RUSYA YAŞAMSAL SAVAŞTA

Rusya, 2016’nın Eylül’ünde parlamento seçimlerine hazırlanıyor. ABD ve Avrupa’nın ekonomi boykotu, petrol fiyatlarındaki düşüşün Rusya ekonomisine olumsuz etkileri, Suriye’de giriştiği ölüm kalamı savaşı ve iç güvenlik kaygıları gölgesinde girilecek seçimlere ABD ve Batı’nın gizli-açık müdahale ihtimali bulunuyor. Rusya, geleceğini planlamanın sancılarını yaşıyor.

Celal ÇETİN

Rusya’da yapılacak parlamento seçimleri öncesinde ABD ve AB’nin Rusya’daki etnik ve dini gruplara müdahale edip etmeyeceği tartışılıyor. Uzmanlara göre ABD ve Batı Putin’i kızdırmak istemez. Ayrıca müdahale etmek istese bile Rusya’da müdahaleye açık gruplar yok. Batı’daki gibi demokratik haklar için mücadele eden gruplar olsa, onları destekler ve kışkırtır. Ama Rusya’da böyle bir ortam yok. En fazla Ukrayna’da yaptığı gibi çatışma çıkartmaya çalışır. Bu nedenle Eylülde yapılacak parlamento seçimlerine müdahale etmeleri için ellerinde güçlü argümanları yok.

ABD ve Batı, yapabilirse Kafkasya coğrafyasını karıştırmak isteyebilir.

RUSYA’NIN KAFKASYA SORUNU

Rusya’nın müdahaleye açık bölgesi Kafkasya. Rusya Müslümanları ağırlıklı olarak Kuzey Kafkasya ile Tataristan ve Başkurdistan Cumhuriyetleri’nde yaşıyor. Rusya Müslümanlarının yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki doğum artış oranları dikkate alındığında ülke ortalamasının üzerinde bir artış görülüyor. Bu artış etnik Rus nüfustaki düşüşle birlikte değerlendirildiğinde, Müslüman nüfusun gelecekte federasyon içinde önemli bir dinamik haline gelebileceği düşünülebilir. Ancak bu yönde bazı Amerikalı yetkililer ve Rus milliyetçileri tarafından dile getirilen değerlendirmelerin biraz abartılı olduğu düşünülüyor. Orta Asya devletlerinden büyük bir göç olmadığı müddetçe, Müslümanların ülkede yakın gelecekte demografik açıdan baskın grup haline gelme olasılığı düşük görünüyor.

Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi ise Müslümanların çoğunlukta olduğu tek federal yönetim olarak dikkat çekiyor. Bölgedeki etnik Rus nüfusun oranı yüzde 30 olarak kabul ediliyor ve daha çok Stavropol'da yoğunlaşmış durumda. Kuzey Kafkasya’daki özerk cumhuriyetlerde etnik Rus nüfusun çarpıcı biçimde azaldığı görülüyor. 2010 verilerine göre bölgede etnik Rus nüfus Adıgey dışındaki özerk cumhuriyetlerde azınlık haline gelmiş durumda. Rus nüfus Karaçay-Çerkez’de nüfusun yüzde 31,6’sını, Kabardin-Balkar’da yüzde 22,5’ini, Kuzey Osetya’da yüzde 20,8’ini, Dağıstan’da yüzde 3,6’sını, Çeçenistan’da yüzde 1,9’unu ve İnguşetya’da ise sadece yüzde 0,8’ini oluşturuyor.

Rusya’daki demografik problem, nüfusun ülke genelindeki dengesiz dağılımından dolayı bazı bölgelerle ilgili güvenlik kaygılarına yol açıyor. Kuzey Kafkasya’da Adıgey dışındaki özerk cumhuriyetlerde etnik Rus nüfusu azınlık konumuna düşerken Müslüman nüfus çoğunluğu oluşturuyor. Rusya’da toplumun Kuzey Kafkasya’ya yabancılaşması, bu bölgenin federasyonun bir parçası olmadığı yönündeki fikirler, Moskova’da bölge ile endişelere sebep oluyor.

Rusya’da gerçekleştirilen bir kamuoyu araştırmasında katılımcıların yüzde 60’ı “Kuzey Kafkasya’yı Rusya’nın bir parçası olarak görmediğini” açıkladı. Kuzey Kafkasya’nın Rus etno-kültürel kimliğini en az yansıtan bölge olması özellikle milliyetçi eğilimli Rusların bu bölgeye yabancılaşmasına sebep olurken, bölgenin federasyon içindeki yerinin sorgulanmasına yol açıyor.

