ABD-SOVYETLER MUKAYESESİ, ATATÜRK’ÜN HAKLILIĞI

Rusya’nın ukrayna’da başladığı aktif diplomasi/askeri hamleleri NATO ve Batı’yı şaşırtmaya devam ediyor. NATO belgelerinde Rusya’nın hamlelerinin başarılı olduğu itiraf ediliyor. Uzmanlar ABD ve Batı’nın stratejik öngörü açısından sorunlar yaşadığını kabul ediyor. Uzmanlara göre NATO’nun hakim gücü olan ABD’nin “yanlışları doğrularından daha fazla.” Buna karşın ABD’nin hala büyük devlet olmasının sebepleri sorgulanmalı.

Celal ÇETİN

Alman Focus dergisi, NATO’nun Suriye’ye Rusya'dan çok daha fazla uçak gönderdiğini ancak Rusya’nın operasyonlarının, pilotların yeteneği ve askeri ekipmanın üstünlüğü sayesinde çok daha başarılı olduğunu yazdı.

Focus’un NATO uzmanları tarafından hazırlanan gizli rapora dayandırdığı haberde, “Lazkiye’de konuşlandırılan 40 Rus savaş uçağı, günde 75 sorti gerçekleştiriyor ve her seferinde IŞİD mevzilerini isabetli ve etkili şekilde vuruyor. Toplam 180 savaş uçağına sahip NATO ise sadece 20 saldırı düzenleyebiliyor” denildi.

Öte yandan Rusya’nın Suriye’de daha modern teknoloji kullanıldığı ifade edilen haberde, “Moskova, Lazkiye’ye 4 Su-35 tipi savaş uçağı gönderdi. Uzmanlara göre, bu uçaklar Batı’daki muadillerinin birçoğunun ötesinde bulunuyor” değerlendirilmesi yapıldı.

Bu arada NATO raporunda Rusya’nın Suriye hava istihbarat ve Rus istihbarat servislerinin verilerini kullandığı, bu sayede Rus birliklerinin stratejik öneme sahip mevzilerin konumu hakkında düzenli olarak bilgi edindiğine de vurgu yapıldı.

RUSYA’NIN SİVİLLERİ VURDUĞUNA DAİR BİLGİ YOK

Focus, Rusya’nın sivilleri vurduğuna ilişkin olarak Batılı ülkeler tarafından yöneltilen iddiaların NATO raporunda yer alıp almadığını da inceledi. Dergi, “Batılı siyasetçiler, Rusya'nın milislere saldırdığını ve çok sayıda sivili öldürdüğünü sürekli dile getirse de, NATO raporunda konuya ilişkin bilgiye yer verilmedini” vurguladı.

“RUSYA’YI GÖZDEN KAÇIRDIK”

Öte yandan NATO’nun Rusya’nın Karadeniz’deki etkinliğini de doğru okuyamadığı ortaya çıktı.

Foreign Affairs dergisine açıklamalarda bulunan Atlantik Konseyi Danışmanı Robbie Gramer, NATO’nun Baltık Bölgesi’ne odaklandığı için Rusya’nın Karadeniz’deki güçlenişini gözden kaçırdığını belirtti. Gramer, Rusya’nın Akdeniz’e savaş gemileri ve yük gemileri göndererek oradaki varlığını artırdığına da dikkat çekti. Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasının ardından Moskova’nın yarımadaya ağır silahlar, saldırı silahları ve modernize edilmiş hava savunma sistemleri yerleştirdiğini hatırlatan Gramer, "Bu artış, NATO ve müttefiklerinin bölgedeki faaliyetlerini engelliyor ve havadan istihbarat toplamayı imkansız hale getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

RUSYA, AKDENİZ’DE ERİŞİLMEZ ALANLAR OLUŞTURUYOR

ABD’li uzman, Rusya’nın Karadeniz Filosu’nu modernize etmek için ciddi miktarda yatırım yaptığına dikkat çekti ve şöyle devam etti: “Moskova yönetimi, bu filoyu modern bir savaş gücüne dönüştürmeye, hem Karadeniz’de hem de Akdeniz’de etkin olacak seviyeye çıkarmaya çalışıyor. Hazar Denizi’nden, Akdeniz’deki denizaltılardan ve uzun menzilli uçaklardan Rus füzelerinin gönderilmesi, Akdeniz havzasının Rusya’nın erişim bölgesinde olduğunu gösterdi. Suriye’de operasyonların başlamasıyla, Rusya bölgede düşmanların erişemeyeceği alanlar oluşturmaya başladı."

