IRAK’IN GÖLGESİNDE ANKARA SENARYOLARI

Suriye’nin Rusya tarafından Türkiye’ye kapatılması ileAKP’nin Irak üzerinde yoğunlaştığı biliniyor. Kuzey Irak’la iyi ilişkiler kuran AKP, buna karşın Irak Merkezi Hükümeti ile sorunlar yaşıyor. Irak hükümeti, Türkiye’nin Başika’dan askerini çekmesini resmen istedi. Irak’ta bu gelişmeler yaşanırken Ankara’da da ilginç senaryolar konuşuluyor.

Celal ÇETİN

Türkiye’nin Irak ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi için amacı dört kategoride toplanabilir. Birincisi, IŞİD’le mücadele çerçevesinde Musul civarında pozisyon almak. Gönderilen askeri birliğin miktar ve niteliği sahadaki güç dengesini değiştirecek ölçüde değil. Zaten hiçbir ülke bu birliklerin sahaya çatışmak üzere gittiğini ileri sürmüyor. Belirtilen hedef IŞİD’e karşı mücadele edecek güçleri eğitmek. Bu hedefin ne kadar sonuç vereceği tartışmalı olsa da arkasında özel bir gündem aranmaması gerekiyor. Yani Türkiye gerçekten Musul’da 2003’ten sonra iyi ilişkiler geliştirdiği kişilerin yanında olmak istiyor ve bunu yapmak için daha iyi bir aracı yok.

İkincisi, Musul’un günün birinde IŞİD’den alınması durumunda bunu kimin nasıl yapacağı çok önemli. Hatırlanacağı gibi IŞİD Musul’u kontrol ettiğinde, Türkiye bunun Irak hükümetinin baskıcı ve mezhepçi politikalarının bir sonucu olduğunu açıkça ya da ima ederek dile getirmişti. Türkiye’nin bu konudaki algısının değiştiğini düşünülmüyor. Yani, IŞİD’i bölgeden çıkaracak unsurların şehirde “mezhepçi bir gündemle” yeni krizler yaratacağı endişesini güçlü bir biçimde taşıyor. Yani, Musul’un sadece kurtarılması değil kimin tarafından kurtarıldığı da önemli Türkiye için. İşte bu durum da merkezi hükümetin Türkiye’ye karşı tepkisini artırıyor.

Türkiye’nin bugüne kadar Başika kampında asker bulundurması bir konsensüse dayanıyordu. Sayısı tam olarak bilinmese de, Türkiye’nin mevcut kuvvetlerini takviye etmesinin bir krize dönüşmesi bu konsensüsün bozulduğu anlamına geliyor. Musul krizini bölgede son süreçte yaşanan diğer gelişmelerle birlikte ele almak gerekiyor. Rus uçağının düşürülmesi, Bayır-Bucak Türkmenleri için gereksiz tepkiler, Şengal’in IŞİD’ten kurtarılması ve PYD’nin Suriye’deki pozisyonu da Musul kriziyle ilintili önemli gelişmeler. Yine, sorunun sadece Irak ve Türkiye’yi ilgilendirmediği de, Rusya’dan İran’a, Çin’den ABD’ye kadar emperyalist paylaşım savaşının küresel ve bölgesel aktörlerinin yaptıkları açıklamalardan açık bir biçimde anlaşılıyor. Yeni paylaşım savaşının en hareketli cephesinde tansiyonun daha da artacağının sinyalleri bunlar aynı zamanda.

Türkiye tankların ve yüzlerce askerin bölgeye eğitim için gönderildiğini iddia ediyor. Bağdat’ın açıklamaları ve çeşitli kaynaklardan gelen bilgilere dayanarak, Türkiye’nin eğitim için aldığı izni başka amaçlar için kullanmak istediği iddiaları güçleniyor.

TÜRKİYE’NİN GİZLİ AJANDASI MI VAR?

Öte yandan Türkiye’nin Irak’ta gizli ajandası olduğunu savunanlar da var. Türkiye’nin bundan ders çıkartarak Başika’daki Türk askerlerinin güvenliği için takviye yaptığı tezi tartışılıyor. 16 Aralıkta IŞİD’in Başika kampına saldırdığı haberi geldi. Bugüne kadar IŞİD Türkiye’ye yönelik böyle bir saldırı gerçekleştirmemişti. Gerek saldırının tam da bugünlerde gerçekleşmesi, gerekse de Davutoğlu’nun “biz söylemiştik” demesi tesadüfle açıklanamaz. Musul hamlesi, bir askeri operasyon olmaktan ziyade, Ortadoğu’da söz sahibi olmak isteyen Türkiye’nin siyasi bir hamlesi olarak kabul edilebilir. Türkiye Ortadoğu’da sıkışmış durumda. Rus uçağının düşürülmesi de bu sıkışmışlığın sonucuydu. Fakat bu hamle Türkiye’yi içinde bulunduğu sıkışmışlıktan kurtarmadı, tersine daha zor duruma soktu. Uçağın düşürülmesine karşılık Rusya’nın attığı adımlar Türkiye’nin bölgedeki amaçlarına darbe vurdu. Bu durum karşısında Türkiye’yi yeni arayışlara ve hamlelere yöneliyor.

