TÜRKİYE VE S.ARABİSTAN’NIN MEZHEP SİLAHI ELİNDEN ALINACAK

Türkiye ve S.Arabistan, Ortadoğu’da mezhep temelli ortak politika izliyor. İslam Ordusu, S.Arabistan’ın IŞİD’le savaşma gerekçesiyle İncirlik’e uçak göndermesi, iki ülkenin Suriye’yi ortak kara harekatı iddiaları ve Suriye’de aynı muhalif grupları desteklemesi AKP – S.Arabistan ittifakının kurulduğunu gösteriyor. İttifakın başarılı olma ihtimali ise yok ve süreç içinde mezhep silahı ellerinden alınacak.

Celal ÇETİN

İki ülkenin bölgede birlikte hareket edip edemeyeceği tartışılıyor. Uzmanlara göre her iki ülkenin içinde bulunduğu şartlar, ABD, Rusya gibi ülkelerin desteği olmadan harekete geçmelerini önlüyor.

SUUDİ ARABİSTAN’IN DURUMU

Suudi Arabistan’da Kral Abdullah’ın ölümünden sonra Ocak ayında tahta Kral Selman geçti. Selman göreve gelir gelmez iç politikada olduğu kadar dış politikada da değişikliklere gitti. Monarşi üyeleri içinde önemli değişikllikler yapan Kral 40 yıllık Dışişleri Bakanı Saud-el Faysal’ı da görevden alıp yerine yıllarca ABD’de Suudi Arabistan büyükelçisi olarak görev yapan Adel el Zübeyir’i atadı. Bu değişikik,  bugüne kadar bölgesel krizler karşısında temkinli bir dış politika izleyen Suudi Arabistan’ın artık daha aktif bir dış politikaya yöneleceğinin işaretlerinden biriydi.

Yeni yönetim Mart ayının sonlarında başlattığı Yemen harekatıyla bölgede çok daha etkin bir oyuncu olacağını ve bölgesel düzlemde İran’a açıktan meydan okuduğunu gösterdi. Yemen harekatı Riyad’a, bölge çapındaki Husiler gibi Şii hareketler ve İran’a karşı, Sünni Arap devletlerin liderlerinden olmaya çalıştığını gösterdi.

Suudi Arabistan’ın IŞİD’e yönelik 2014’te düzenlediği saldırılar birçok gözlemci tarafından sembolik bir hareket olarak görüldü. Buna göre krallık uluslararası topluma terörle mücadelede kararlı olduğunu göstermek istiyordu. Zira Suudilerin Suriye’de çeşitli radikal isyancı gruplara verdiği destek ve IŞİD ideolojisi ile Suudilerin radikal İslam yorumları arasındaki benzerlik Suudilerin terörle mücadele iradesini sorgulanır hale getirmişti. Dolayısıyla kimi uluslararası gözlemcilerin Suudi rejiminden giderek kuşku duyduğu bir dönemde krallık IŞİD’i hedef alan hava saldırılarına başladığını duyurdu. Ara sıra düzenlenen bu saldırılar Kral Abdullah’ın hala tahtta olduğu günlerde gerçekleşti. Ancak kralın vefat ettiği 2015’in ocak ayına gelindiğinde operasyonlar fazlasıyla seyrelmiş ve hem yerel hem uluslararası basında duyulmaz oldu.

Güneyindeki Yemen’de İran’la daha önemli bir savaşa giren Suudi rejimi için IŞİD’le mücadele ikinci sıraya düştü. Yemen’de doğrudan askeri müdahale dönemini ocak 2015’te tahta çıkan Kral Selman Bin Abdül Aziz El Suud başlattı. Yemen savaşı, savunma bakanlığına ve ikinci veliaht prensliğe atanan Kral’ın genç oğlu Muhammed Bin Selman’ın odaklandığı başlıca mesele oldu.

S. ARABİSTAN YEMEN’DE BAŞARILI OLAMADI

Suriye’ye kara gücü göndermeya hazır olduğunu açıklasa da Suudi Arabistan’ın ciddi bir güç göndereceği şüpheli. Yemen’e tek başına girmekte isteksiz görünen Suudi rejimi, kara gücü göndermeye gönüllü bir Arap koalisyonu kurmakta epey zorlandı. Rejim, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinden destek beklerken KİK dışında ancak birkaç ülkeden destek sözü alabildi. Suudi Arabistan Mısır gibi büyük Arap devletlerini Yemen’de bir kara harekatına aktif şekilde katılmaya ikna edemedi. Pakistan da kendi iç siyasi gerekçeleriyle Suudilerin savaşına katılmakta gönülsüz oldu.

