ENERJİ SAVAŞLARININ YENİ ADRESİ ARKTİKA

Norveç’in hazırladığı Svalbard Küresel Tohum Deposu, olası felaket senaryolarında dünyanın gıdasız kalmaması amacıyla 4 milyon çeşit tohumu saklıyor. Bu masum projenin yer aldığı Kutuplar bölgesi (Arktika) ise, gelecekte masum olmayan yeni enerji savaşlarına sahne olacak. Savaşın önemli aktörleri ise ABD, Rusya ve Çin.

Celal ÇETİN

Kuzey Kutup bölgesi, diğer adıyla Arktika bölgesindeki iklim değişikliğinden kaynaklanan gelişmeler, hem sekiz bölge ülkesinin (Rusya , ABD, Kanada, Danimarka ve Norveç, Finlandiya, İzlanda ve İsveç), hem de uluslararası toplumun geneli açısından yeni fırsat ve çatışma olasılıklarını beraberinde Ayrıca bölge, küresel ısınmanın yol açacağı felaketlerden kaçış merkezi olarak da kabul ediliyor.

Küresel ısınma sonucunda, önümüzdeki yirmi-otuz yıllık dönemde, Kuzey Kutbu’ndaki petrol ve doğal gaz rezervlerinin daha fazla ulaşılabilir hale gelmesi ve deniz ulaşım yollarının kısalmasının, dünyanın jeopolitik ağırlık merkezini Ortadoğu’dan Kuzey Kutbu’na kaydıracağı yönündeki beklentiler uluslararası alanda giderek daha güçlü kabul görüyor.

ABD Ulusal İstihbarat Komisyonu tarafından Aralık 2012’de yayımlanan “Küresel Eğilimler 2030-Alternatif Dünyalar” başlıklı raporda, önümüzdeki dönemde ekonomik gücün doğu ve güneye kayması, değişen iklim koşulları ve kaynaklara yönelik rekabetin artması neticesinde dünyanın coğrafi odağının değişeceği, bu çerçevede Hint Okyanusu, Güney Çin Denizi ve Kuzey Kutbu’nun büyük önem kazanacağı vurgulanıyor.

ÇİN-RUSYA İTTİFAKI

Geleceğe yönelik planlar Kuzey Kutup Bölgesi’ni, karmaşık siyasi ve ekonomik dinamiklerin parçası ve bölge ülkelerinin olduğu kadar, başta enerji kaynaklarını çeşitlendirme arayışındaki Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan olmak üzere, bölge dışından ülkelerin de ilgi odağı haline getirdi. Bu ülkeler arasında, dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelen ve küresel meselelerde daha aktif bir tutum izlemeye başlayan Çin ön plana çıkmaya başladı. Çin, Kutup bölgesine yönelik bilimsel kapasitesi en yüksek ülkeler arasında yer alıyor ve Kutup araştırmalarına yönelik harcamalarını ciddi oranda artırıyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Rusya ziyaretinde, iki ülke arasında, Çin’i Rusya’nın en büyük petrol ve doğal gaz alıcısı konumuna getirecek anlaşmaların yanı sıra, Çin Ulusal Petrol Şirketi’ne Kuzey Kutbu’nda Rusya’ya ait üç offshore alanda, Rus Rosneft şirketiyle birlikte ortak petrol arama lisansı verilmesini öngören bir anlaşmanın da imzalanmış olması, iki ülke tarafından atılmış stratejik adım olarak değerlendiriliyor. Söz konusu anlaşmalar enerji çevrelerinde “çığır açan adımlar” olarak nitelendirilirken, “küresel enerji haritasının yeniden çizilmesi” şeklinde yorumlanıyor.

ZENGİN PETROL VE GAZ REZERVLERİ İŞTAH KABARTIYOR

Arktika bölgesi, kalitesi henüz belirlenmemiş, ama dünyanın bilinen rezrvleri kadar büyüklükte yeraltı kaynaklarına sahip olduğu biliniyor. Örneğin Arktika'daki rezervler Türkiye'nin petrol tüketimini yaklaşık 330 yıl, doğalgaz tüketimini ise bin yıl karşılayacak seviyede.

