2008’DE YAZILMIŞ BİR YAZI. DÜN BUGÜNDEN FARKLI DEĞİLMİŞ

Türkiye’deki sorunların başında yönetim zaafiyeti gelir. En küçük makamdan en büyüğüne kadar yetkin olmayanların bir kompleksi, sindirimsizliği vardır. İstisnaları ayrı tutuyoruz. Bu durum yerel yönetimlerden Ankara’ya, sivil toplum örgütlerinden özel sektöre kadar geçerlidir.

Celal ÇETİN 02 Ağustos 2008

Bir müdürün veya amirin yanına gidin. “Küçük dağları ben yarattım, büyükleri babam” havası iliklerinize işler. Sanki görevini yapmıyor, vatandaşa “kıyak” geçiyor.

Hadi kamu kurumlarını anladık. Sonuçta devleti temsil ettiğine, devletin de “sert ve nemrut suratlı” olduğuna inanmıştır. Vatandaş onun için bir tebadır, boynunu büküp el pençe divan duran.

Peki özel sektöre ne demeli? Özellikle de yabancının kontrolündeki özel sektöre. Kapitalizmin geri kalmış ülkelerdeki kurallarını uygula, sonra da tut çarşaf çarşaf ilanlarla ne kadar profesyonel olduğunu söyle. Gel de Necmettin Erbakan’ın sözünü hatırlama; “hadi oradan, hadi oradan...”

Buradan şu sonuç çıkıyor. Yabancıları da kendimize benzetiyoruz. Hani reklamlarda var ya, artık Türkleşmiş yabancılarımız. “Bu Türkler alışmış teba olmaya, haklarını aramadan otoriteye boyun eğmeye. Beklesinler kuyruklarda, kendi içlerinden çıkan müdür, amir nelerine yetmiyor...?” mantığına sahip.

Haksız da sayılmazlar. Yerli üretim müdürlerimiz, amirlerimiz bunu yaparsa, yabancı yapmış çok mu?

*   *   *

Konya’da yurt çöker, 18 yavrumuzu toprağa veririz. Bakanlarımız boy gösteriyor. Ama resmen cinayet gibi olayı ve yurdu kimse üstlenmiyor. Belli ki tarikat yurdu.

Şimdi 18 yavrunun hesabını kim verecek? Kontrolsüz bir şekilde her yerde mantar  gibi tarikat yurtlarının açılmasına göz yuman otoriteyi; boynunu büküp kaderine razı gelen insanımız mı sorgulayacak? “Hadi oradan, hadi oradan...”

Antalya’da ve yurdun pek çok yerinde peş peşe yangınlar çıkıyor. Bunların bir kısım insanımızın duyarsızlığından çıkıyorsa, büyük bölümü sabotaj. Kimin yaptığı da biliniyor. Bir yandan burnunun dibindeki ateşi söndüremeyeceksin; diğer yandan “ben büyük devletim. Bölgemizde etkin rol oynuyor, arabulucu oluyorum” diyeceksin. “Hadi oradan, hadi oradan...”

Vatandaş olarak bir yandan adam olmamak için elinden geleni ardına koymayacaksın; diğer yandan önüne geleni eleştirip, “yok ya, biz adam olmayız” diyeceksin. “Hadi oradan, hadi oradan...”

Bir yandan hükümete ülke ekonomisinin daha da güçlenmesi için tavsiyelerde bulunacaksın; diğer yandan bir avuç sanayici ve işadamının daha zengin olması için “özel” reçeteler sunacaksın. “Hadi oradan, hadi oradan...”

Bir yandan “biz Atatürk’ün partisiyiz. Laikliği ve Cumhuriyeti kimseye yedirmeyiz” diyeceksin ve bu kavramların arkasına saklanacaksın; diğer yandan Atatürk’ü, laikliği, Cumhuriyet’i, “al ben yiyemedim sen ye” diyerek başkalarına yem yapacaksın. “Hadi oradan, hadi oradan...”

Bir yandan “biz halkımızın manevi değerlerini savunuyoruz, ibadet özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırıyoruz. Her şey Türkiye için, durmak yok yola devam” diyeceksin; diğer yandan ABD ve AB’nin, IMF’nin, Dünya Bankası’nın taleplerine kayıtsız şartsız uyacaksın, ülkeni dışarıda şikayet edecek, onlardan medet umacaksın. “Hadi oradan, hadi oradan...”

Benden bu kadar. Örnekleri uzatmak isteyenlere engel olmayız. ‘Hadi oradan, hadi oradan’ denilmediği bir ülkede yaşamak umuduyla" diyeceğim ama; bana da, “hadi oradan, hadi oradan” denebileceği endişesi taşıyorum...  

28.07.2016