TÜRKİYE’DE ÇÖZÜM SÜRECİ, KKTC’DE ÇÖZÜM GÖRÜŞMESİ. AMAÇ AYNI

Kıbrıs’ta çözüme yönelik görüşmelerin Türkiye’nin aleyhine olacağına ve telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açacağına dair kuşkular artıyor. Annan Planı’nın bir benzeri yeniden devreye alınıyor. Çözüm görüşmelerinin sonuçları, Türkiye’de bir zamanlar AKP’nin uygulamaya çalıştığı “çözüm sürecinden” farklı olmayacak. Yani Türk varlığının yok edilmesi…

Celal ÇETİN

Kıbrıs, Türkiye için sratejik önemde bir ada. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e açılan kapısı olmasının yanısıra bölgedeki doğalgaz ve petrol rezervleri üzerindeki Türkiye’nin hakları açısından da yaşamsal önem taşıyor.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile adada iki toplumlu, iki devletli bir yapı oluştu. Adanın güneyinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), kuzeyinde ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu. Güney Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla 2004’te AB üyesi olurken KKTC’ye yönelik tanımama politikası devam ediyor. Öte yandan ABD, İngiltere ve BM liderliğinde “Birleşik Kıbrıs” kurmaya yönelik girişimler de yeniden başladı.

En ciddi görüşmeler zinciri, Annan Planı çerçevesinde yapıldı. 2008’de dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile dönemin Rum lideri Dimitris Hristofyas, tek egemenlik ve tek vatandaşlıkta anlaştıklarını belirtip kurulacak yeni devletin “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” olmasına karar verdiler. Bu devlet çatısı altında başlayacak olan müzakereler sonrası, başarılı olunursa, 1960’taki model artık kullanılmayacak, fakat Kıbrıs’ın her iki tarafı Almanya modeli ile yeniden birleşecekti.

Nisan 2004’de KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plana Türkler yüzde 64,91’le “evet” derken Rumlar yüzde 75,38'le “hayır” dedi. Böylece Rumlar sayesinde plan hayata geçirilemedi.

Planın siyasal, hukuksal ve reelpolitik açıdan dengesiz bir yapıya sahip olması eleştirilerin odak noktasını oluşturdu. Planda, iki kutuplu sistemin şartlarını yansıtan “tek Kıbrıs devleti ve halkı” olduğu ve her ne pahasına olursa olsun böyle olmaya devam edeceği, adadaki mevcut durumun dikkate alınamayacağı varsayımı devam ettti. Öte yandan, planla ilgili süreçte gerek Türkiye gerekse KKTC’deki siyasi yapıların “Türkler’in de AB’ye üye olacağı” yalanına inanmaları, Kıbrıs’ı bu yönde bir engel olarak görmeleri, bu çerçevede Denktaş’ı “uzlaşmaz bir lider” olarak göstermeleri, daha başlangıçta Annan Planı’nın Yunan tarafının tezlerine yakınlaşmasını kolaylaştırdı.

Annan Planı’nı savunan ve referandumda evet denmesi için AB ile birlikte Kıbrıslı Türkler üzerinde propaganda çalışması yapan dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş arasında gerginlik yaşanmıştı.

ANNAN PLANI KKTC’NİN TASFİYESİ DEMEKTİ

Annan Planı’nın kamuoyundan gizlenen gerçekleri, KKTC’nin tasfiyesi ve Türkler’in azınlık konumuna düşürülmesini öngörüyor. Plan uygulamaya girseydi;

1- Referandum oylamasının ardından en geç 2 ay içinde 100 bin Rum Kuzey’e yerleştirilecekti. 100 bin Rum’un Kuzey’e gelmesi demek aynı anda 100 bin Türk’ün de evinden, köyünden, işyerinden kısaca yaşadığı yerlerden kopartılması demektir. Yani en iyi koşullarda KKTC’nin yüzde 65’i yer değiştirecekti. Böyle bir nüfus hareketi tarihin hiç bir döneminde görülmemiştir.

2- Anlaşmanın kabulü ile birlikte KKTC tarihe karışırken, vatan toprakları masa başında cömertçe dağıtılmış olacaktı.