Küresel devletlerin Kuzey Kutbu’na yönelik ilgisinin başlıca nedenini, hiç şüphesiz bölgenin sahip olduğu hidrokarbon kaynakları oluşturuyor. ABD Jeolojik Araştırma Kurumu’nun 2008 yılı tahminlerine göre, dünyadaki keşfedilmemiş doğalgaz kaynaklarının yüzde 30’u (yaklaşık 1,670 trilyon feet küp), petrol kaynaklarının yüzde 13’ü (yaklaşık 90 milyar varil) ve keşfedilmemiş sıvı gaz rezervlerinin yüzde 20’si (44 milyar varil) ile 47 trilyon metreküp doğalgaz bu bölgede bulunuyor. Toplamda Kuzey Kutbu’nun dünyadaki keşfedilmemiş konvansiyonel petrol ve doğal gaz kaynaklarının yüzde 22’sine sahip olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamlar, 2013 itibariyle dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin (1,7 trilyon varil) yaklaşık yüzde 6'sına ve daha önemlisi, dünyanın kanıtlanmış doğalgaz rezervlerinin (187 trilyon metreküp) dörtte birine denk.

Bölge aynı zamanda ekonomik açıdan önemli başka minerallere de ev sahipliği yapıyor. Bunların arasında krom, bakır, demir, kömür, elmas, altın, kurşun, manganez, nikel, nadir mineraller, gümüş, titanyum, tungsten ve çinko öne çıkarken, özellikle Grönland’ın bu mineraller açısından zengin olduğu ve bölgedeki kömür rezervlerinin dünyadaki toplam rezervlerin yüzde 9’una karşılık geldiği belirtiliyor.

Bölge balıkçılık bakımından da geniş imkanlara sahip olup, iklim değişikliğinin balıkları Alaska ve Kuzey Buz Denizi’ndeki geleneksel balıkçılık alanlarından, Barents Denizi, Beaufort Denizi ve bölgedeki diğer sulara yönelttiği, dolayısıyla anılan bölgelerin önümüzdeki dönemde yeni büyük balıkçılık alanları olacağı da kaydediliyor.

YENİ DENİZ YOLLARI JEOPOLİTİĞİ DEĞİŞTİRECEK

Kuzey Kutbu’ndaki buzulların erimesi sonucunda yeni deniz yolları ortaya çıkıyor. Halen bölgede buzkıran gemilerinin yardımıyla yılın birkaç ayında kullanılabilen iki ana deniz yolu bulunuyor. Bunlar, Kuzey Amerika’nın kuzey kıyılarından geçerek Atlantik ile Pasifik’i birbirine bağlayan Kuzeybatı Geçidi (Northwest Passage) ile Rusya kıyılarından geçen Kuzey Denizi Rotası (Northern Sea Route) ya da Kuzeydoğu Geçidi (Northeast Passage)’dir. Bunların yanı sıra, Transpolar Deniz Rotası olarak adlandırılan ve 2040 yılında yaz aylarında trafiğe açılması beklenen bir yol daha bulunuyor.

Büyük buz kütlelerinin erimesinin ve Kuzey Kutbu’ndaki ana seyir güzergahlarının büyük ölçüde açılmasının (Kuzey Buz Denizi’nin hangi yılın yaz mevsiminde devamlı olarak buzdan arınmış olacağı konusunda 2013 yılından 2060’a kadar uzanan çok farklı tahminlerde bulunuluyor. Son çalışmalarda belirtilen rotalarda 2010 yılında 30 gün olan buzsuz dönemin yüzyılın ortalarında 120 günden fazla olacağı öngörüsüne yer veriliyor) küresel ticareti ve dünya jeopolitiğini yeniden şekillendirmesi bekleniyor.

Yeni güzergahların kullanılabilir hale gelmesiyle, Avrupa’ya da Kuzey Amerika ile Pasifik’teki önemli ticaret merkezleri arasındaki yolculuk mesafesinin bazı yerlerde yüzde 40’a varan oranda kısalacağı, bu durumun da Süveyş ve Panama Kanalları’ndaki yoğunluğu önemli oranda azaltacağı tahmin ediliyor.

