CERATTEPE VE KONTROLLÜ KAOS PLANI

Türkiye, İstiklal Savaşı’ndan sonraki en büyük savaşını veriyor. Bir yandan bölünme tehlikesi yaşarken diğer yandan toplum kesimleri arasındaki ayrışma büyüyor. Yaşanan sürecin en büyük sorumlusu olarak AKP hükümetlerinin politikaları gösteriliyor. Toplumsal gerilim ve hükümete yönelik tepkilerin AKP hükümetini “farklı yöntemlere” yönlendirdiği iddia ediliyor. Ülkeyi bir savaşa sokmak ve kontrollü bir kaos, iddia edilen yöntemler arasında gösteriliyor.

Celal ÇETİN

Terör örgütü ile pazarlı süreci, bu süreçte PKK’nın kentlere silah yığmasına gözyumulması, PKK’nın kendisine güvenerek yeniden saldırması, her gün gelen şehitler, Cumhuriyet’in temel ilkelerine yapılan saldırılar, üniter yapının tehlike altında olması, toplum kesimlerinin birbirine düşman edilmesi, nitelikli dolandırıcılık, yolsuzluk, yağma, hukuk sisteminin siyasallaştırılması, toplumun günlük yaşamına müdahale, laik, demokratik düzenin yerine Sünni temelli din devleti kurma çabaları ve halkın tepkisini çeken daha pek çok uygulamadan AKP hükümetleri sorumlu tutuluyor.

Cumhurbaşkanı ve hükümet yanlıları ile karşıtları arasında bu kadar ayrışmanın yaşandığı belki de tek ülke Türkiye.

Hükümete karşı artan tepkinin istenmeyen olaylara yol açabileceğine, Gezi eylemi benzeri bir direniş hareketinin başlayabileceğine dair iddialar ve beklentiler güç kazanıyor.

Toplumda biriken tepkinin büyüklüğü ve yolaçabileceği etkileri AKP hükümeti tarafından da gözardı edilmiyor. Bu nedenle bu tepkiyi önlemeye yönelik senaryoların masaya yatırıldığı iddia ediliyor.

SENARYO 1: TÜRKİYE’NİN SAVAŞA GİRMESİ.

AKP’nin Suriye’de PYD’yi düşman ilan etmesinin temelinde bu senaryo yatıyor.

Türkiye’nin savaşa girmesi ile ülkede savaş hukuku devreye sokulabilir. AKP hükümetinin sık sık dile getirdiği “ulusal güvenlik” gerekçesi ile “İç Güvenlik Yasa’sı” tüm acımasızlığı ile uygulanabilir. Demokratik sistem, hatta Parlamento bile askıya alınabilir, “başkomutan cumhurbaşkanına çok geniş yetkiler” verilebilir.

Hükümetin bu senaryoyu tek başına uygulaması mümkün değildi. Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerle Suriye’ye girmenin planları yapıldı. Ancak ABD, Rusya ve İran böyle bir harekata kesinlikle karşı olduklarını açıkladılar. Böylece AKP’nin planı başarısız oldu.

SENARYO 2: AKP-PKK ELİYLE KONTROLLÜ KAOS

Bu senaryo, birinci senaryoya göre çok daha tehlikeli ve sonu öngörülemez nitelik taşıyor.

Senaryoya göre gerilim artırılacak ve ülke kontrollü bir kaosa sürüklenecek. Bunun için toplumun hassas olduğu konuda kamuoyu tahrik edilecek ve tepkilerin sokağa yansıması sağlanacak. Bu noktada hükümetin Cerattepe inadı dikkat çekiyor.

“Teröre karşı ulusal birlik, gerilimin düşürülmesi, kardeşlik” çağrılarında bulunan sorumlu bir hükümetin, PKK ile mücadele edildiği, son bir haftada 50’ye yakın şehit verildiği bugünlerde toplumla inatlaşmaması gerekir. Cengiz İnşaat gibi topluma en ağır küfrü eden, hemen her kesim tarafından nefretle anılan bir şirketin Cerattepe’de doğa katliamına yol açarak maden arama girişimi, zaten patlama noktasında olan toplumu sokağa dökebilir. Hükümet, eğer toplum barışı, milli birlik ve beraberlik istiyorsa, en azından gerilim düşene kadar projeyi askıya almalıydı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, projeyi askıya almak bir yana, adeta toplumla inatlaşırcasına madenin açılacağını söylüyor.

