

Teröristin verdiği bilgilere göre PYD/PKK terör örgütü, 15 Temmuz darbe girişiminden faydalanarak sınır illeri başta olmak üzere Kürt kökenli vatandaşların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde “demokratik direniş” maskeli isyan girişimi planlıyor.

ABD-PYD PETROL İLİŞKİSİ BİLİNİYOR

ABD desteğiyle Haseke, Deyr ez Zor ve Rakka bölgelerini ele geçiren PYD, Suriye'deki petrol kuyularının üçte ikisinin hakimi oldu.

Suriye'nin en büyük petrol rezervlerinin bulunduğu Haseke, Deyr ez Zor ve Rakka bölgelerini 2015 yılında ele geçiren PYD, petrol kuyularını da kontrolüne almış oldu. Haseke, Deyr ez Zor ve Rakka bölgelerini, 2012 yılından itibaren Suriyeli muhaliflerin kontrolündeydi. 2014 yılında IŞİD tarafından ele geçirilen bölgeler, 2015 ortasından başlayarak terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD’nin kontrolüne geçti.

ÜÇTE İKİSİ KONTROLÜNDE

ABD destekli operasyonlarla, IŞİD’ten alınan Haseke ve Rakka bölgelerindeki petrol kuyuları da PYD’nin oldu. PYD, Suriye’de petrol kuyularının üçte ikisini kontrol eder hale geldi. Söz konusu kuyulardan günlük 400 bin varil petrol çıkarılarak PYD tarafından Suriye rejimine satılıyor. PYD’nin kontrolündeki 2 bine yakın kuyudan çıkan petrol, Rakka’nın güneyinden Humus’ta bulunan rafinelere gönderiliyor. Petrol, IŞİD bölgesinden geçerek işleme tesislerine ulaşıyor.

IŞİD bölgesinden geçen (Humus Çölü dahil) petrol sevkiyatı dolayısıyla IŞİD’e geçiş bedeli ödeniyor. Humus’a ulaşan petrol, ardından Rusya’nın kontrolünde bulunan Tartus Limanı’na naklediliyor. Zemle, El Hariri ve Cizel bölgelerinde bulunan petrol ise tamamen rejim tarafından görevlendirilen personel aracılığıyla çıkarılıyor. Personelin maaşlarını rejim öderken, petrollerin çıkarılması için gerekli olan tüm ekipman da yine rejim tarafından karşılanıyor. PYD buradan yıllık 2 milyar dolardan fazla gelir sağlıyor.

Yine bir başka iddiaya göre Amerikan Five Star Trust Şirketi, PYD ve IŞİD’in elinde bulunan petrolleri satın alıyor, bunların parası da her iki örgüte silah olarak geri dönüyor.

PKK KANDİL PETROLÜNÜ SATMAYA HAZIRLANIYOR

Öte yandan Erbil merkezli haftalık Bas Gazetesi’nin haberine göre terör örgütü PKK, Kandil Dağı çevresindeki ham petrolü İran üzerinden satma hazırlığında. Habere göre PKK’nın görevlendirdiği özel bir ekip, Kandil Dağı’ndaki petrolü çıkarmak için köylere yol yapım çalışmalarına başladı. Buna göre örgüt Sergele köyündeki petrolü Amerikan şirketleri aracılığıyla çıkararak, Perdaşala köyü üzerinden Dola Balayan bölgesine, oradan da İran’a ulaştıracak.

Daha önce Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Sergele köyündeki petrolü çıkarmak istemiş ancak PKK buna izin vermemişti.

PYD’nin ele geçirdiği petrolü ABD’li şirketlere ve onlar üzerinden dünyaya pazarladığı iddiaları güçlenirken, Washington yönetiminin benzer bir anlaşmayı IŞİD’le de yapmak istediği iddiası ortaya atıldı.

İddiaya göre IŞİD’in Sünni denge unsuru haline geldiği ve uzun süre bölgede kalıcı olacağı ABD tarafından bir süredir kabul edilmiş durumda. Bu nedenle ABD Irak ve Suriye’de petrol arz ve ulaşım yollarının güvenliği için her iki örgütle de “bir şekilde” anlaşmak zorunda. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Irak ve Suriye'de IŞİD'e karşı yürütülen mücadelenin uzun soluklu olacağını ve yıllar alabileceğini önceden itiraf etmişti.

ABD’NİN PLANI, BİR TAŞLA BİRKAÇ KUŞ VURMAK

Bir yandan bölgenin etkin iki gücü olan PYD ile IŞİD arasındaki çatışma sona ererken diğer yandan Sünni IŞİD bölge için tehdit olmaktan çıkarılacak. Ayrıca bölgede Kürtlere yönelik düşmanlık duyguları bertaraf edilecek.