Kuzey Kafkasya’da artan terör eksenli şiddeti sadece İslamcı radikalizm veya etnik ayrılıkçılık gibi birkaç nedene dayandırmak yanlış olur. Bunun ekonomik geri kalmışlık, kimlik sorunu, güvenlik güçlerinin aşırı şiddet kullanımı, yaygın yolsuzluk, klan ilişkileri, Ruslar ve Rus yöneticiler ile Kuzey Kafkas halkları arasında artan yabancılaşma, cumhuriyetlerin otonom yetkilerinin daha da kısıtlanması gibi aynı derecede önemli pek çok nedeni var. Kuzey Kafkasya’da yaşanan sorunların fazlalığı da Rus yöneticilerinin bölgede terör eksenli güvenlik sorununa kapsamlı bir çözüm üretebilmelerini engelliyor.

Moskova yumuşak nitelikli ekonomik ve idari önlemlerin yetersizliği karşısında sert askeri önlemleri tercih ediyor. Bu da bugün Çeçenistan’da olduğu gibi “güvenli olmayan bir istikrar” doğuruyor. Örneğin Kuzey Kafkasya’da terörizmi ve istikrarsızlığı Rusya için en önemli iç tehdit olarak gören Dimitri Medvedev, bunu bölgeye yönelik modernizasyon projesiyle aşmak istedi. Medvedev’in Kuzey Kafkasya’ya yönelik modernizasyon planı üç ayaktan oluşuyordu: cumhuriyet liderlerinin değiştirilmesi, federal düzeyde yeniden yapılanma ve sosyo-ekonomik kalkınma. Modernizasyon projesi kapsamında İnguşetya Başkanı 2008’de ve Dağıstan Başkanı da 2010’da değiştirildi. Aynı şekilde 2010’da Kuzey Kafkasya, Güney Federal Bölgesi’nden çıkarılarak yeni “Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi” idari birimi yapıldı ve başına da Kremlin tarafından eski Krasnoyarsk Valisi Aleksandır Kloponin getirildi. Bu idari değişimlere paralel olarak da yine 2010’da Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi’ne yönelik 15 yıllık ekonomik ve kalkınma planı devreye sokuldu. Ancak 2008’den bu yana bütün bu idari, sosyo-ekonomik yenilenme ve kalkınma hamleleri üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen Kuzey Kafkasya’da terörizme bağlı güvenlik sorununda belirgin ve sürdürülebilir bir iyileşme sağlanamadı. İdari ve sosyo-ekonomik önlemlerin başarıya ulaşmadığı zaman Rusya, artan şiddetin önüne geçmek için Çeçenistan’da uyguladığı taktiğe başvuruyor.

Kuzey Kafkasya’da terör eksenli güvenlik sorunu artık Çeçenistanla sınırlı değil. Bölgedeki bu sorun 2009’dan bu yana başta Dağıstan olmak üzere diğer cumhuriyetlere doğru hızla yayılma eğilimi gösterdi.

ARAP BAHARI, GÜL DEVRİMİ

Putin’e endişelendiren, terör eksenli güvenlik sorununun yayılma eğilimi oldu. Önceleri Arap baharların geldiği üçüncü dünya ülkelerinde değişiklikler, özellikle demokrasi olmayan ülkelerde halkların ayaklanması Ruslar tarafından ciddi bir tehdit olarak algılanmıştı. Arap baharından önce Gürcistan'da Gül Devrimi ile değişen yönetimi de kaygıyla izleyen Ruslar sonuçta halka karşı polis ve askeri gücü kullanarak, muhalif liderleri temizleyerek bu devrim fırtınasını durduramayacaklarını anlamıştı. Devrim ile gelen Saakaşvili ve Poroşenkoyu indirebilen Ruslar, Arap Baharının Mısır’daki sonuçlarından memnun olsalar da Suriye ve Ukrayna olayları ile Rusya tehlikenin boyutlarını anladı. Sıcak çatışmalar Kafkasya’da devam ederken Moskova'da devrim olması Rus devletin dağılımına sebep olacaktı. Putin uluslararası arenada Batı ile girdiği küresel güç kavgasını yaparken ülkesinden olma riskini göze alamazdı ve Batı’dan bildiği devrim fırtınasına karşı adımlar atmaya başladı. Suriye’de Esad’in gitmesine direnen Putin, Ukrayna’da işgale kadar gideceği mesajını verdi.

Soğuk Savaşın Rusya için dış tehditlerle beraber iç tehditlerin olduğunu algılayan Rusya, bu tehditlerin risklerini azaltmak için adımlar atmaya başladı. Rusya’nın iç tehditlerden birisi Kuzey Kafkasya’da devam eden direnişdi. Bu direnişi bitiremedi ama riskleri en aza indirdi.

