İZMİT’TE TACİZİN ÜSTÜ ÖRTÜLÜYOR MU?

Her yerden çocuklara cinsel taciz, tecavüz haberleri gelirken ilginç bir olayın da İzmit’te yaşandığı iddia ediliyor. Ekşi Sözlük’te ismini vermeyen bir vatandaş tarafından yazılan olaya göre İzmit’te “özel rehabilitasyon merkezi” olduğu söylenen bir tesiste genç kızların çığlıklar atarak yardım istediği, palisin ve savcılığın gizemli şekilde davrandığı öne sürülüyor.

Celal ÇETİN

Ekşi Sözlük’te yer alan iddia şöyle:

"Okula giderken tanık olduğum ve kayda aldığım olaylardır. videoyu entrynin sonunda paylaşacağım. kurumun ismi bambaşka bir şey de olabilir, zira tesisin üzerinde en ufak bir tabela dahi yoktu. birazdan değineceğim.

Bu sabah ev arkadaşımla okula giderken etrafı çitlerle çevrili bi tesisten imdat çığlıkları yükseldiğini duyduk. Arabayı tesisin önüne çekip güvenlik görevlisine ne olduğunu sorduğumda önemli bir şey olmadığını ve gitmemiz gerektiğini söyledi. Adamın tavırları garip geldiği için “burası nedir?” diye sordum. Özel bi tesis olduğunu ve yine gitmemiz gerektiğini söyledi, fakat ne binanın üzerinde, ne de kapı girişinde tesisin ne olduğuna dair en ufak bir tabela yoktu.

Durumdan iyice şüphelenip polisi çağıracağımı söyledim ve bana “zaten bilgileri olduğunu ve birazdan geleceklerini” söyledi. Bu esnada kızlar sürekli pencereden çığlık atmaya devam ediyordu. Ben yine de arayacağımı söyleyip 155i aradım. çıkan memura olaydan bahsedip bir ekip göndermelerini istedim. Kkonuştuğum yetkili kişi ekip gelene kadar orada beklememizi rica etti. Polis ekibi gelene kadar içerideki kişiler sert bir şekilde gitmemizi söylüyordu. Beş dakika kadar sonra sivil bir araç gelip kapıdan içeri girdi. Aracın plakasını alıp bir daha polisi aradık ve gelen kişilerin sivil polis olduğunu teyit ettik, fakat içeride bulundukları on dakika boyunca binaya girmek dışında hiçbir şey yapmadılar. Kızlar hala çığlık çığlığa yardım istiyorlardı. Kapıyı üstlerine kilitlemişler ve “soyunma odalarında kamera olduğunu, kendilerine işkence edildiğini ve aileleriyle görüşmelerine izin verilmediğini” bağırarak söylüyorlardı. Bu esnada farklı ve diğerlerine nazaran daha ılımlı görünen bir güvenlik görevlisine çitlere yaklaşıp ne olduğunu sorduk. Adam gizli bir rehabilitasyon merkezi olduğunu ve yine gitmemiz gerektiğini söyledi. On dakika kadar sonra sivil polisler binadan çıktı, fakat değişen hiçbir şey olmadı. Kızlar hala bağırmaya devam ediyordu. Olayların iyice kontrolden çıkacağını fark edip orayı terk ettik.

Ardından hukuki konularda yetkin bi arkadaşıma durumu anlattım ve bunu savcılığa taşımamı önerdi. Bulunduğumuz yerden ayrılıp kocaeli adliyesine, savcılığa suç duyurusunda bulunmaya gittik. Bu kısımdan sonra işler biraz daha şüpheli bi hal almaya başladı.

ilk önce A isimli savcının odasına giderek durumu izah ettik. Bu savcı tarif ettiğimiz yeri tam olarak bilmediğini, B isimli savcının daha iyi yardımcı olabileceğini söyleyerek ona gitmemizi söyledi. Tamam deyip B isimli savcının odasına gittik ve durumu yine izah ettik. ardından B savcısı A savcısını telefonla arayarak neden bizi kendisine gönderdiğini sordu. Kısa bir konuşmanın ardından cep telefonu çaldı ve C isimli unvanını bilmediğim birisi B savcısına bir şeyler anlatmaya başladı. Bu esnada B savcısı telefonu hoparlöre alarak bize dinletmeye başladı. Telefondaki adam çocukların ifadelerinin alındığını ve bir sorun olmadığını söyleyip telefonu kapattı.