Bu kapsamda, Kuzey Denizi Rotası’nın, halen Malakka Boğazı ve Süveyş Kanalı üzerinden yapılan Şanghay’dan Hamburg’a yolculuğu 4 bin deniz mili, benzer şekilde Kuzeybatı Geçidi’nin de halen Panama Kanalı’ndan yapılan Seattle ile Rotterdam arasındaki yolculuğu 2 bin deniz mili azaltacağı tahmin ediliyor. Anılan yolların açılmasının, nakliye ücretlerini yaklaşık yüzde 20 oranında düşürmesinin yanı sıra, büyüklükleri nedeniyle Panama ve Süveyş Kanalları’ndan geçemeyen ve Ümit Burnu ile Boynuz Burnu’nu dolaşmak zorunda kalan mega gemilerin seyrini kolaylaştıracağı, ayrıca ticari ve askeri gemilere siyasi açıdan istikrarsız Ortadoğu sularında ve korsanlık faaliyetlerinin yoğun yaşandığı Güney Çin Denizi’nde seyretmekten kaçınma imkanı vereceği ileri sürülüyor.

Yeni seyir güzergahları konusunda, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Kuzey Denizi Rotası’nın Süveyş ve Panama Kanalları’na rakip olarak ortaya çıktığı yönündeki sözlerini iyi okumak gerekiyor. çekmektedir.

BÖLGE ABD İÇİN YAŞAMSAL ÖNEME HAİZ

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin ülkesinin Arktika için bir elçi atayacağını açıklaması ve sınırları Kuzey Kutup Dairesi ile çizilen bu bölgenin ABD için önemine vurgu yapması, bölgenin ABD için yaşamsal önemini gösteriyor.

Arktika’daki bütün kaynakların yarıdan fazlası Rusya’nın, beşte biri ise ABD’nin egemenlik sahasında. Rusya, halihazırda dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz ihracatçılarından biri. Dolayısıyla Rusya’nın bu bölgedeki kaynakları, bu konumunu daha uzun yıllar korumasını sağlayacak.

Dünyanın petrol ve doğalgaz tüketimi içindeki payı yüzde 20'yi aşan ve halen net enerji ithalatçısı konumundaki ABD ise, son yıllarda kaya odaklı petrol ve gaz üretimi ile azalan dışa bağımlılığını düşük seviyede tutmak (veya net ihracatçı olabilmek) için yeni kaynaklara muhtaç.

ABD'NİN KAYA GAZI YETERLİ DEĞİL

Gerek artan enerji verimliliği, gerek ekonomik yavaşlama nedeniyle ABD’nin 2005’ten beri petrol tüketimi günlük 2.5 milyon varil düşerken ham petrol üretimi aynı sürede yaklaşık günlük 3 milyon varil arttı. Doğalgaz üretimi ise, 2005 yılından bugüne 180 milyar metreküp arttı.

Ancak 1997’den beri ilk defa 2014’te ithal ettiğinden fazla petrol üretmeyi başaran ABD’nin kendi kendine yeterliliğini arttıran ve daha da arttıracak olan bu gelişmelerin uzun süreli olmaları beklenmiyor. ABD hükümeti, kaya petrol üretiminin 2021'den itibaren, yani sadece 5 yıl sonra azalmaya başlayacağını öngörüyor. Dolayısıyla ABD için uzun vadeli enerji güvenliği açısından bu bölgenin önemi çok büyük.

Rusya, 1960'ların başında, Batı Sibirya’nın kuzey kıyılarında Yamalo-Nenets bölgesinde petrol üretimine başladı. ABD’de ise bugüne kadar keşfedilmiş en büyük petrol sahası olan Alaska’daki Prudhoe Bay, Arktika’nın içinde. 1968 yılında bulunan, 1977’de üretime başlayan saha, halen Türkiye’nin tüketiminin dörtte üçüne denk üretim yapıyor.

