YAHUDİLEŞTİRİLEN TÜRKİYE VE ARAP COĞRAFYASI... (15 Eylül 2011)

Yıl 2002. AKP iktidara geldi. O günlerde hiç kimsenin aklına Türkiye’de ve Ortadoğu-Afrika ekseninde böylesine büyük ve organize bir değişimin olabileceği gelmezdi. Türkiye’de seçimler oldu ve bir parti iktidara geldi. Sıradan bir seçim ve sıradan bir iktidar değişikliği. Ya bugün?

Celal ÇETİN

Halkıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm değer yargıları, kurum ve kuruluşları ile temel yapısı değiştirildi. Bu öylesine bir değişim ki, “Yeni Türkiye” ve “3. Cumhuriyete geçişi” yaşıyoruz.

Bir iktidar düşünün. Karşısında muhalefet edebilecek, “yanlış yapıyorsun” diyebilecek, alternatif olabilecek hiçbir güç kalmadı. “Türklük, millet, devlet” kavramları yerine “teb’a, kulluk, sorgusuz sualsiz teslimiyet, vahabilik” kavramları ve kültürü yerleştirildi. Devletin kendini koruma mekanizmaları ortadan kaldırılırken, insan hakları ve demokrasi adına toplum katmanları ayrıştırıldı ve birbirine düşman haline getirildi. Bugün toplum “Allah’a taparcasına” AKP yandaşı kesimlerle karşıt kesimler olarak ikiye bölünürken, karşıt kesimler de kendi aralarında parçalara ayrıldı. Bu ayrışmaya din ve mezhep farklılığı temel oldu.

Türkiye’deki değişim ve dönüşüm süreci adım adım devam ederken Ortadoğu-Afrika ekseninde de “Arap Baharı”nın ilk tohumları atılıyordu. Tunus, Mısır, Libya, Suriye gibi ülkelerin halkları sözde demokrasi vaadleriyle ayaklanmaya başladı.

Ancak nedense “Türkiye’deki gelişmelerle Arap Baharı arasında bir ilişki olabileceği” ihtimali gözden kaçırılıyor, “Türkiye’nin o bölgelere örnek olduğu” tezi işleniyordu. Ama Türkiye’nin neden örnek olacağı, bunu kimlerin istemiş olabileceği ve AKP’nin böylesine büyük bir operasyonu tek başına gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği sorgulanmıyordu?

Türkiye dahil Ortadoğu-Afrika coğrafyası’nı yeniden şekillendirme operasyonu başlatıldı. Bu, öyle bir ülkenin yapabileceği bir şey değil. Emperyal bir güçler konsorsiyumunun başarabileceği bir operasyondu.

Ortadoğu-Afrika coğrafyası, bir yandan yeraltı zenginlikleri diğer yandan İsrail’in güvenliği açısından dünyanın en sorunlu bölgeleri arasında yer alıyor.

Uzun yıllardır bu bölgedeki ülkeleri baskıcı yöntemlerle yöneten liderler artık değişmeliydi. Çünkü bu liderler ve yönetimler İsrail’e olan karşıtlıkları ile tanınıyor ve o ülkelerin insanları da bu düşmanlıkla besleniyordu. Bir anlamda toplumların algıları ve geleneksel tehdit değerlendirmeleri değişmeli, demokrasi, insan hakları gibi kavramlar öğretilmeliydi. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi.  Ve düğmeye basıldı.

Türk halkının algısı, tehdit değerlendirmeleri, devlete bakışı, devletin yapısı değiştirilirken Arap Baharı da başladı. Türkiye’deki değişim tamamlanırken Arap Baharı operasyonunda da sona gelinmiş, Batı’ya ve İsrail’e karşı çıkan liderler gitmiş, yerlerine Batı tarafından desteklenen sözde “demokratik güçler” yönetimleri devralmaya başlamıştı.

Bu arada Türkiye, kısa bir süre öncesine kadar can ciğer olduğu, ortak bakanlar kurulu oluşturmayı düşündüğü, ekonomik anlaşmalar imzaladığı o yönetimleri bir çırpıda silmiş, “demokrasi havarisi” kesilmişti.

Yine gelişmelere paralel olarak İsrail’le Mavi Marmara saldırısı gerekçesiyle ilişkileri gerginleştirmiş, adeta Arap ve İslam aleminin İsrail’e karşı koruyuculuğunu üstlenmişti.