Rusya için iç tehditlerden ikincisi yolsuzluktur. Ukrayna’da ayrılıkçıları destekleyen Ruslar “Yeni Rusya” kavramı üretti ve bu kavramı ideoloji olarak kullanmaya başladı. Bu politika ile Rus halkı Putin’e karşı olan iç veya dış güçlere tam bir düşman gözü ile bakarken Putin, iç tehlikeyi besleyen yolsuzlukla beslenen üst bürokratları temizlemeye başladı. Bu temizlik Kafkasya’dan başladı ve Rusya geneline yayıldı. İçerdeki ikinci tehdidi yok eden Putin, palkın gözünde kahraman oldu. Dışarıdan Rusya'yı yıkmak isteyen devletlere direnen Putin, içerde halkı fakirleştiren yasadışı oluşumları temizlemekten çekinmedi. Rusya’ya askeri ve ekonomik anlamda diz çöktüremeyen Avrupa, Putin’i halkının gözünden düşürmek isteyebilir.

2016 VE 2018 SEÇİMLERİ ÇOK ÖNEMLİ

Bir “ulusal lider” olarak Putin Rus halkınıngözünde, iktidarın meşruiyetinin ana temelini oluşturuyor ve Rus milliyetçiliğinin, onurunun ve Batı karşısındaki “dik duruşun simgesi” olarak algılanıyor. Öte yandan ekonomik kriz faktörünün iç dengeleri sarsması ihtimali de yok değil.

Rusya bu şartlar altında 2016 Eylül ayında gerçekleşecek olan parlemento seçimleri için hazırlanıyor. Bu şartlar ABD ve Batı’ya Rusya’nın içişlerine karışmak için bulunmaz fırsat sağlayabilir. Bugün için parlamentodaku çoğunluk “Birleşik Rusya” ismi altında gücünü koruyor. Ekonomik kriz hükümete yönelik hoşnutsuzluğu artırabilir ancak bu durumun Putin’in gücünü, etkinliğini ve Rus halkı üzerindeki etkisini sarsması beklenmiyor.

ABD ve Batı kamuoyunun hoşnutsuzluğunu kontrolden çıkarmak ve kamusal bir kaos rüzgarı estirmek için kışkırtabilir, “anti demokratik bir sisteme karşı siyasi protestolar ile yoksulluğa ve hükümetin neo-liberal politikalarına karşı sosyal protestoların birleşimi şeklinde” bir stratejiye başvurabilir.

2016’da yapılacak parlamento seçimleri, 2018’de yapılacak başkanlık seçimleri için kritik temel olacak. Sonuç olarak 2016’da her ne kadar parlamento seçimleri yapılsa da bu seçimlerin, Putin’in etkisinin ve gücünün yansıması olacağı biliniyor.

TÜRKİYE SEÇİMLERE MÜDAHALE EDEBİLİR Mİ?

Türkiye’nin daha büyük sorunları var. Dışarıda IŞİD, PKK, Avrupa ve ABD’nin baksısı ile, içeride ise yolsuzluk, antidemokratik baskılar, hükümete karşı artan tepkiler gibi ciddi sorunlarla uğraşıyor. Bu sorunların üstüne bir de Rusya ile uğraşmayı göze alamaz. Kendi içinde demokrasi, özgürlükler, insan hakları gibi sorunlar yaşayan Türkiye, hangi gerekçelerle Kırım Türklerine veya Rusya’daki Türk nüfusa müdahale edecek?

Türkiye’nin Kafkasya’da yaşayan Türk kökenli vatandaşlara veya Türk cumhuriyetlerine müdahale etmesi de mümkün değil. Böyle bir müdahale için güçlü bir ekonomik kaynak olması gerekir. Ki, Türkiye’nin ekonomik durumu buna izin vermiyor.

Türkiye belki bölge halkı üzerinde etkin olmaya çalışabilir ama bu çok sınırlı olur. Eğitim, kültür, ekonomi alanlarında işbirliğine girerek kendi varlığını hissettirmeye çalışabilir.

Öte yandan Türkiye’nin Türk cumhuriyetleri üzerinde büyük etkisi olmadığı da biliniyor. Özbekistan, Kazakistan Moskova ile hareket ediyor. Türkmenistan ve Azerbaycan Türkiye ile iyi ilişkiler kursa da Rusya’nın gerektiğinde bu devletlere “dur” diyeceği biliniyor. Rusya’nın kendi çevresindeki bütün ülkelerle yakın ilişki kurduğu ve sinir noktalarına yerleştiği açık. Her türlü jeopolitik ve stratejik planlarını iyi yaptığı ve bu gelinen noktanın asla tesadüf olmadığı Ukrayna ve Suriye’de ortaya çıktı.

ABD, Batı ve Türkiye’nın siyasi anlamda Rusya’yı etnik ve dini azınlıklar eliyle karıştırması zor görünüyor. Ancak ekonomik sıkıntıların artması durumunda halk arasında ortaya çıkabilecek tepkileri kullanabilir. Tepkileri kullanmak için uzun zaman gerekir ve Eylül’deki seçimlere yetişmez. Sonuç olarak Rusya’daki parlamento seçimlerine dış müdahale zor görünüyor.

26.04.2016