ABD ASKERİ TARİHİ BAŞARISIZLIKLARLA DOLU

Devlet ve askeri mekanizmasının yanlış öngörüleri, yanlış istihbarat yönlendirmeleri, kendisine aşırı güveni nedeniyle ABD’nin askeri/siyasi operasyonlarının yüzde 90’ı başarısızlıkla sonuçlanıyor.

ABD askeri tarihinde önemli yer tutan 1’inci ve 2’nci Dünya Savaşları ile Kore Savaşı’nda ABD’nin başarılı olup olmadığı tartışılıyor. Her iki savaşta da İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve Rusya cephe hattında savaşırken ABD bu ülkeleri desteklemekle yetindi. Savaşa katılan ABD birlikleri ise, uzun yıllar süren savaşlarda yorulmuş Alman ve Japon birlikleri karşısına kolaylıkla üstünlük sağladı.

2’nci Dünya Savaşı’nda Japonya ile olan savaşı atom bombası ile sonlandırmak zorunda kalmasaydı, ABD’nin zafer kazanıp kazanamayacağı hala bilinmiyor.

ABD girdiği savaşlarda “müttefiklerini” ön cepheye sürmekle tanınır. Bu nedenle müttefiklerinin asker ve ekonomik kayıpları yıkım noktasında iken ABD bu kayıplardan fazla etkilenmez. Ayrıca müttefiklerine sağladığı silah ve mühimmat desteğinin ekonomik karşılığını alır.

2’nci Dünya Savaşı’nda “Avrupa’nın kurtarıcısı” olarak ortaya çıkan ABD, bunun siyasi ve ekonomik rantını hala yemeye devam ediyor. Ancak savaş yorgunu Almanya ve Japonya karşısında elde edilen başarının ne derece zafer olduğu tartışılıyor.

KORE SAVAŞI

Kore Savaşı’nda ise ABD askerini Türk tuganının yok olmaktan kurtardığı biliniyor. BMGK kararı ile Güney Kore’ye gönderilen kara gücünün yüzde 50’si, hava kuvvetlerinin yüzde 93’ü ve deniz kuvvetlerinin yüzde 86’sı Amerikalıydı. Savaşın sonunda 36 bini Amerikan, 600 bini Koreli ve 500 bini Çinli olmak üzere yaklaşık 3 milyon asker yaşamını yitirdi. Kore Savaşı, ABD’nin nükleer silah kullanamadığı ve çok sayıda asker kaybı verdiği savaş olarak tarihe geçti. Bu nedenle ABD, nükleer silahlara güvenilemeyeceğini anladı ve konvansiyonel gücünü artırma yoluna gitti.

VİETNAM SAVAŞI

Vietnam Savaşı, soğuk savaş döneminde Kore Savaşı’ndan sonra Batı ve Doğu blokları arasındaki ikinci büyük çatışma oldu. Uzun ve kanlı geçen 21 yıllık savaşın ardından Kuzey ve Güney’de toplam dört milyon sivil ile bir milyondan fazla komünist direnişçi hayatını kaybetti. ABD’nin verilerine göre ise, 220 ile 320 bin Güney Vietnamlı asker ile 60 bin Amerikan askeri öldü ya da kayboldu.