1. Irak’ta etkili bir askeri varlığı bulunan ve bunu Suriye’ye Halep civarına da yaymakta olan ve Rusya ile zımni bir “bölgesel eksen” oluşturduğu gözlenen İran’a karşı-denge oluşturmak;

2. Musul’un IŞİD’in elinden çıkması durumunda, Sünni merkezi olan Irak’ın ikinci büyük şehrini neredeyse tümü Şii olan Irak ordusuna teslim etmemek, Irak'ta “Sünni Arapların hamisi” konumunu elde etmek ve “Şii bölgesel eksen”in uzantısı olarak görülen Bağdat’a karşı “Sünni Erbil”i, Katar ve S. Arabistan gibi “Sünni bölgesel merkezler”in içinde “Türkiye’nin nüfuz alanı”nda tutmak.

1 Aralık’ta Mesut Barzani’nin S. Arabistan Kralı Salman tarafından pek rastlanmadık bir üst düzey karşılamaya muhatap olduğunu, Veliahd Prens Muhammed bin Nayif’in yanısıra Kral’ın oğlu, Veliahd’ın Veliahdı Prens Muhammed bin Salman ve 20 prens huzurunda ağırlandığını ve Türkiye’nin Başika hamlesinin birkaç gün sonra gerçekleştiğini unutmamak gerekiyor.

3. Sincar (Şengal) yakınlarında konuşlanarak, Barzani’nin peşmergeleri ve “Sünni Arap unsurlar”la birlikte YPG’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki hakimiyetini önleyecek tedbirleri almak ve ABD’yi YPG ilişkisinden caydırmak.

4. Rusya ile son ihtilaftan sonra, Moskova’nın PKK ve PYD’ye “açık çek” verme ihtimaline karşılık, her ikisine karşı “sahaya askeri olarak yerleşmek.”

Ankara’da “Irak’ta doğru dürüst işleyen merkezi bir yönetim yok. Irak’ta PKK ve Şiiler kontrolsüz şekilde güç kazanıyor” görüşünün giderek ağırlık kazandığını söylemek mümkün.

Suriye ve Irak’ta her aktörün kendi “butik güç merkezini” kurmakta olduğunu gören Türkiye de kendi güç merkezini kurmak istemiş ve planlarını bu amaca yönelik yapmış olabilir.

Bu planların AKP hükümeti tarafından mı, yoksa "başka bir güç" tarafından mı hazırlandığına dair soru işaretleri devam ediyor.

TÜRKİYE’NİN OLASI PLANLARI

Bağdat’ın merkez çekim gücünün giderek zayıfladığı Irak’ta merkeze aşırı gevşek bağlarla bağlı Musul merkezli bir ‘Sunni özerk yönetimi’nin oluşması,

Bu özerk yönetime öncelikle Kuzey Irak Yönetimi’nin sonra da Suriye’deki Sünni yapıların yaklaştırılması ve bu üç aktör arasındaki ilişkilerin Türk ordusunun güvenlik şemsiyesi altında ekonomik-kültürel karşılıklı bağımlılıkla pekiştirilmesi,

Türkiye’nin bu üç aktörlü yapının bölgesel hamisi olması.

Bu planların gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli değil. Ama 24 Kasım’da Rus uçağının düşürülmesinden sonra Suriye ve Irak’ta beklentileri olan tüm aktörler IŞİD’le mücadeleye odaklanmak yerine IŞİD-sonrası bölgesel güç mücadelesine odaklanmaya başladı. Yeni dönemde ABD, Rusya, Türkiye ve İran’ın dış politika tercihleri ve sahadaki hamleleri kritik önemde olacak. İşte tam da bu noktada Irak ve Suriye’de hayalleri ile sahadaki gerçeklik arasında en çok sıkışmış görünen aktör olan Ankara'daki AKP hükümeti, sahada yeni gerçeklikler yaratarak bu sıkışmışlığı aşma çabasına girdi.

