ÜLKENİN HAL-İ PÜR MELALİNDEN BİR DEMET

Türkiye’de siyasetçisinden işadamına, sokaktaki vatandaşından bürokratına kadar aklın, mantığın, vicdanın, hukukun, İslam’ın ve her türlü ahlak kuralının kabul edemeyeceği şuursuzluk yaşanıyor. Yeter artık demek de yeterli olmuyor. Mide bulandıran bir kitleyle, hatada ısracı bir anlayışla ve şerefini satmaya hazır bir kesimle karşı karşıyayız.

Celal ÇETİN

C.BAŞKANLIĞI’NDA SORULARA SANSÜR

Cumhurbaşkanlığı basın birimi, gazetecilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a soracakları soruları önceden yazılı olarak almaya başladı. Hoşlarına giden soruların sorulmasına izin veriyor, hoşlarına gitmeyen soruları sordurmuyor. Fox TV muhabiri, Rıza Sarraf’la ilgili soru soracağını yazılı olarak bildirdi. Cumburbaşkanlığı görevlileri, “bu konunun bizimle ne ilgisi var?” diyerek soru sorulmasına izin vermedi…

Kimse kusura bakmasın ama, insanları aptal yerine koymak kimsenin haddi değil. Bu ülkede iddialar bağımsız medya tarafından sorgulanmadıkça, bağımsız yargı tarafından soruşturulmadıkça her iddianın herkesle ilgisi vardır ve ilgi kurulmaya devam edilecektir…

KARAMAN’IN KOYUNLARI

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı sıfatlı Sema Ramazanoğlu, Karaman’daki Ensar Vakfı’a ait bir evde kalan 45 erkek çocuğa Ensar Vakfı’nda görevli olduğu iddia edilen sınıf öğretmeni tarafından cinsel tacizde bulunulması konusunda bir açıklama yaptı. Bu açıklama, Türkiye’de büyük infiale yol açtı. Şöyre dedi bakan sıfatlı Ramazanoğlu:

“Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz, ama öteki taraftan bunu yapan kişi için de sıfır toleransla hukuki açıdan bütün takibimizi yapıyoruz.”

Bir kere değil 45 kere…

Cinsel tacizin (tecavüzün) ‘bir kere’si olmaz…

Ensar Vakfı olayından öncesinde ve sonrasında imam hatip kökenlilerin karıştığı cinsel taciz, tecavüz iddiaları artık takip edilemez boyutlara ulaştı.

Sorun Ensar Vakfı değil, sorun “muhafazakar, inançlı, Müslüman” geçinen kesimlerdeki ahlaki çöküntü.

Bakan sıfatlı Ramazanoğlu’na konuyla ilgili soru sorulmak istendi. Bakanlık danışmanları da C. Başkanlığı’nın uygulaması benzeri uygulamayla gazetecilerin soracakları soruları önceden öğrenmek istedi ve bu konuda soru sorulması önlendi.

MHP TBMM’de Karaman olayının araştırılması için önerge verdi. AKP’nin oyları ile bu önerge reddedildi.

Şimdi;

Karaman’da bir veya 45 çocuğa cinsel istismar olayı var. İstismarcı tutuklanmış. İslamcı geçinen bir vakfın adı karışmış. Gerçekler yargılama sonunda ortaya çıkacak.

AKP’nin ısrarla konuyu örtbas etme çabalarını anlayabilen bana da anlatsın. Bu suç, tıpta “podofili”, halk dilinde “sapıklık” olarak adlandırılır ve bir hastalıktır. Böylesi bir hastayı veya sapığı korumak, üstünü örtmek demek, suç ortaklığı demektir. Çocukları bu hastalara, sapıklara kurban etmektir.

SAPIKLAR İNDİRİM’İ FARKLI ANLIYOR

Toplumun bir kesimi her gün gelen sapıklık haberleri ile “bize ne oluyor?” sorusunu sorarken yargıdan gelen “yayın yasağı ve iyi hal indirimleri” tepkileri artırıyor. “Adana’da zihinsel engelli 14 yaşındaki bir kız çocuğuna hap içirerek tecavüz eden 5 kişinin “adli kontrol şartı ile” serbest bırakılması” gibi örnekler vicdanları kanatıyor.

Mahkemelerin verdiği yayın yasakları “zanlı tutuklandı, savcılık iddianamesini hazırladı. Mağdur çocukların isimleri verilmiyor. Mahkeme niye yayın yasağı koyuyor?” sorusunu sorduruyor.