3- Annan Planı ile tam bağımsızlık, siyasal egemenlik tamamen kaybedilirken elde tutulan haklar azınlık seviyesine çekilecekti. Annan Planı kısa bir süre sonra bu azınlık haklarını da Türkler’in elinden alabilecekti.

4- Annan Planı iki kesimliliğe dayalı bir model değil “üniter devlet” ağırlıklı bir yapı ortaya koyuyor. Kıbrıs Türk halkına egemenlik hakkı tanımıyor. Türklere verilen haklar ve çıkarlar, “denge” sağlamak uğruna Rumlara verilenler yanında çok önemsiz kalıyor. Çünkü plan Kıbrıs devleti için Rumları ve çoğunluğunu esas alan bir yapı ve düzen öngörüyor.

5- Planda tuzak niteliğinde pek çok madde yer alıyor. Örneğin başkanlık Konseyi’ni anlatan 2. Paragrafta “dönüşümlü başkanlık” sistemi düzenlenirken “eğer konsey başka türlü karar vermemişse” ifadesinin eklenmiş olması, düzenlemenin ileride havada kalmasının yolunu açıyor.

6- “Garantörlük” konusunda planda Türkiye’nin garantörlüğü ikincil bırakılarak, bir anlamda yok sayılarak, ada kağıt üstünde esas olarak uluslararası garanti altına alınmaya çalışıldı. 1963 yılından sonra Türk tarafı saldırılara uğradığında adada bir BM Barış Gücü vardı ve hiçbir şey yapmamıştı. Yine, Avrupa’nın merkezinde, 1990’lı yıllarda Bosna’da olup bitenlere karşı BM barış güçleri seyirci kalmıştı.

KKTC TASFİYE OLURSATÜRKİYE NELER KAYBEDECEK?

ABD, İngiltere ve AB KKTC’yi tasfiye ederek Birleşik Kıbrıs Devleti planlarından vazgeçmedi ve görüşmelere yeniden başladı. Çözüm görüşmeleri ikinci Annan Planı olarak kabul ediliyor. Adada Rumların ve ABD’nin istediği şekilde çözüm sağlanırsa, Akdeniz Türkiye’ye tamamen kapanacak, stratejik yalnızlık artacak. Bir anlamda Kıbrıs’taki çözüm görüşmelerinin sonu, bir zamanlar Türkiye’de başlatılan “çözüm sürecinin” sonu gibi olacak. Yani Kıbrıs’taki Türk varlığının sona ermesi…

Görüşme masasına getirilen başlıklar Türk tarafının kabulüyle sonuçlanırsa bu, Kıbrıs Türklüğü’nün idam fermanı anlamına geliyor. Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in Kıbrıs sorununun 2016 içerisinde çözümü için öne sürdüğü şartlar gerçek niyetlerini ortaya koyuyor. Rumlar’ın asıl amacı Kıbrıs Türklüğünün teminatı Türk birliklerinin adadan çekilmesi. Nitekim Rum lider, “Toprak paylaşımında yeterli ilerleme olursa, garantiler tasfiye edilir ve Türk askerleri çekilirse, yıl içerisinde çözüm bulunabilir” sözleriyle gerçek niyetlerini saklamıyor. Bütün görüşme başlıkları ve çözüm önerileri nereden bakılırsa bakılsın Kıbrıs Türklüğünün ve Türkiye’nin aleyhine.

Çözüm projesine göre Rum nüfusu 800 bin, Türk nüfusu ise 220 bin kişi olarak hesaplanacak. Kamu temsiliyetinin de yüzde 67 Rum, yüzde 33 Türk şeklinde olması planlanıyor. Kurulması hedeflenen yeni federal devletin senatosunda 20 Türk ve 20 Rum eşitliği olacak. Alt senatoda ise nüfusa oranla 36 Rum, 12 Türk bulunacak. Türkiye kökenli KKTC vatandaşları da kurulması hedeflenen federal devletin vatandaşı olacak. Olası bir çözümden sonra Kuzey’e gidecek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları oturma ve çalışma izni de alabilecek. Türk tarafının şart koştuğu dönüşümlü başkanlıksa toprak pazarlığı aşamasında ele alınacak. Rumlar ayrıca 1960 anlaşmasında yer alan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlük pozisyonunun değişmesini talep ediyor. Bu çerçevede Türkiye ve Yunanistan gibi adada asker bulunduran garantör ülkelerin askerlerini geri çekmesi isteniyor. Nikos Anastasiadis çözüm çerçevesinde ayrıca Karpaz’da Türk ve Rum kantonlarının oluşturulacağını, Maraş bölgesininse Rumlara verileceğini ifade ediyor.