Suudi Arabistan bu savaşı Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve kimi Afrika ülkelerinin desteğiyle yürütmek zorunda kaldı. Yemen savaşının ana stratejisi bugün de kara operasyonlarından ziyade hava saldırılarına dayanıyor. Bunun sebebi Suudi askerlerinin yoğun şekilde karaya konuşlanması durumunda ciddi zayiat vereceği ve kaybedeceği korkusu. Önemli bir kara gücü olmadan Yemen savaşını kazanması mümkün değil.

S. ARABİSTAN SURİYE’YE GİREMEZ

Sınır ötesinde fazla kara savaşı tecrübesi olmayan Suudi ordusu Suriye macerasına kalkışırsa ciddi sıkıntılarla karşılaşabilir. Suriye’ye girecek Suudi askerlerinin karşılarında Suriye ordusunu bulacağı, havadan da Rus uçaklarınca yoğun şekilde vurulacağı biliniyor. Suudi kara birlikleri ayrıca Esad rejimini destekleyen Şii Lübnan Hizbullahı’nın savaşçılarıyla, Suriye rejimine destek olarak IŞİD gibi isyancı gruplarla savaşan başka Şii milislerle de çarpışacak. Suudi Arabistan’la İran ve genel olarak Şiiler arasında yükselen mezhepsel gerilim dikkate alındığında bu çatışmaların çok kanlı olacağı biliniyor. Suudi Arabistan’ın 2 Ocak’ta muhalif Şii din adamı Nimr El Nimr’i idam etmesiyle iyice yükselen bu gerilimin yatışması, hatta kontrol altına alınması artık zor.

Ayrıca Suudi yönetimi, fiili olarak Yemen, Irak ve Suriye üzerinden kendisini İran kuşatmasında görüyor, bu kuşatmanın Bahreyn ve kendi içindeki Şiiler üzerinden kendisini imhaya götürecek bir sürece dönüşmesinden endişe duyuyor. İran’ın son dönemde Batı ile kurduğu ilişkiler, Suudi’nin bu endişesini hem artırıyor hem S. Arabistan’ı çaresiz bırakıyor.

İslam dünyasındaki İslami hareketleri Batı adına çizgi dışına çıkaran S. Arabistan, ilginç bir şekilde son dönemde İslami hareketleri dolaylı olarak desteklemekle suçlanıyor. Bu suzlama, Batı’nın gözden çıkardığı ülkelere karşı kullandığı koz niteliğindedir. Bu suçlamanın karşılığını bilen Suudi yönetimi, Batı’nın terörist olarak tanımladığı yapılara karşı daha aktif görünmek zorunda kalıyor. 

S. ARABİSTAN-İRAN KARŞILAŞTIRMASI

Suudi Arabistan ekonomik anlamda da eskisi kadar rahat değil. Petrol fiyatlarının düşmesi nedeniyle ekonomik krize girmek üzere olan S. Arabistan’ın İran’a karşı eli zayıflıyor. Uluslararası ambargoların kalkması ile İran bölgede etkin güç olmya başladı. Askeri açıdan S. Arabistan’dan daha güçlü olduğu biliniyor.

ABD’de ve Avrupa da eskisi kadar S. Arabistan’ı desteklemiyor ve İran’la daha iyi ilişkiler kuruyor. Bu gelişmeler karşısında S. Arabistan’ın tek başına veya Türkiye ile işbirliği halinde bir maceraya atılması beklenmiyor.

TÜRKİYE’NİN DURUMU

Türkiye’nin durumu S. Arabistan’dan çok daha karışık. AKP hükümetine karşı direniş güçleniyor. PKK Türkiye’nin her yerinde terör saldırıları yapıyor. ABD ve Avrupa’da Cumhurbaşkanı erdoğan’a yönelik eleştiriler artıyor.

Woodrow Wilson Center’in Ortadoğu direktörü Henri Barkey Pentagon’un Türkiye’ye karşı soğuk olduğunu söyledi. Barkey, Türkiye’nin 24 Kasım’da Rus jetini düşürmesinin Pentagon’da tepki ile karşılandığını, Rusların S-400 kalkanını Suriye’ye getirmesiyle koalisyon güçlerinin işlerinin zorlaştığını düşündüklerini belirtti.