Mahkemelerin verdikleri iyi hal indirimleri veya adli kontrol şartıyla serbest bırakılması sapıklar tarafından yanlış anlaşılıyor. İndirimi “çocuklara pantolonunu indirmek” olarak, adli kontrol şartı ile serbest bırakılmayı ise, “mahkeme yaptığımızı ciddi bir suç olarak kabul etmedi” olarak algılanıyor ve çocuklarımız tecavüze uğramaya, kadınlarımız ölmeye, dövülmeye devam ediyor.

ASLOLAN AĞAOĞLU DEĞİL İNSAN OLABİLMEKTİR

İşadamı-müteahhit sıfatlı Ali Ağaoğlu adında biri var. Ağaoğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı’dır. Lise mezunu bile değildir. 2015 itibariyle 1.75 milyar dolar şahsi serveti ile Türkiye’nin en zengin 10’uncu ismi oldu. Ali Ağaoğlu, aşk hayatıyla sık sık magazin gündemine düşüyor. Bir gün sevgilisiyle poz veren Ağaoğlu ertesi gün eşiyle gazetelere gülümsüyor. Sevgili, eş, bir başka sevgili derken kim kimdir iyice karmaşık hale geliyor. (Hürriyet)

Bu adam öyle bir laf etti ki; görgüsüzlük, kompleks, şımarıklık, hadsizlik ve cehalet ne ararsanız bulabilirsiniz bu lafın içinde:

“10 yıldan bu yana İstiklal Caddesi’ne gitmedim. O gün de benim ortanca hanımın doğumgünüydü. Ona sözüm vardı, Boğaz’a yemeğe götürecektim. Bir anda aklıma şey geldi. Açıkçası kanıma dokundu. Aldım hanımı, oğlanı da aldım. Aşağı yukarı 15 senedir de ben İstiklal Caddesi’ne hiç gitmemiştim. Hem benim için güzel bir nostalji oldu. Gittim, hanımla, çocukla olayın olduğu yere. Millet fakir, karanfil bırakıyor. Ben gül bıraktım.”

Şimdi;

Ortanca hanım… Türk kültüründe tek eşlilik vardır. Çok eşlilik Arap kültüründedir. Para ile alınıp satılan bir metadır kadın. Haydi diyelim “eşleri” bu durumdan memnun.

“Millet fakir, karanfil bırakıyor. Ben gül bıraktım” demek, görgüsüzlüktür, şımarıklıktır.

Zengin olmak değildir aslolan, insan olmaktır…

CUMHURİYET SAVCILARINI ÖZLEDİK

Bir zamanlar İtalya’da bir savcı vardı. DiPietro. İtalya’da mafya örgütlenmesine karşı yürütülen Temiz Eller Operasyonu’nun efsanevi savcısıydı. DiPiatro 2009’da gazetelere şöyle bir ilan vermişti:

"İtalya’da demokrasi tehlikede"

Tam sayfa ilanda DiPietro, Berlusconi’yi yargıdan kaçmak için Berlusconi hükümetinin, Adalet Bakanı Angelino Alfano’ya atfen “Alfano Kanunu” diye anılan bir kanun çıkarmaya çalıştığını açıkladı. Bu kanun, başbakan, devlet başkanı, meclis ve senato başkanlarının yargılanmasını engellemeyi hedefliyordu.

Bu tablo karşısında çaresiz kalan DiPietro, uluslararası camiayı, İtalya’ya demokratik ilkeler doğrultusunda baskı yapmaya davet etti, İtalya’nın bir “diktatörlük”e dönüşmesini engellemeye çağırdı.

Ancak DiPietro siyasilerden, siyaset-mafya ititfakından gelen baskılara dayanamadı ve istifa etti. O günlerde DiPietro Türkiye’de de kahraman ilan edildi.

ABD’de gelen umut

Bugün ABD’den bir savcı çıktı, Rıza Sarraf’ı tutukladı. Preet Bharara. Bharara Sarraf’ın ilişkilerinin peşine düştü. Ve Türkiye’de kahraman ilan edildi. Savcının bir tweet’i vardı ki, çok dikkat çekiciydi:

“Kuzu halklar, Kurt hükümetler yaratır.”

Bu cümle, İtalyan savcı DiPietro’nun çağırısına ne kadar benziyor.

İnsanlar demokrasiye sahip çıkmazlarsa diktatörlere teslim olurlar.

Türkiye’nin ihtiyacı olan; demokrasiden, hukuktan yana olan, vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışmamış hakim-savcıdır.

Cumhuriyet’in savcılarını özledik…

23.03.2016