ADA İNGİLTERE/ABD MALI OLACAK

Kıbrıs’ta çözüm sağlanırsa karlı çıkacak tek ülke İngiltere ve ABD olacak. Uzun vadede ve bugünkü şartlarda adada tutunmasının her geçen gün zorlaştığını gören İngiltere, adadaki üslerine dokunulmaması şartıyla müzakerelerde ileri sürülen Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlük haklarından vazgeçmesinin yanısıra kendisinin de garantörlük haklarından vazgeçebileceğini taraflara dikte etmeye çalışıyor.

Türkler ve Yunanlılar adadan askerini çekecek ama İngiliz üsleri adada kalacak. Hatta Türkiye’yi buna zorlamak için, İngiltere Kraliyet Mahkemesi’nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden 7 kişinin başvurusu üzerine Londra’da görevli Türk diplomatların hesaplarını bloke ettirdiği biliniyor. Başbakan Davutoğlu’nun Londra ziyareti öncesinde, Türkiye’nin Londra büyükelçiliğine ait bir banka hesabıyla ilgili alınan “ihtiyati tedbir” kararı kaldırıldı.

İngilizlerin Kıbrıs’taki üsleri için Akdeniz’deki sabit İngiliz uçak gemisi benzetmesi de yapılıyor. Kıbrıs’ın Türkiye için önemi iseçok daha fazla. Basra Körfezi’nden (Katar) sonra Kızıldeniz’in çıkış noktasındaki Aden Körfezi’nde de (Somali) askeri varlık göstermeye hazırlanan Türkiye’nin, hem soydaşlarının yaşadığı hem de askeri açıdan jeostratejik önemi olan Kıbrıs’tan ordusunu çekmesi, Türkiye’nin bölgedeki haklarını terketmesi anlamına geliyor.

Aynı şekilde Yunan ordusunun ve donanmasının vazgeçilmez gördüğü Kıbrıs’tan çekmesi de beklenmiyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, görüşmelerden sonuç alınamayacağının farkında. Çözümü dayatan güç İngiltere-ABD ve Fransa-Almanya bloğu. Bu iki blağun planları Türkiye’nin yanısıra Rusya’nın da aleyhine olacak.

Kıbrıs’ta sağlanacak çözümle;

* Türkiye'nin garantörlüğü feshedilecek.

* TSK, Ada'dan gönderilecek.

* Fır hatları ve deniz yetki alanları yeniden dizayn edilecek. Kıbrıs karasuları Türk karasularının bittiği yerde başlayacak ve Türkiye’nin doğu Akdeniz’e çıkması mümkün olmayacak, yani Türkiye, Akdeniz’e kıyısı olan ama denizi olmayan ülke haline getirilecek. Böylece Türkiye, Doğu Akdeniz’deki en kritik ve stratejik çıkış kapısını kaybedecek. Bununla birlikte Türkiye, Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz haklarından vazgeçmiş olacak. Rezervler ABD, İngiltere, İsrail, Yunanistan ve AB’nin kontrolüne girecek.

* Türk bölgesine yüzde 20 oranında Rum yerleşecek, KKTC'de birçok bölge Rum Yönetimi'ne geçecek,

* Kıbrıs tamamen anavatandan kopartılıp, Rumlar güçlendirilerek Akdeniz'deki dengeler Türkiye'nin aleyhine şekillenecek,

* Ortadoğu’da ABD ile rakip olan Rusya’nın Kıbrıs üzerinden Akdeniz’deki startejik çıkarları zarar görecek.

* Ortadoğu’dan sonra Akdeniz de Türkiye’ye kapatılacak ve “stratejik yalnızlık” derinleşecek.

Sonuç itibariyle; oluşacak dengelerde KKTC'nin çok önemli rolü bulunuyor. KKTC'nin ortadan kalkması durumunda Türkiye çok önemli güç alanını kaybetmiş olacak.

26.02.2016