BİRBİRİ İLE ÇELİŞEN 2 DARBE SENARYOSU

15 Temmuz akşamı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milleti’nin geleceğine vurulmuş önemli bir darbe olarak tarihe geçecek. Bundan kuşku yok. Ancak sonrasında yaşananlar, belirsizlikleri artırdı, farklı senaryoları gündeme getirdi. Özellikle birbiri ile çelişen 2 senaryo kafaları karıştırıyor.

Celal ÇETİN

15 Temmuz 2016 tarihinde neler oldu? TSK içindeki Fethullah Gülen yapılanmasına mensup bir grup asker TSK yönetimine darble girişiminde bulundu. İstanbul’da Boğaziçi Köprüsü’nün kapatılması le başlayan darbe girişimi Ankara’da TBMM’ye, Beştepe’deki saraya, MİT’e, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne saldırılarla devam etti.

Ancak ortada bir gariplik vardı. 3-5 tankla, uçakla, 300-500 askerle girişilen darbe girişimi baştan başarısızlık demekti. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece darbe girişiminin başarısız olduğu ortaya çıktı. Özellikle 1. Ordu Komutanı (28 Temmuz’da yapılan YAŞ kararı ile Genelkurmay 2. Başkanı olan) Orgeneral Ümit Dündar’ın darbeye karşı olduklarını açıklaması ve siyasiler içinde ilk tepki veren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yazılı açıklaması ile birlikte gerek TSK içinde, gerek Emniyet içinde direniş başgösterdi. Bu arada sanki önceden haberleri varmış gibi vatandaşlar sokaklara çıktı.

Belirsizlikler ve soru işaretleri; darbe girişiminin bastırılması, çok hızlı şekilde tutuklamaların başlaması ile birlikte ortaya çıktı.

Örneğin, sabaha kadar süren drbe girişimi sırasında, darbeye karşı olduğunu açıklayan 1’inci Ordu neden müdahale etmedi?

TSK içinde generalliğe kadar yükselebilen subaylar, 3-5 tankla, uçakla ve 300-500 askerle darbe olmayacağını bilmiyorlar mı?

MİT Cumhurbaşkanı’na, hükümete ve Genelkurmay Başkanı’na istihbarat verdi mi vermedi mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan darbe girişiminden 5 gün önce neredeydi? Darbe haberini eniştesinden mi aldı? Kuvvet Komutanları, darbe olurken neden düğündeydi?

“Hava Kuvvetleri eski Komutanı ve YAŞ üyesi, darbe girişimi nedeniyle tutuklanan Orgeneral Akın Öztürk, darbeci mi, darbe karşıtı mı?” sorusu hala cevap bulabilmiş değil. Bu benzeri sorular kafaları karıştırmaya devam ederken 2 farklı senaryo gündeme geldi.

SENARYO 1

Uzun süredir ABD ve NATO, Türkiye üzerindeki baskılarını artırmış, Suriye özelinde Türk askerini kullanmak istiyordu. Ancak TSK’nın ulusal/milli kanadı buna direniyordu. Bu direnişi kırmak isteyen ABD, “müttefikleri” eliyle TSK’ya ve Türkiye’ye darbe yapmaya karar verdi.

NATO’nun içerideki (TSK) uzantısı FETÖ Terör Örgütü yeteri kadar güçlendiğine inanıyordu. 30 Agustos’ta büyük çaplı tasfiyeye uğrayacaklarını anlayınca TSK’ya el koymaya karar verdiler ve harekete geçtiler.

Türk Devleti ve TSK bunun farkındaydı, hazırlıklıydı. Hazırlanan plana göre “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyulan tepkiler nedeniyle cemaatçi olmayan komutanların da darbeye destek vereceği” algısı oluşturuldu ve cemaatçi darbeciler teşvik edilerek “gaza getirildi.”

1’inci Ordu’nun ilk saatlerde müdahale etmemesi bu gerekçeyle açıklanabilir.

Bu senaryo ile TSK ve devlet içindeki cemaat yapılanmasına yönelik büyük bir temizlik ve tutuklama furyası başladı. 10 gün içinde her kesimden neredeyse 100 bine yakın kamu görevlisi OHAL kapsamında yayınlan Kanun Hükmündeki Kararname ile ya tutuklandı ya görevden alındı. 149 general ve amiral, 1099 subay ve 436 astsubay, TSK’dan ihraç edildi.

Şimdi gelelim 1. Senaryoya. Türkiye 1990’lı yılların sonlarına doğru Avrasya Politikası izlemeye başlamıştı. Rusya ile birlikte Orta Asya ve Çin’e kadar olan bölgede işbirliğini geliştirmek istiyordu. Tıpkı 1960’da Menderes Hükümeti’nin yapmak istediği gibi.