Gün geçtikçe Irak merkezi hükümetinden uzaklaşan Kuzey Irak Kürt Yönetimi ABD tarafından da (dolaylı olarak) desteklenen bağımsızlığı söz konusu olduğunda yapılacak bir anlaşmayla Musul ve Kerkük’ün Türkiye’ye verileceği senaryoları uzun zaman konuşuldu. Şimdi Irak’ta ciddi bir çıkmazda olan Türkiye umudunu Kürtlerin bağımsızlığına bağlamış durumda. Böyle bir bağımsızlığın Türkiye kamuoyunca kabul edilmesi, Musul ile Kerkük’ün Türkiye’ye verilmesiyle mümkün kılınacak. Bu nedenle bu iki kent kaynaklı milliyetçi söylemler yeniden gündeme geldi.

Ancak artık uluslararası sorun haline gelmiş olan Irak’ın içinde bulunduğu durumda Rusya ve İran faktörünü dikkate almadığı belli olan AKP hükümeti Türkiye’yi iyice içinden çıkılmaz bir kaosa sokuyor. Bunun bedelini tüm bölge ama özellikle deTürkiye çok pahalıya ödeyebilir.

Irak başta olmak üzere gerek Arap Birliği ve gerekse ABD-Rusya ile Avrupa Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığına karşı çıktı. Uzmanlar tüm dünyanın tepkisi karşısında Ankara’nın daha fazla direnmesinin mümkün olmadığını belirtiyor. Başika’dan asker çekme kararı veren Ankara’nın bölgede yeni durum oluşturmakta güçlük çektiği ortaya çıktı.

TÜRKİYE BU TEPKİYİ BEKLEMİYORDU

Türkiye bu kadar büyük bir tepkiyle karşılaşacağını düşünmüyordu. Iraklı makamlarla koordine edilen ve aylardır işleyen bir mekanizma olduğunu düşünerek, pozisyonu sağlamlaştırmanın kısa ve orta vadede elini güçlendireceğini düşündü. Fakat önemli bir şeyi unuttu; Bağdat eski Bağdat değil ve her ne kadar Türkiye aksini resmetmeye çalışsa da Araplar ve hatta Kürtler arasında Türkiye 5 yıl önceki kadar popüler değil.

Son olarak bu hamle bir anlamda Ankara-KDP-Nuceyfi ortak hamlesiydi. Musul’da 2012’den itibaren görülen bu işbirliği, IŞİD’in kontrolünden sonra sona ermedi. IŞİD bir gün Musul’dan çıkarılırsa, şehirden güç koşullar altında çıkan valinin Türkiye’nin ve Kürtlerin desteğiyle şehri geri alan birliklerin başında olması sadece sembolik bir anlam taşımıyor. Bu ittifak, Musul şehrinin nasıl yönetilebileceğine ilişkin güçlü ipuçları taşıyor. IŞİD işgali öncesinde KBY ile iyi ilişkileri olan ve Türkiye’ye de her açıdan yakın Musul merkezli bir Sünni bölgesi kurulması fikrinin gündeme getirilmeye çalışılması akıldan çıkarılmamalı.

Irak’taki Türkiye imajı ciddi sarsıldı. 5 yıl öncesinde gerçekten Türkiye Irak’ta taraflara eşit uzaklıkta olan ve şiddet üretmeyen bir aktör olarak algılanıyordu. Kuzey’de KDP bölgesinde Türkiye imajı hala güçlü. Ama Süleymaniye’deki Kürt siyasi partiler Türkiye’ye PKK sorunu üzerinden ciddi olarak yükleniyorlar. Iraklı Şiiler de Türkiye’den en hafif tabirle hoşlanmıyorlar. 2014 Haziran’dan itibaren Şiilerde Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği imajı çok güçlendi. Bu doğru olmasa da böyle bir algı var. Bu durum Türkiye’nin Bağdat’ta işini çok zorlaştırıyor. Elbette halen Türkiye’ye büyük sempati duyan bir kesim var. Fakat sayıları azaldı ve etkisizleşiyorlar.

Başika’ya yapılan üç saldırı da Türkiye’ya karşı gözdağı olarak kabul ediliyor. Saldırıyı IŞİD’in yaptığı söyleniyor ancak Hizbullah da saldırıyı üstlendi. Başika üssüne saldırının hemen arkasından Irak hükümeti, ABD, Rusya ve Arap Birliği’nin Türk askerinin Irak’tan çekilmesini talep etmesi Başika üzerinden Türkiye’ye verilmiş bir mesaj olarak kabul ediliyor.

