GERİ KABUL ANLAŞMASINA İLGİNÇ BİR BAKIŞ

AKP Hükümeti’nin Almanya üzerinden AB ile imzaladığı geri kabul anlaşmasının per arkası, Türkiye için pek çok tuzak içeriyor. Geçici süreyle (turist gibi) vizesiz Avrupa’ya girme izni karşılığı Avrupa’daki tüm sığınmacıların Türkiye’ye postalanması uzun yıllara yayılacak bir tehlikeyi de getirecek. Bir gencin kaleme aldığı yazı, Avrupa’nın nitelikli kesimi çekerek Türkiye’yi yobazlara terketme boyutunu gösteriyor. Üzerinde tartışılabilir ama okunmaya değer bir yazı.

Türkiye’nin hepimizin bildiği kutuplu yapısından bahsetmek lazım öncelikle. Bu ülke nasıl milyonlarca oksijen israfı insanı barındırıyorsa; ciddi miktarda da değerli, bulunduğu topraklara bir şeyler katabilecek insana ev sahipliği yapıyor. Bu ülkede senelerdir yapılmaya çalışılan ötekileştirmeye karşın bu ülkede asla kontrol altına alınamayacak bir seküler kesim yaşıyor. Bu insanları toplumdan tamamen ötekiletiremiyorlar, çünkü sistemi döndüren paranın büyük kısmı hala iyi eğitim görmüş, yüksek yaşam şartlarına sahip insanların cebinde. Ne olur demeyin, bu kesimin belki binde birlik kısmı Turkcell protestosuna katıldı ve 600 bin abone kaybetti bu operatör. Kitlesel bir eyleme geçildiği takdirde bu ülkenin kapitalistleri asgari ücretle çalışıp, çoluğuna çocuğuna ekmek götürmekten başka harcaması olamayan kesimin tüketimiyle ayakta duramaz, böyle bir şeye kimse izin veremez.

Bu topraklarda yaratılmaya çalışılan Ortadoğu bataklığının önündeki engel de bu seküler kesim. Bu insanlar bu ülkede azınlık sayılamayacak bir topluluk halinde yaşadığı, ülkenin kutuplu yapısı yok edilip vatandaş profili en azından yüzde 80-90 oranında Vahabileştirilmediği, Araplaştırılmadığı sürece Türkiye bir Mısır, Suriye, Afganistan olamıyor, oldurulamıyor, sıklıkla iktidardan duyduğunuz “sistem tıkandı” gibi zırvaların özetlediği şey aslında bu.

Olaya Avrupa veya Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ülkelerin perspektifinden bakarsak, bu ülkelerin sorunu mülteci akını değil, vasıfsız mülteci akını. İngiltere’nin yarısı Hint kökenli, ama bu adamların çoğunluğu ya doktor, ya avukat, ya mühendis. Birleşik Krallık bu insanları vatandaş olarak kabul ediyor ve bu insanlar da ülkelerine verecekleri hizmeti Birleşik Krallık’a verip mutual bir etkileşimin içinde bulunuyorlar. Hep beyin göçü dediğimiz mevzu, günümüzün dünyasında “milliyetçilik, ırkçılık, dindarlık” gibi kavramlar büyük devletler tarafından üçüncü dünya ülkelerini ve vasıfsız vatandaşları kontrol etmek adına belli dozajlarda kullanılan safsatalardan ileri geçmiyor. Beyni çalışan adama dünyanın her yerinde kapılar açık, kafası dolu olan adamın ne rengine, ne ırkına, ne dinine bakılır bu tip ülkelerde.

Türkiye’nin Suriyeli mülteci politikası sonucunda bu ülkeye kaç milyon Suriyeli’nin girdiği, bu insanların bu ülkedeki geleceğinin ne olacağı, nasıl kontrol edileceklerine dair hiçbir fikrimiz yok, bu konuda en optimistik rakam 3 milyon civarında, toplam nüfusun yüzde 5’i kadar, ki Avrupa’dan gelen ve gelecek Suriyeliler’i hesaba katamıyoruz bile. Ülkeye siyasi İslam ile kolaylıkla kontrol edilebilecek milyonlarca insan almak, paranın bir yüzü. Diğer yüzü de, seküler kesimin yoğunluğunu kitlesel eylemlere gerek kalmadan azaltmak, ki bu noktada da Avrupa ile yapılan vize anlaşması devreye giriyor. Vize anlaşmasını biraz doğru anlamak lazım aslında, giden kalırsa gibi bir durum yok burada. Belli süreli seyahat vizesi verilecek gidenlere, o süre dolduğunda kalmak için hedef ülke tarafından da makul görülecek sebepleriniz yoksa sınır dışı ediliyorsunuz. Değişen ne peki ? Değişen şu, bir haftalık tatili bulunan Dilara, “pöff kim uğraşacak vizeyle vs” deyip dünyanın parasını Çeşme Alaçatı’ya bayılmak yerine alacak uçak biletini, arkadaşlarıyla birlikte tatilini Nice'de, İbiza’da geçirecek. Özel okulda okumuş, yabancı dili de var, orada insanlarla konuşacak, tanışacak, öğrenecek, ülkesindeki çöp kutusunun duruşu bile onu rahatsız etmeye başlayacak ve en ufak fırsatını bulduğunda, o ülkeye hizmet edebilecek vasıflara da sahipse alacak bavulunu temelli uçup gidecek. Zamanla ailesini götürecek, arkadaşlarını çekecek yanına. Giden bir kişi on kişi, on kişi yüzlerce kişi olacak ve beyaz Türklerin Avrupalılaşma süreci bu şekilde başlayacak. Vize muafiyeti olmasaydı Dilara hala gözlüğünü takmış Fenerbahçe midpoint'te fotoğraf çektirip instagram efektlerle sosyal medyaya basıyordu mesela. Ha dilara yapıyor da yağız Türk İslamcı Ak Lütfü yapamıyor mu ? Lütfü’nün zaten keyfi yerinde, tam olarak yaşamak istediği yerde yaşıyor. Dünyayı titreten bir lideri var, çevresindeki namahremler giderek azalıyor, kendisi ile aynı tabana oturan insanların sayısı giderek artıyor. Parası olsa Avrupa’ya gitmez zaten, götünü yıkamayan adamların yanında ne işi var? Ha parası da var, eskaza çıktı Milano’ya da gitti gezdi gördü, “lan bir tane avm yok” deyip memleket hasretiyle bir haftaya döner zaten, medeniyet anlayışları farklı çünkü. Yine eskaza beğendi de, kafasında “ulan kaysam mı buralara?” diye düşünmeye başladı, ama Lütfü’ye orada kim verecek burada inşaat işinden kazandığın paraları be, mümkün değil. Milyonda bir olasılık gerçekleşti, Lütfü her şeyi geride bırakıp Fransa’ya yerleşmeye karar verdi. Fransa sormayacak mı Lütfü’ye sen burada ne yapacaksın diye? Dönerci, inşaatçı lazım değil oraya Lütfü sen dön ülkene tıpış tıpış.

Kısaca bence bu anlaşma hem Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu vasıflı eleman açığını kapatması, hem de ülkemizin seküler yaşam tarzından arındırılıp Sünni İslamofaşizm'in kol gezdiği bir savaş alanına dönüp parçalanmasıyla birlikte büyük Ortadoğu Projesi’nin son ayağının da tamamlanması açısından bir taşla iki kuş olabilecek potansiyele sahip. Yarın kesinlikle gerçekleşeceğini düşünüyorum.

06.05.2016