ABD’nin planı, hem bölge ülkeleri için daha büyük tehdite yol açarken hem İsrail’in güvenliği pekiştirilmiş olacak.

İsrail için bölgedeki en büyük iki tehditten biri Sünni Arap nefreti, diğeri Şii düşmanlığı. Sünni Arap tepkisi IŞİD’in şahsında ortaya çıkarken Şii düşmanlığı İran üzerinden yönlendiriliyor. PKK’nın Kandil’den çıkaracağı petrolü İran’a satacağı iddiaları ile birlikte düşünülünce IŞİD’le yapılacak bir anlaşmanın önemi ortaya çıkıyor. PYD/PKK-IŞİD ortak petrol ticareti ile bölgedeki Kürt, Sünni, Şii gruplar arasındaki siyasi düşmanlık, petrol ticareti ile menfaat birlikteliğine evrilebilirse, yeni konjonktürden ABD, İsrail ve Batı karlı çıkacak.

IŞİD PYD’DEN DAHA ETKİLİ BİR ÖRGÜT

ABD’nin IŞİD’le anlaşma girişimi iddiasının bir diğer önemli gerekçesi, IŞİD’in yapısından kaynaklanıyor. Bu yapı, örgütü hem PYD/PKK’dan daha etkili kılıyor hem küresel bir silaha dönüştürüyor.

Gizli bilgileri sızdırdığı için Rusya’ya kaçan ve koruma altına alınan ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve ABD ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) eski çalışanı Edward Snowden’a göre “IŞİD bir ajan devlettir. Bu örgütü ABD, İngiltere ve İsrail istihbarat teşkilatları kurdu.” Snowden’a göre örgütün Ortadoğu’da denge ve tehdit unsuru olarak ABD, İngiltere ve İsrail'e hizmet etmesi planlandı.

Siyasi analistlere göre ise IŞİD, her ne kadar ABD, İngiltere ve İsrail tarafından kurulsa da, zaman içinde evrim geçirdi ve yerel özellik kazandı. “Bölgenin yabancısı, İslam dışı tüm güçlerle savaş” stratejisini benimsedi. ABD ve Batı nefretinin zirve yaptığı dönemde IŞİD Sünni Araplar ve ezilmişlik duygusu yaşayan tüm kesimler tarafından desteklenmeye başladı. Bu durum da IŞİD’i bölgenin kalıcı aktörü haline getirdi.

IŞİD, Kafkasya bölgesi ağırlıklı olmak üzere hemen her ülkeden teröristleri bünyesinde barındırıyor. Bu durum, Kafkasya’nın hakim gücü Rusya için bir tehdit oluşturuyor. ABD’nin kontrolüne girecek bir IŞİD silahı, yine ABD’nin en büyük düşmanı olan Rusya’ya dönebilir. Ayrıca her ülkenin kendi IŞİD’i yaratıldı. Gizli hücreler üzerinden her ülke tehdit altında tutulabilecek.

Sonuç olarak bölgede kalıcı olan PYD ve IŞİD, hem Ortadoğu üzerinde hesapları olan bölge ülkeleri üzerinde bir baskı olarak kullanılabilir, hem terör silahı ile petrolü koruyabilir. ABD ve Batı için önemli olan petrolün güvenliğidir. Güvenliği kimlerin sağladığına bakmaz.

PLAN BAŞARILI OLUR MU?

ABD her ne kadar bir taşla birkaç kuş vurmak istese de, bölgede ektiği nefret tohumları, petrol anlaşmaları ile geçebilecek gibi değil. Bölgeyi yakından takip eden uzmanlara göre IŞİD’i vareden Sünni Arap zihniyeti, “büyük şeytan ABD ve İsrail”den nefret etmeyi sürdürüyor. Arkasında ABD’nin olduğu hiçbir planı kabul etmeyecek. Arap milliyetçiliğini bilenlar için her ne kadar küresel güçler belirleyici olsa da, bu coğrafyada yerel unsurlar arasında anlaşma sağlamak mümkün değildir.

IŞİD’in garip bir yapısı var. Bir yandan Batı’ya karşı gibi görünüyor ama militanlarının çoğu Batı ülkelerinden geliyor. Yaptıkları değerlendirildiğinde Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozmak için hareket ediyor gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Bu kimin işine geliyor? Irak’ta Barzani’nin, Suriye’de PYD’nin.

Suriye tablosuna bakınca “ABD IŞİD’in yok olmasını istiyor mu?” sorusuna verilecek cevap, “hayır istemiyor.” ABD IŞİD’i belli noktalara kadar zayıflatıyor, belli orana kadar güçlendiriyor. Bu, ABD’nin menfaatlerine ne kadar uyumlu hareket ettiği ile ilgili. ABD IŞİD’le savaşmak yerine onunla “bir şekilde” işbirliği yapmaya çalışıyor.