Son saldırının ise, ABD Genelkurmay Başkanı General Joseph Dunford’un 6 Ocak’ta Ankara’ya yaptığı ziyaretle ilişkili olabileceğine dair kuşkular bulunuyor. Dunford’un Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’la yaptığı görüşmelerde birtakım taleplerde bulunduğu iddia ediliyor.

İddialara göre ABD Genelkurmay Başkanı, Kuzey Irak Kürt yönetiminin Irak Merkezi Hükümeti’ne karşı bağımsızlık ilanını Türkiye’nin siyasi, TSK’nın da askeri açıdan desteklenmesini istedi. ABD’li general ayrıca Ankara’nın Suriye’de PYD’ye karşı daha ılımlı olmasını da istedi. Bu talepler AKP hükümeti tarafından kabul edilirken TSK tarafından reddedildi. Bu reddediş ABD’nin hoşuna gitmedi ve kısa süre sonra Başika’ya üçüncü saldırı gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu saldırıyı IŞİD’in gerçekleştirdiğini söyledi. Ancak Irak “IŞİD’in Başika’ya veya başka bir Türk hedefine saldırıda bulunmadığını” açıkladı. Bu açıklama kafaları karıştırdı. Çünkü Irak “Başika’ya saldırı yapılmadı” demedi, “IŞİD saldırmadı” dedi. O zaman “Başika’ya kim saldırdı?” sorusu gündeme geliyor.

BARZANİ’NİN DURUMU

PKK ve PYD’ye düşmanlığını her fırsatta dile getiren Türkiye, Güney Kürdistan’da iktidarda bulunan KDP ile sıcak ilişkiler geliştiriyor. Musul krizinde Türkiye’ye açık destek verenlerden biri Musul’un eski valisi Nuceyfi iken, bir diğeri Barzani oldu. Meselenin büyütülmemesi gerektiğini ifade eden Barzani, kriz patlak verdikten birkaç gün sonra Ankara’ya geldi. Geçmişte bin bir türlü hakarete maruz kalan Barzani, bugün Erdoğan’ın Ortadoğu’daki en önemli müttefiklerinden birisi olarak en üst düzeyde ağırlandı. PKK/PYD, hem Erdoğan tarafından hem de Barzani tarafından büyük tehdit olarak görülüyor. IŞİD’e karşı mücadelede peşmergenin yetersiz kalması ve PKK’nin sahaya inerek Kürt halkını koruması, Güney’de dahi PKK’nin prestijini arttırmış durumda. Hatta Barzani cenahından yapılan açıklamaya göre şu anda 515 köy PKK’nin elinde. PKK’ye karşı mücadele Barzani ve Erdoğan’ı aynı çizgide buluşturuyor.

Barzani’nin görev süresi Ağustos ayında sona erdi fakat başkanlık koltuğunu bırakmak istemeyen Barzani seçimleri belirsiz bir tarihe erteledi. Yani tıpkı Erdoğan gibi, Barzani de fiili bir darbe yapmış durumda. Seçimlerin belirsiz bir tarihe ertelenmesi, KDP’nin desteğinin azalmış olmasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Erdoğan, PKK/PYD’ye karşı Barzani’yi kullanırken, Barzani de Türkiye ve Suudi Arabistan’dan medet umuyor.

Barzani’nin ziyareti üç boyutlu düşünülmeli. Birinci boyutu, özel olarak KDP genel olarak da Iraklı Kürtler ile Türkiye arasındaki ilişkilerin stratejik olduğu imajını yansıtmak. Türkiye, Ortadoğu’daki tüm komşularıyla açıktan ya da sessizce krizler yaşıyor. Bunun tek istisnası Iraklı Kürtler. Aslında orada da tüm Iraklı Kürtler ile iyi ilişkisi olduğundan söz etmek yerine KDP ile stratejik ilişkilerden söz etmek daha doğru. Mesut Barzani’nin görev süresinin dolması nedeniyle Kürtler içinde de ciddi tartışmalar var. Ancak yeni başkan seçilinceye kadar görevinin başında olduğu kesin. Yani bu ziyaretin birinci amacı, her iki tarafın da Suriye, Irak, IŞİD’le mücadele ve ekonomik ilişkiler bağlamında birbirine verdikleri önemi göstermek. İkinci amacı ise, Irak ve Türkiye’deki Kürtler ile ilişkili. Türkiye ve KDP, PKK'nın bölgesel ve yerel girişimlerine karşı ortak pozisyona sahip.

Nedir bu ortak pozisyon?