The Washington Post’ta Türkiye’nin otoriterliğin yanı sıra ekonomik durgunluk ve iç savaşa sürüklendiği iddia edildi. Makalede; “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki Türkiye, durmadan otoriterliğe ve istikrarsızlığa gömüldü. Açıkçası demokrasi, bundan böyle Erdoğan’la ilerleyemez. Eğer Erdoğan ülkesine daha parlak bir gelecek hazırlamayı hala istiyorsa, ya reform yapmalı ya da istifa etmeli” yorumu yapıldı.

Ayrıca Washington’da, “IŞİD’i Erdoğan’la yenemeyiz” düşüncesinin hakim olduğu belirtiliyor.

Türk hükümeti ile Erdoğan arasında gizli bir rekabetin olduğu iddiaları güçleniyor. Başbakan Davutoğlu’nun ABD, Almanya, israil, Gülen Cemaati, PKK gibi kesimlerle anlaşmaya çalıştığı, Erdoğan’la anlaşamayan bu kesimlerin Başbakan Davutoğlu’nu destekledikleri iddia ediliyor.

Uzmanlara göre Cumhurbaşkanı Erdoğan veya Başbakan Davutoğlu Suudi Arabistan’la birlikte ABD ve Avrupa’nın karşı çıkacağı bir harekete giremez.

TÜRKİYE-S. ARABİSTAN İŞBİRLİĞİ VE ABD

Türkiye ile Suudi Arabistan'ın Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarının devrilmesine yaklaşımındaki keskin farklılıklar iki ülke arasındaki ilişkileri son dönemde zayıflatmıştı. Ancak yeni yönetim ardından ilişkiler son dönemde hızlı bir şekilde iyileşme gösterdi. ABD ile Rusya’nın işbirliğinden en fazla etkilenecek Türkiye ile Suudi Arabistan karşı hamle yapmak zorunda kaldı. Bu bağlamda, geçen yılın son ayında Riyad’da bir araya getirilen muhalefeti temsil edecek bir komite kuruldu. Ankara ve Riyad’ın onayıyla, Riyad Hicab koordinatörlüğündeki Yüksek Müzakere Komitesi’nin muhalefetin tek temsilcisi olarak masada yer alması kararlaştırıldı. İki ülkenin masaya güçlü oturmaları için muhalefetin de dağılmaması gerekiyor.

Arap Baharı, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin bölgedeki dış politikaları için bir test alanı oluşturdu. Türkiye; Yemen ve Bahreyn’deki ayaklanmalara, Mısır ve Tunus’taki olaylardaki kadar güçlü bir müdahalede bulunmadı. Suriye ve Libya’daki olaylar ise, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliğini gözler önüne serdi. Türkiye’nin buradan çıkardığı ders, bölgede olanlar karşısında Suudi Arabistan’ın tutumunu gözetmesi gerektiğiydi. Dolayısıyla, Türkiye, Arap Birliği’nin çabaları tükenmeden Şam’a yönelik daha geniş çaplı adımlar atmadı.

Mart ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan’ı ziyaret etti . Erdoğan ile Kral Selman arasındaki görüşme sonrası “Suriye’de muhalefete verilen desteğin sonuç almayı hedefleyen biçimde arttırılması gerektiği hususunda, iki tarafın da görüş birliği içinde olduğu” bildirildi.

Ziyaretin ardından ilerleyen günlerde Ankara, Riyad'ın Yemen'de öncülük ettiği askeri operasyona destek açıklaması yaptı. Bu açıklamalardan sonra Suriye’de Fetih Ordusu adıyla Sünni muhalif gruplar bir araya getirilmeye çalışıldı.

Nusra Cephesi ve Ahrar’uş Şam’ın da aralarında bulunduğu çeşitli grupları içeren Fetih Ordusu’nun kuruluşunun bu Türkiye-S. Arabistan ilişkisine dayandığı biliniyor. Fetih Ordusu’nun kuruluşu kadar İdlib ve Cisr Eş Şugur’daki ilerlemesini de Türkiye, S.Arabistan ve Katar’ın desteğine dayandıranlar var.