Hükümet gerilimi azaltıcı politikalar yerine gerilimi artırıcı politikalar izliyorsa, “ülkede kaos istiyor” iddialarını güçlendirmiş oluyor.

Türkiye’de Gezi benzeri bir eylemin olabileceği ihtimalini gözardı etmeyen hükümetin bu eylemleri PKK’nın yardımı ile dağıtmayı planladığı iddia ediliyor.

Gezi eylemleri, bilindiği gibi sadece umumi hizmette kullanılmak koşulu ile tapuda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilmiş olan Taksim Gezi Parkı’na İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi ve 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararı olduğu halde Topçu Kışlası’nı Taksim Yayalaştırma Projesi çerçevesinde imar izni olmadan yeniden inşa etmesini engelleme eylemi olarak, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yasalara aykırı olarak başlattığı projeye tepki olarak başladı.

Eylemler hükümet aleyhine bir nitelik kazanınca devreye PKK sokuldu. Çevreyi, demokratik hak ve özgürlükleri savunan kesimlerin arasına giren PKK terör örgütü, halkın eylemlerden uzaklaşmasını sağladı. Gezi eylemleri ile birlikte AKP ile toplumun yarısı arasındaki bağlar tamamen koptu.

Cerattepe üzerinden gelişebilecek olası bir eylemler zinciri için de biraz farklı olarak PKK’nın devreye sokulacağı iddia ediliyor. Hatta PKK’nın yanısıra Suriyeli muhalif gruplardan da faydalanılabileceği belirtiliyor.

Olası eylemlere PKK, HDP kimliği ile katılacak ve ulusal/milli kesimlerin arasına karışacak. Çevreyi, barışı, kardeşliği savunduğunu iddia eden HDP kimlikli PKK yandaşları, hareketi sabote edecekler ve olaylar çıkaracaklar. Olayları bastırmak için emniyet güçleri müdahale edecek.

Terörün zirve yaptığı bir dönemde PKK ile mücadele ettiğini söyleyen hükümet, Başbakan Davutoğlu’nun söylediği gibi “kamu güvenliğini sağlamak için” çok sert önlemleri devreye sokacak.

Hükümetin şimdiden yaptığı uyarılar planın ipuçlarını veriyor. Davutoğlu’nun, “Cerattepe’yi kullanarak kamu güvenliğini tehlikeye düşürecek hiçbir girişime izin verilmeyecek” açıklaması, gerekçesi ne olursa olsun bütün muhalif hareketlerin en sert biçimde bastırılacağını gösteriyor.

ULUSLARARASI DESTEK ŞART

Böyle bir planın uluslararası destek olmadan başarıya ulaşmasının zor olacağı kabul ediliyor. Kaosu çıkarmak kolay, kontrol altında tutmak zordur. İç dinamiklerin ve ittifakların ne yapacakları önceden kestirilemez. Bu nedenle uluslararası güç odaklarının desteğini sağlamak yaşamsal önem taşıyor.

AKP’nin Suriye konusunda ABD’nin desteğini sağlamak için bu kadar uğraşması, adeta yalvarma noktasına gelmesi dikkatlerden kaçmıyor.

SAFLAR BELLİ OLDU

Türkiye’de çatışma noktasına gelen iki kesim oluştu.

Birinci kesim; siyasi gücü ve devlet imkanlarını elinde bulunduran, bu gücünü kaybetmek istemeyen AKP hükümeti, cemaat yapılanması, terör yoluyla amaçlarına ulaşmak isteyen ve hükümeti köşeye sıkıştıran HDP/PKK ikilisi, Ortadoğu’da Sünni temelli terör örgütleri ve yandaş menfaat çevreleri. Bu kesimler, ortak menfaatler etrafında birleşmiş durumda. Birbirlerinden besleniyorlar. AKP hükümeti ile PKK işbirliği, her ikisinin de amaçlarına ulaşması için gereklilik haline gelmiş durumda.

Bu kesimlerin amaç ve hedefleri ile ABD ve Batı’nın amaç ve hedefleri arasındaki paralelliği unutmamak gerekiyor.

İkinci kesim; Ülkenin bölünmez bütünlüğünü, laik-demokratik Cumhuriyet’in kurucu felsefesini, milli birlik ve bütünlüğünü, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan hak ve özgürlüklerini savunan kesimler.

Sonuç itibariyle Türkiye’nin bek’ası, iki kesim arasındaki savaşının sonucuna ve ikinci kesimin güçbirliğine göre şekillenecek…

21.02.2016