Bu politika, ABD ve Batı’ya bir seçenek değil dış politikayı çeşitlendirme olarak kabul ediliyordu. Bir anlamda ABD/NATO’ya bağımlılığın azaltılması. Ancak ABD’nin bu politikadan hoşlandığı söylenemezdi ve 2002’de AKP hükümeti iktidara geldi. Arkasından Ergenekon, Balyoz davaları başladı. Bu davalarda rol alan emniyet ve yargı mensuplarının cemaat üyesi olduğu biliniyordu. Bunlara hareket alanı açan yabal düzenlemeleri ise AKP’nin yaptığı da biliniyordu. Yani bir anlamda AKP-Cemaat ortak operasyonu ile TSK’nın kolu kanadı kırıldı.

Sonrasını hepimiz biliyoruz. Ortadoğu’da Arap Baharı, Esat’ın “Esed” olması, Emevi Camii’nde Cuma namazı hayalleri, Suriye’deki muhaliflerin desteklenmesi. Başlatılan çözüm süreci sırasında güçlenen PKK ve kent savaşları. Bu arada Suriye’de kurulan Kürt kantonları ve Kürt koridoru. IŞİD gerçekliğini de unutmayın.

Türkiye büyük kıskaca girmişti. İzlenen dış politika tamamen çökmüş, ülkenin bekası tehlikeye girmişti. Bunun sorumlusu ise, ABD/NATO’ydu. Bir şekilde bu kıskaçtan kurtulmak gerekiyordu.

Rusya ile barışma, ABD ve Avrupa ile yaşanan gerilimin ardından ABD’nin emir eri konumundaki cemaat üzerinden kurtulma operasyonu başlatıldı. Gelinen noktada cemaat-ABD ilişkisi ortaya çıktı. Yani operasyon başarılı oldu. ABD Merkez Komutanlığı’ndan General Joseph Votel’in, Türkiye’deki başarısız darbe girişiminin ardından başlatılan tasfiye sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, “Pentagon’un Türkiye’deki en yakın yakın müttefiklerinin darbe girişimi sonrasında hapse atıldığını” söylemesi, hem cemaatin arkasında ABD’nin olduğu, hem operasyonun başarılı olduğu gerçeğinin itirafı olarak kabul ediliyor.

TSK içindeki NATO uzantısı cemaatçi yapının tepesi tırpanlandı. YAŞ kararları ile Atatürkçü, vatansever kadrolar kritik görevlere atandı. Şimdi alt kadrolara sıra geldi.

Önce TSK güçlendirilmeli ki, devlet güvenceye alınsın ve Avrasya politikası sürdürülebilsin.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le 9 Ağustos’ta St. Petersburg’da yapacağı görüşme bu anlamda çok önemli.

SENARYO 2

Senaryo 1’in cemaatin gaza getirilmesi senaryo 2 için de geçerli. Ancak bu noktadan sonrası değişiyor. Darbe girişiminden sonra hükümetin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açklamaları kafaları karıştırıyor.

Darbeden haberleri olmadığını, MİT’in kendilerini bilgilendirmediğini, böyle bir girişimi beklemediklerini söyleyen AKP hükümetinin, zaman geçirmeden TSK’nın yapısına yönelik çalışmalara başlaması ilginç geliyor.

“Cemaatin yeni bir girişimde bulunabileceği, B planının bilinmedi ve bu durumun ürküttüğü” açıklamaları yapılırken, TSK’nın yapısıyla oynanması eleştiriliyor. TSK’yı “darbe üreten bir yapı” olarak değerlendirmek, güvenlik henüz sağlanmamışken, TSK ve devlet kadrolarında, siyasi partilerde, belediyelerde paralel yapı henüz temizlenmemişken TSK’nın yapısı ile oynamak iyi niyetle bağdaşmıyor ve soru işaretlerini güçlendiriyor.

“Darbe üreten yapı”dan kastetilen nedir? Genelkurmay’ın Cumhurbaşkanı’na, kuvvet komutanlıklarının savunma bakanlığına bağlanması, askeri liselerin kapatılması ile darbeler önlenecek mi? 14 yılın 12 yılı Erdoğan’ın başbakanlığında, son iki yılı Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığında, yine onun atadığı başbakanlarla geçti. 14 yıldır darbeyi önleyecek ortamı sağlayamadınız da, genelkurmay Binali’den Erdoğan’a geçince mi önleyeceksiniz?

Bu ve benzeri sorulara ABD Merkez Komutanlığı’ndan General Joseph Votel’in açıklaması eklenince kafalar bir kez daha karıştı.