Suudi Arabistan’ın etkili gazetecilerinden Cemal Kaşıkçı, “İslam Ordusu komutanı Zehran Alluş’un Türkiye ziyaretinin Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar’ın Suriye’de işbirliği önündeki son engeli de kaldırdığını” yazdı. Beyrut Orta Doğu Çalışmaları Merkezi Müdürü Haytham Mouzahem, bu grupların bir araya gelmesine Suudi Arabistan-Türkiye-Katar ittifakının öncülük ettiğini açıkladı.

Müslüman Kardeşler çizgisini savunan, Katar sermayeli, Londra merkezli El Arabia El Cedid gazetesi 23 Nisan’da, “Suudi Arabistan, Türkiye, Katar koordinasyonunda bir ortak operasyon odası kurulduğunu” yazdı.

Suriye yönetimi yanlısı, Lübnan merkezli haber sitesi El Hadath 26 Nisan’da, isyancılara yakın bir kaynağın, “İdlib’e saldırı planının Türkiye’de yapıldığını ve Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Katar’ın desteğiyle 5 bin savaşçının sınırlarından İdlib’e geçişine izin verdiğini söylediğini” yazdı.

Washington Post’ta 29 Nisan’da yayınlanan bir analizde ise “Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın yaptığı ek silah ve finansal yardımın Fetih Ordusu'nun ilerleyişini kolaylaştırdığı” yazıldı.

Merkezi Londra'da bulunan, Riyad yönetimine yakın etkin bir gazete olan El Şark El Awsat 17 Nisan’da, yine Londra’da yayınlanan El Quds el Arabi ise 25 Nisan’da, “isyancıların İdlib’teki başarılarındaki kilit faktörün ABD yapımı TOW tanksavar füzelerinin kullanımı olduğunu” yazdı.

Beyrut Orta Doğu Çalışmaları Merkezi Müdürü Haytham Mouzahem, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın işbirliğinin sonucu olarak muhalif gruplara aralarında TOW füzelerinin de bulunduğu gelişmiş silahlar verildiğini, bunların İdlib’te ve Cisr Eş Şugur çatışmalarında kullanıldığını” açıkladı.

ÖSO Hukuk Müşaviri Osama Abu Zaid de Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar arasında Suriye ile ilgili yeni işbirliği iddiasını doğruladı ve kendilerine daha fazla güç vereceğini söyledi. Zaid bununla birlikte bu ittifakın muhaliflere şimdiye kadarki yardımının sadece siyasi olduğunu belirtti.

Türkiye ve S. Arabistan desteği askeri anlamda artırmak istedi. Suudi Arabistan Türkiye’den 2.5 milyar dolardan başlayıp 10 milyar doları bulacak zırhlı araç almak istiyor.

Suriye’de yeni askeri dengenin siyasal sonuçları olacak. Her şeyden önce pazarlık masası yeni dengeye göre kuruluyor. Muhalifler Cenevre-3 Konferansında pazarlık güçlerini artırdı. Özellikle PYD IŞİD’e karşı savaşan en önemli muhalif grup oldu.

Bu açıdan değişen askeri durum Suriye’de siyasi çözümün önünü açabilir. Bu nedenle Suudi Arabistan ve Türkiye işbirliğinin Suriye’de iç savaşın sonucunu tayin edici bir etkisi olması mümkün değil. Suriye’de mevcut denkleme iki ülke işbirliğinin ötesinde bir yeni girdi olmadığı sürece kördüğümün süreceği söylenebilir. Tayin edici girdi ABD ve Rusya’nın politikaları bağlamında ortaya çıkabilir. Ancak bu ülkelerin de uzun zamandır sürdürdükleri Suriye politikalarında kritik bir değişime gideceklerine yönelik hiçbir işaret söz konusu değildir.

S.ARABİSTAN VE TÜRKİYE SUÇLANIYOR

Batı karşısında ne yapacağını bilemez duruma düşen Suudi yönetimi, Batı’nın benzer suçlamaları ile karşılaşan Türkiye ile bloklaşma ihtiyacı duydu; Rusya ve İran ile ilişkileri bozulan Türkiye de, bu ihtiyaca olumlu karşılık verdi. Bu yönüyle bakıldığında Türkiye-Suudi Arabistan ittifakı, bağımsız bir ittifak gibi görünüyor. Oysa Suudi uçaklarının İncirlik’e gelmesi, Amerika’nın bu ittifakın dışında olmadığını, aksine ittifakı kontrol altında tuttuğunu gösteriyor.