Peki bu C kişisi hiçbir şey yokken bir anda konuştuğumuz savcıyı arayıp neden bilgi verdi? Biz savcıyla görüşürken arka planda ne dönüyordu ve adam neden arayıp brifing verme ihtiyacı hissetti?

Savcı telefonu kapattıktan sonra bize dönüp “tesisin mağdur ve istismara uğramış çocuklar için yapıldığını, gizli olması gerektiğini ve soruşturmanın devam ettiğini” söyledi. Ben de ilk önce soruşturma ne kadar sürecek dedim. “Bir hafta da sürebilir, bir ay da sürebilir, üç yıl da sürebilir” dedi. Soruşturmanın takipçisi olmak istediğimi söyleyince gizli yürütüldüğü için bunun mümkün olmadığını söyledi. Ardından duruşmalara katılmak istediğimi ve bu tür olaylarda soruşturma sürecinin bir aciliyeti olduğu için aslında söylediği kadar uzun sürmediğinden bahsettim. Bu söylediklerimden sonra sert bi ses tonuyla, “altı ay da sürebilir üç sene de, duruşmalara katılmak istiyorsan medyadan takip edip katılabilirsin” dedi. Bütün bu süreçte okul servisinin en arkasında koltuğa yayılmış bir dördüncü sınıf öğrencisi oturuşuyla konuşuyordu. Pekala deyip odadan çıktık.

Bütün bunlar yaşandıktan bir-iki saat kadar sonra ev arkadaşımın kullandığı aracın plakasını alıp babasına ulaşmışlar. Arayan polis çekim yaptığımız için bizden şikayetçi olunduğunu söylemiş, fakat böyle bir durumu kayıt altına almak herhangi bir suç teşkil etmiyor.

Bütün bunlar yaşanırken gerek benim, gerekse ev arkadaşımın kafasında bir takım şüpheli sorular belirdi;

- Eğer burası bir devlet kurumuysa neden herhangi bir tabela yoktu?

- Bu tesis bahsedildiği gibi legal olsa dahi yönetimdeki belli kişiler bu çocukları istismar ediyor olabilirler mi?

- Yukarıda bahsettiğim C kişisi neden durduk yere savcıyı arayıp bilgilendirme yaptı?

- B savcısı neden bu kadar agresif ve kesinlikle aydınlatıcı olmayan bi tutum sergiledi?

- Eğer bu yaşananlarda herhangi bir anormallik yoksa neden bizden şikayetçi olundu?

- Kurumun bizden şikayetçi olması bi tür sindirme politikası mı?"

Videolar:

http://sendvid.com/azay5de8

http://sendvid.com/m63qpvx0

http://sendvid.com/zmwjzv5z

NOT: Türkiye’de erkek çocuklar, kız çocuklar, kadınlar, erkekler, yaşlılar, gençler, ağaçlar, su kaynakları yani hiçbir canlı-cansız hiçbir şeyin güvencesi yok. İzmit’teki o binada belki hiçbir şey yok, belki çok şey var. Bunu öğrenmenin yolu güvenlik güçlerinin ve yargının araştırmasından geçiyor. Ancak iddialara göre gerek güvenlik güçleri, gerekse savcılar olayı örtmeye çalışmış. Kurumda bir şeyler dönüyor ve yetkililer gereğini yapmıyorsa, bir şekilde onlar da suça ortak olmuştur.

Bir ülkede şiddet, tevacüz ve sapıklık çocuklara kadar ulaşmışsa; bunun tek sorumlusu görevlerini yapmayan siyasi hükümetler, kamu kurumları, sivil kuruluşlar ile sessiz kalan bizleriz.

“Yeter artık” demenin zamanı geldi…

30.03.2016