Örneğin IŞİD Irak’ta merkezi hükümetle savaşırken fazla zayıflamasına izin vermiyor. Ama Barzani’ye saldırırsa IŞİD’e karşı tavır alıyor. Suriye’de de aynı tavrı sergiliyor. Mesela IŞİD Suriye Ordusu ile savaşıyorsa ABD de “yanlışlıkla” Suriye Ordusu’nu vuruyor. Ama IŞİD PYD’ye saldırırsa ABD direk IŞİD’e operasyon düzenliyor. Sonuç itibariyle ABD IŞİD’i kullanmaya çalışıyor.

Ancak ABD’nin karşısında ciddi bir blok kurulmuş durumda. Rusya, İran, Suriye, Irak merkezi hükümeti var. Türkiye de bloğa katılmış gibi görünüyor. Türkiye’nin bu tavrı belirleyici olacak. Gerçi Ankara’da kafa karışıklığının devam ettiğine dair bazı işaretler gelse de, içeride PKK, dışarıda PYD ile kavgası ve Cerablus operasyonu gösteriyor ki, Türkiye ciddi bir politika değişikliğine gidiyor.

ABD hem karşısındaki bloğu zayıflatmak, hem Suriye ve Irak’ta PYD/Barzani, Türkiye’de de PKK eliyle Kürt yapılanmalarını kalıcı hale getirmeye çalışıyor. Ama bu bloğa rağmen bunları yapabilmesi çok zayıf ihtimal.

İNGİLTERE ABD’NİN YERİNİ DOLDURABİLİR Mİ?

ABD’nin Ortadoğu batağından çıkmaya çalıştığı, İngiltere’nin yerini doldurmak üzere harekete geçtiği  iddiaları var. Bazı gözlemcilere göre “ABD’nin bölgede etkinliğini kaybetmeye başladığı” iddiası doğru çıkar ve ünlü İngiliz politikasının özellikleri hesaba katılırsa bu olasılık mümkün. Sonuçta bölge sınırlarını cetvelle İngiltere çizdi.

Diğer bazı gözlemcilere göre ise İngiltere ABD’nin yerini dolduramaz. İngiltere her ne kadar ünü siyasetini uygulasa da, henüz orta ölçekli bir ülkedir ve tek başına operasyon yapamaz.

Ancak başka bir durum olabilir.

Davutoğlu döneminde Türk dış politikası arap saçına dönmüş, enerjisini kendi çıkarları aheyhine, gereksiz ve saçma sapan politikalara harcıyordu. O dönemde ABD, ingiltere ve müttefikleri bir an önce bölgede Kürt devletinin kurulması için harekete geçtiler. Ama Davutoğlu’nun tasfiyesi ile bu politikadan dönülmeye başlandı.

Türkiye artık operasyonlarını Rusya ile koordineli olarak yapıyor, Suriye’yi haberdar ediyor. İran’ın haberdar edilmemesi mümkün değil. Suriye bu operasyonlara cılız tepkiler veriyor, Rusya “uyarı” yapmakla yetiniyor. Türkiye’de Erdoğan ve hükümetin Suriye içsavaşının sorumluluğunu Esat’a yükleme takıntıları devam etse de, Türkiye’nin Suriye politikasındaki değişiklik görülüyor. Türkiye politika değişikliğine devam ederse, Suriye’de bir Kürt devleti planlarının başarısız olacağını olamayacağını söylemek mümkün. İngiltere faktörünü böyle düşünmekte fayda var.

İngiltere’nin eline tarihi bir fırsat geçmişti, en azından Londra böyle düşünüyordu. Ahmet Davutoğlu’nun İngiltere/ABD ittifakının kafasını karıştırdığı söylenebilir. İki ülke kafa karışıklığı nedeniyle kendileri için büyük bir fırsat çıktığını düşündüler.

İngiltere’nin askeri, teknolojik ve ekonomik açıdan tek başına böylesi operasyonlar yapabilecek güce sahip olmadığı belirtiliyor. Ayrıca İngiltere’nin sahip olduğu kamuoyu ABD kamuoyuna benzemiyor. Londra, kamuoyunun hassasiyetlerini hesaba katmak zorunda. Yani ABD’nin yaptığı gibi kamuoyuna rağmen yakıp yıkacak bir ülke değil. Bugünün şartları ile, 1. Dünya Savaşı’nda sınırları çizdiği şartlar arasında ciddi fark var. O şartları sağlayabilir mi? İhtimal dahilinde ama, birkaç 10 yıl gerekiyor.

23.09.2016