Ayrıca Türkiye, Mısır konusunda bugüne kadar Suudi’ye herhangi bir talebini kabul ettirmedi. Ama Suudi’yi Batı’nın suçlamaları karşısında rahatlatacak Suriye’deki IŞİD’e karşı İncirlik’e uçak kabul etme konusunda S. Arabistan’ın taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. Yine aynı süreçte Türkiye, Mısır söylemlerinde Sisi’den yana bir yumuşamaya gitti, İsrail’le de görüşmelere başladı.

Türkiye’nin S. Arabistan ile kurduğu ittifak Türkiye’nin bağımsız ve aktif dış politika arayışının devamı olarak değil, bu arayıştan taviz verme olarak görülüyor. 15 Aralık’taki “Terörle Mücadele İttifakı” açıklanırken ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, “Suudi öncülüğündeki yeni koalisyon, ABD’nin IŞİD’le mücadelede Sünnilerin daha büyük rol oynaması yönünde uzun süredir yaptığı çağrılarla uyumlu bir adım” olarak değerlendirdi.

Türkiye ile S. Arabistan arasındaki işbirliğini ABD destekliyor. Ancak Rusya ve İran faktörü çok güçlü ve bu işbirliğinin sahaya yansıması zor olabilir. Cenevre görüşmeleri sürerken Türkiye-S.Arabistan ittifakının Suriye’de atacağı adım dengeleri bozar. Bu nedenle ABD ile Türkiye ve S.Arabistan Cenevre görüşmelerinin sonunu bekleyecek.

Suudi Arabistan’ın da durumu Türkiye’den farklı değil. Yemen’de Husilerle anlaşmak zorunda kaldı. Bu durum, İran’ın etkinliğini kabul etmek anlamına geliyor. Ayrıca S. Arabistan ve Türkiye’nin ekonomik kriz içinde olduğu biliniyor. Uzun süreli bir askeri ve siyasi girişimlere devam edebilecek durumda değiller.

Rusya’nın Suriye’yi ve Esad’ı koruma altına alması, S-400 hava savunma sistemleri yerleştirmesi Türkiye, S. Arabistan veya bir başka ülkenin Suriye’de kara harekatı yapmasını önledi. Türkiye ve S. Arabistan açıktan bir kara harekatı yapamaz, ama Sünni muhaliflere siyasi destek, askeri ve ekonomik yardım yapmaya devam edebilir.

Türkiye ve Suudi Arabistan bir cephede, Rusya diğer cephede yer alıyor. Türkiye ile Rusya arasında özel ilişkiler sözkonusu. Rusya ile S. Arabistan arasındaki ilişkiler Türkiye kadar karışık ve yakın değil. Türkiye ile Rusya arasında ekonomik bağımlılık var. Bu nedenle Bölgede Türkiye’nin atacağı adımlar Rusya’yı daha çok ilgilendiriyor.

Türkiye ile Rusya arasındaki gerilimin büyümesi beklenmiyor. Rusya’nın Suriye’de bir kara savaşı için imkanları yok. Kara savaşı için gerekli olan asker, silah ve mühimmatı Türkiye üzerinden göndermesi gerekiyor, bu mümkün değil. Rusya’nın hava harekatı ile sonuç almaktan başka çaresi yok.

Rusya’nın Suriye’de hava harekatının yanısıra Türkiye’ye karşı enformasyon savaşını da sürdürmesi gerekiyor. Rusya ile Türkiye arasında bir savaş yaşanması mümkün değil. Bu nedenle Rusya hava harekatlarını ve enformasyon savaşını, Cenevre’de kalıcı bir anlaşma sağlanana kadar Esad’ı yerinde tutmak amacıyla sürdürecek.

Sonuç itibariyle; bölgede sağlanacak bir anlaşmanın sürdürülebilir olması için etnik ve mezhep temelli politikalar izyelen yapıların tasfiye edilmesi gerekiyor. Ortadoğu’nun en hassas ve kullanıma açık özelliği, mezhep ve etnik ayrışma. Bu nedenle bu özelliğinin en azından bir süreliğine devredışı bırakılması gerekiyor. Suriye içsavaşı ile birlikte iki ülke mezhep silahını kullandı; Türkiye ve S. Arabistan. Bu açıdan bakılınca her iki ülkenin bu silahının elinden alınması gerekiyor. Bunun yolu da, silahı kullananların tasfiye edilmelerinden geçiyor.

25.03.2016