Ortak bir tehdit algıları var. Türkiye, PKK’ya karşı ülke içinde yoğun operasyonlar yürütürken, sınırın Suriye tarafında KCK çatısı altındaki PYD’nin güçlenmesini büyük bir tehdit olarak algılıyor. Bu artık bir sır değil ve en üst perdeden defalarca gündeme getirildi. KDP ise hem kendi “doğal etki alanı” olarak gördüğü Suriye'de PYD tarafından fiziki ve politik olarak dışlanması hem de Sincar olaylarından sonra kendi “arka bahçesi”nde PKK'nın yeni bir alan açmasını büyük tehdit olarak görüyor. Hatta PKK’nın Irak’taki uzantısı zayıf olsa bile KYB ve Gorran’la politik alanda yaptığı işbirliği, tüm Kürtlerin liderliği iddiasındaki Mesut Barzani’yi zor durumda bırakıyor.

Üçüncü boyut ise kesinlikle ekonomik. Bu alanda ciddi bir karşılıklı ihtiyaç söz konusu. Türkiye, Rusya ile yaşadığı krizden sonra bir kez daha enerji bağımlılığını aşması gerektiğini gördü. Bu nedenle 2012’den itibaren aşamalı ancak derinden gelişen Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile petrol ilişkilerini bir an önce derinleştirmesi gerektiğini düşünüyor. Bu konu Türkiye için Irak hükümetiyle yeni bir kriz anlamına gelse dahi enerji sorunu kritik aşamayı geçmeden son derece somut ve stratejik adımlar atmaya çalışıyor.

YENİ SENARYOLAR

Irak’ta bu gelişmeler yaşanırken Türkiye’de de bazı senaryolar seslendirilmeye başladı. Bu senaryoların başında AKP’nin şekil değişikliğine gitme ihtimali. 2002’den itibaren AKP’ye yönelik ekonomik, hukuki ve siyasi suçlamalar kabul edilemez boyutlara ulaştı. Belediyeler, kamu kuruluşları ve özel sektörün siyasileştirildiği iddiaları güçlendi. Her yerden yolsuzluk iddiaları gelmeye başladı.

Dış politikada da benzer süreçler yaşandı. Terör örgütlerine destek, yasadışı petrol ticareti gibi suçlamalar uluslararası boyut kazandı.

Son olarak terör örgütü PKK ile yapılan pazarlıklar, çözüm sürecinde PKK’ya gözyumulması ve çatışmalardan hükümetin sorumlu tutulması AKP içinde de sorgulanır oldu.

İddiaya göre AKP üst yönetimi altından kalkılamaz düzeye ulaşan iddiaların sorumluluğunu 13 yıla yıkıp yeni bir parti ile yoluna devam etmek isteyebilir. Böyle bir yol izlenmesi demek, çok sayıda insanın harcanması anlamına geliyor. Çünkü geçmişin faturasının birilerine kesilmesi gerekiyor.

ASKER-POLİS RAHATSIZ

Bir diğer iddiaya göre AKP’nin PKK ve güvenlik politikaları asker ve polis arasındaki rahatsızlığı artırdı. Silopi, Cizre gibi kritik bölgelerde PKK ile amansız bir savaşa giren asker ve polis, o kadar şehit verilirken AKP’nin “yeni anayasa ve başkanlık sistemi dayatmasına” sert tepki gösteriyor. Özellikle “PKK ile mücadele sonuna kadar sürecek” diyen AKP’nin diğer yandan “çözüm sürecin yeşil ışık yakan tavırları” yakından takip ediliyor.

Bu tepki asker ve polisle sınırlı değil. Bölgede yaşayan ve PKK teröründen bunalan aşiretler de AKP’nin politikalarından rahatsız. Hükümet iradesinin kaybolduğunu savunan aşiretlerin, bölgede asker ve polise destek vereceklerini ve gerekirse PKK ile çatışmaya gireceklerini Ankara’ya ilettiği iddia ediliyor.

Bölgedeki aşiretlerin “PKK’ya karşı harekete geçmeye hazırız” mesajının bir benzerini Irak’taki “yerli IŞİD”in de gönderdiği söyleniyor. PKK Irak’ta Şii-Sünni Arap ve Türkmenler’in büyük nefretini çekmiş durumda. Özellikle “yerli IŞİD’in bir süre sonra PKK’ya karşı saldırı başlatabileceği” iddiaları devam ediyor.

Son olarak AKP’nin kendi aleyhine olabilecek gelişmeleri önlemek amacıyla asker üzerinde baskı kurmak isteyebileceği, cemaatin ABD menşeili Ergenekon-Balyoz davalarının AKP versiyonunun devreye sokulabileceği de ididalar arasında bulunuyor. AKP ile ABD’nin menfaatlerinin paralel hale geldiği, AKP’nin sırtını ABD’ye yaslamaya çalıştığı söyleniyor.

11.01.2016