General Joseph Votel’in açıklaması dil sürçmesi veya bir itiraf olarak görülemez. Türkiye ile gerilim yaşayan ABD, bu itirafla köprüleri tamamen attığının farkında değil mi? Cemaati desteklediklerini itiraf etmesi, “evet, cemaat yapılanmasını biz kullandık” demesi, Türkiye’de cemaate yönelik tepkileri ve hükümeti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı güçlendirirken ABD’ye yönelik nefreti körüklemez mi? ABD bile bile Türkiye’de kendisine yönelik düşmanlığa benzin döker mi, Rusya’ya yönelişi güçlendirir mi?

ABD’li generalin bu açıklamasının ve hükümetin TSK’nın yapısına yönelik çalışmalarının iki anlamı olabilir:

1- ABD Cemaati kullandı, başarısız olunca sattı. AKP ile iyi ilişkiler kurmanın yolunu arıyor. Daha doğrusu, Türkiye’nin makas değiştirmesini önlemeye çalışıyor. Türkiye’yi Rusya’ya itmek yerine cemaati gözden çıkarıyor. Zayıf htimal olsa da ABD’nin Fethullah Gülen’i (idam edilmemek ve iyi bakılmak şartıyla) iade etmek veya başka bir ülkele göndermek (ipuçları Mısır’ı işaret ediyor, ama başka ülke de olabilir) gibi yeni adımlar atabilir.

 2- Cemaat operasyonu başarısız olunca ABD ikinci silahını devreye sokuyor olabilir: Yani AKP’nin kronik asker ve Atatürk takıntısını, Erdoğan’ın başkanlık arzusunu.

3- Böylece değişerek tamamen AKP’nin kontrolüne geçecek bir TSK, cemaate göre ABD’nin daha çok işine gelebilir. Sonuç olarak cemaat yapılanması her ne kadar ABD’ye bağımlı olsa da, din temelli bir yapıya sahipti. AKP’nin dayandığı kesimler ise muhafazakar kimlikli olsa da, bir kişi eliyle kontrolü çok daha kolay. Özellikle TSK gibi bir direnç tamamen kırılınca.

4- ABD’nin duruma göre taktik değiştirme yeteneği malum. İngiliz siyasetine benzer biçimde yeni durumlara anında uyum sağlama gibi bir özelliği vardır. AKP’nin asker ve Atatürk takıntısı ile ABD’nin bu özelliği birleşince rüzgar bir anda tersine esmeye başlayabilir.

5- 15 Temmuz girişimi, ABD-AKP ortak operasyonu olabilir ve cemattçi yapılanma her iki tarafça da kullanılmış olabilir. TSK tamamen tasfiye edilirken cumhuriyet yanlısı, laik, Atatürkçü kesimler zaman içinde “FETÖ darbe çuvalı” içine sokularak baskı altına alınabilir.

6- ABD Türkiye’yi tamamen gözden çıkarmış olabilir. Böyle bir durumda PKK/PYD kartını devreye alabilir. Terörle birlikte ekonomik krizi tetikleyebilir. Türkiye’nin NATO’dan çıkmasına kadar varabilecek bir dizi gelişme yaşanabilir.

7- Ancak 6’ncı madde zayıf görünüyor. Cemaat yapılanmasının arkasında ABD’nin olduğu gerçeği, bu ülkede ABD’ye karşı duruşu güçlendirdi. TSK’ya atanan yeni subayların duruşu da belli. Ergenekon, Balyoz gibi sahte davaların arkasında ABD’nin talimatı olduğunu biliyor bu subaylar. Öte yandan ne olursa olsun ABD’nin Türkiye’yi gözden çıkaracak kadar ileri gitmesi mümkün değil.

SONUÇ: Bir süre daha bekleyeceğiz ve sorgulamaya devam edeceğiz. Erdoğan-Putin görüşmesinin sonuçları ile AKP’nin TSK’nın yapısına yönelik adımları bundan sonrası için belirleyici olacak. Hangi senaryonun geçerli olacağını o zaman göreceğiz.

Bugünkü bilgilere ve gelişmelere göre Senaryo 1’in geçerliliği daha güçlü olasılık. AKP’nin bu girişimi sonuna kadar kullanacağı ve gizli ajandasını uygulamaya çalışacağı iddiaları geçerliliğini koruyor. Bu arada YAŞ kararları ile ordunun kritik kademelerine Ergenekon-Balyoz davaları ile yargılanan, cumhuriyetçi, Atatürkçü, vatansever subayların atanması yüreklere su serpti. Gizli ajandaların uygulanıp uygulanamayacağı ise zaman içinde görülecek.

29.07.2016