ASKERİ AÇIDAN DA KRİTİK BÖLGE

Arktika askeri stratejiler açısından da, Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’yı birbirlerine bağlaması itibariyle dikkat çekici bir öneme sahip. Nitekim, 2’nci Dünya Savaşı’nda Kuzey Denizi’ndeki bazı suyolları, Müttefiklerce Almanya’ya karşı kullanılan önemli stratejik rotalar oldu ve Müttefikler’in Sovyetler’e yönelik yardımlarının büyük bölümü Kuzey Denizi’nden taşındı. Bölge, Soğuk Savaş döneminde de ABD ve Sovyetler Birliği açısından jeostratejik ve jeopolitik oyun sahası olarak görüldü. Bölgeye ilk askeri üssü de ABD kurdu.

Başta ABD ve Rusya olmak üzere, kıyıdaş ülkelerin Kuzey Kutbu’na yönelik askeri ilgisi bugün de devam ediyor. Bu kapsamda ABD, ilk füze savunma sistemini Alaska’da konuşlandırırken ve uzay savunma merkezini Kuzey Kutbu’nda kurarken; Rusya gelişmiş stratejik nükleer denizaltılarını Kuzey Kutbu’na konuşlandırıyor, bölgede Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle kapattığı hava üslerini yeniden açıyor, hava ve denizaltı devriye faaliyetlerini yeniden Soğuk Savaş dönemindeki düzeyine çekiyor; Kuzey Kutup Dairesi’nde sürekli askeri karargahı bulunan tek ülke olan Norveç ile Kanada ve Danimarka gibi diğer kıyıdaş ülkeler de bölgedeki askeri görünürlüklerini ve faaliyetlerini artırıyor.

Öte yandan, Arktik Okyanusu’na kıyısı bulunan beş ülkeden dördünün ve İzlanda’nın NATO üyesi olması, İttifak’ın bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmesi sonucunu doğuruyor.

Zaman zaman NATO yetkililerince “yeni ulaşım yollarının ve yürütülecek enerji faaliyetlerinin güvenliğinin İttifak’ın bölgede askeri varlık bulundurmasını gerektirebileceği” yönünde açıklamalar yapılıyorsa da, NATO’nun 2010 Stratejik Konsepti’nde ya da 2012 Şikago Zirvesi Bildirgesi’nde bu konuyla ilgili bir hususa yer verilmedi. Ancak NATO’nun, değişen konseptine ve görev tanımına Arktik bölgesini de dahil ettiği biliniyor.

TÜRKİYE’NİN KONUMU NE OLACAK?

Türkiye tek başına askeri açıdan şimdilik bir varlık gösteremez. Gerek bölgey uzaklığı, gerekse ekonomik ve teknik altyapısı gereği bölgeyle ilgilenmesi mümkün değil. En basit örnekle soğuk deniz gemisine sahip değil. Kaldı ki, üç tarafı sıcak denizlerle çevrili Türkiye’nin deniz gücünü bu gerçekliğe göre yapılandırması da çok doğal.

Öte yandan bir NATO ülkesi olması, NATO’nun, değişen konseptine ve görev tanımına Arktik bölgesini de dahil etmesi, Türkiye’nin bölgeye yönelik stratejilerini yeniden şekillendirecek. Türkiye’nin Arktik Konseyi’ne daimi gözlemci olarak üyelik çabalarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Türkiye, Arktik Konseyi’ne daimi gözlemci üye statüsü kazanarak Konsey’de hem daha saygın bir konum elde etmeyi hem de bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmeyi amaçlıyor. Arktik bölgesinde yaşanan gelişmeler kısa vadede Türkiye için risk unsuru oluşturmasa da yeni hidrokarbon yataklarının keşfi ve iklim koşullarına bağlı olarak deniz ulaşımı ve ticaretinde yaşanacak gelişmeler Doğu Akdeniz havzası üzerinden Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir.

Son olarak küresel ısınmanın yol açacağı olası felaketler, yeni yerleşim bölgeleri arayışlarını hızlandırıyor. Kutuplar bu anlamda da “kapanın elinde kalacak” derecede kıymetli olacak.

Sonuç itibariyle Kuzey Kutbu’ndaki buzulların erimesi, sadece iklimsel açıdan değil, siyasi ve askeri açıdan da dünyayı ısıtacak…

14.04.2016