ABD halkı ilk kez Vietnam savaşını radyolarından, tv’lerinden canlı takip etti. Savaş görüntüleri olarak ölen, yaralanan, acı çeken asker görüntüleri, savaş sırasında mağdur olan sivil halkın durumu, özetle kan ve gözyaşı, insanları savaştan soğuttu ve ABD kamuoyunun savaşa olan desteği her geçen gün azaldı. 1960’lardan itibaren Vietnam Savaşı yaygın halk muhalefetini ortaya çıkartırken Amerikalı gençler arasında haksız bir savaşa karşı duruşu direnişe yol açtı. 1970’lere gelindiğinde ABD halkının yüzde 60’ı savaş karşıtı oldu.

ABD’nin tartışmalı son askeri operasyonları Afganistan’dan başlayarak Irak ve Suriye’ye uzanan süreçte yaşandı. Bu süreçte sözkonusu ülkeleri yakıp yıktı, bölgedeki diğer ülkeleri istikrarsızlaştırdı. Ancak ABD’nin isteğinin ve planlarının bu olduğu tartışmalı. Yol açtığı kaos ortamından çıkamayan ABD, Afganistan gibi Irak’tan da askerlerini çekmek zorunda kaldı. Gelinen noktada istediği “yeni dünya düzenini” kuramadığı görülüyor.

ABD NİYE SÜPER GÜÇ?

Askeri tarihi başarısızlıklarla dolu iken nasıl oluyor da ABD süper güç olma özelliğini koruyabiliyor? Bu sorunun cevabı için Amerikan devlet sistemine bakmak gerekiyor. Kendi anakarasının güvenliğini birinci sırada tutan ve taviz vermeyen ABD, kişisel hak ve özgürlüklere, bireysel girişimlere, bilime, gelişmeye açık olmakla büyük devlet olmayı başardı. Bütün dünyadan bilim insanlarına kapılarını açması, her türlü imkanı sunması büyüklüğünün temelini oluşturuyor.

Etnik kökeni ne olursa olsun ABD vatandaşına “Amerikalılık ruhunu” aşılamayı bildi. ABD hukuka, demokrasiye bağlılığı, (kendi ülkesinde), Hollywood, bireysel özgürlükler gibi silahlarını, “ABD Doları ticareti” ile desteklemedi. Kendi ülkesinde yaşadığı sorunlar, sokaklarında yaşayan evsizler, okul baskınları ABD’nin süper güç olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

ABD ile Sovyetler Birliği karşılaştırması, askeri gücün bir ülkeyi korumaya yetmediğini gösteriyor. ABD ile eşit askeri güce sahip olan Sovyetler Birliği, diğer faktörlerin eksik olması nedeniyle yıkılmak zorunda kaldı.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in yakın tarihi çok iyi analiz ettiği ve dersler çıkardığı görülüyor. “Düşmanıyla düşmanının silahı ile savaşıyor.” Ukrayna ve Suriye’deki stratejik adımları, Rusya’nın eski Sovyetler’in hatalarını yapmadığını gösteriyor.

ATATÜRK YİNE HAKLI ÇIKTI…

Sonuç olarak büyük ve güçlü ordu sahibi olmak büyük devlet olmak olmak için “gerekli ama yeterli değil.” Atatürk’ün öngörülerinin gerçekliği bir kez daha ortaya çıkıyor. Ne demişti “Gerçek devlet adamı”, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Milleti’nin “gerçek milli lideri” Atatürk:

“Bir ulusun hayatıyla doğrudan doğruya ilgili olan ekonomisi,çöküşünün de yükselişinin de nedenidir. Zamanımız bir iktisat çağıdır. Kılıç kullanan kol yorulur ama saban kullanan kol yorulmaz, her gün daha çok güçlenir ve toprağına daha iyi sahip olur. Osmanlı İmparatorluğu her şeyden önce sabanın karşısında yenildi. Kılıçla zafer kazananlar er geç yerlerini sabanla zafer kazananlara bırakmak zorunda kalırlar. Ulusal egemenlik, iktisadi egemenlikle birleştirilmelidir yoksa kazanılan askeri ve siyasi başarılardan olumlu sonuçlar elde edilemez.”

05.03.2016