Başbakan Erdoğan’ın o coğrafyadaki prestiji ve etkinliği gözönüne alındığında Türkiye’nin o bölgelere model olması planının başarıya ulaştığı söylenebilir.

Peki Türkiye neden model ülke seçilmişti? Bölgede güçlenmesi ve etkin güç olması, o bölgede ve yer altı kaynaklarında gözü bulunan küresel güçler tarafından kabul edilecek miydi? Küresel güçler gerek İsrail’i ve gerekse yer altı kaynaklarını, Çanakkale ve İstaklal Savaşları’nda olduğu gibi “sizinle başetmemiz mümkün değil. Teslim oluyoruz” diyerek Türkiye’ye terkedip gidecekler miydi? Bu soruya “evet” diyebilecek birinin olabileceğini düşünemiyoruz. Varsa böyle biri, ya dünyadan bihaberdir veya yandaş, yalaka, Yeni Türkiye’ci, 2., 3., 5. Cumhuriyetçidir. O güçler Çanakkale ve önlerinden ve Anadolu topraklarından gittiler ama, geri gelme planlarından asla vazgeçmediler.

O zaman Türkiye neden örnek ülke seçildi?

Batı emperyal güçler ne yaparlarsa yapsınlar o bölgelerde istedikleri gibi bir yapı oluşturamadılar. Her ne kadar kendilerine bağlı yönetimleri işbaşına getirseler de geniş halk kitlelerinin Arap milliyetçiliği ve İsrail karşıtlığı duygularına bir çözüm bulamadılar. Geriye bir tek çare kalıyordu; çağımızın moda kavramı olan demokratikleşme ve sivilleşme kavramları ile Arap milliyetçiliğini aynı potada eritmek.

Yani o bölgenin insanları bir yandan özgürleşmeyi isteyecekler, diğer yandan geleneksel algılarına ve değer yargılarına saygı gösterildiğini zannedeceklerdi. Bunun için kendilerinden olan bir modele ihtiyaç vardı, Yani Türkiye’ye.

Bir parantez açalım. 2002 öncesi Türkiye’de bir sorun vardı. Kemalist, çağdaş, milli/ulusalcı, İslam ama Türk bir yapıya sahipti. Yani Arap coğrafyasının düşünmeden kabul edeceği bir model değildi.

Ne yapmak gerekiyordu?

Onların kabul edebileceği bir yapıya dönüştürülmek. Ki, 2002’den sonra yapılan budur. Parantezi kapatalım.

Ortadoğu-Afrika coğrafyasında Yeni Türkiye ve Erdoğan rüzgarı esiyor. Her ne kadar sokaktaki Arap’a güvenilmese de, Türkiye’nin bölgede etkinliğini artırmak için “küresel çapta her türlü desteğin” verildiği, verileceği artık sır değil.

 “Peki neden böyle bir proje başlatıldı?” sorusuna, Füze Savunma Kalkanı radarının Türkiye’ye kurulmasını da ekleyerek geri dönersek;

Tek cümleyle, “bölgedeki gerilimin ortadan kaldırılması için” diyebiliriz.

Bölgedeki gerilimin iki tarafı var. İsrail ve İsrail dışında kalan ülkeler. Bu nasıl yapılabilir? İsrail dışında kalan ülkelerde toplumların algılarını ve yönetim sistemlerini değiştirerek. Bu yöntem sadece İran’a sökmüyor. İşte NATO radarı burada devreye giriyor. ABD-İsrail ikilisinin eninde sonunda İran’a bir askeri harekata girişeceğinden kimsenin kuşkusu yok. Böylesi bir saldırıda İran füzelerinin ilk hedefi İsrail olacaktır. Şimdi anlıyor musunuz radarın neden kurulduğunu?

Tabii din temelli bir devletin Müslüman halkı, radarın İsrail’i korumak için kurulduğunu öğrenirse, kafaların karışabilir. Şimdi anlıyor musunuz İsrail’le neden “kavga ediliyormuş gibi” yapıldığını.

Arap algısını değiştirme projesi öyle bugünden yarına olacak bir şey değil. Birkaç on yıl gerektiriyor. Kaldı ki Türkiye’deki değişimin etkileri de uzun yıllar sürecek şekilde planlandı.

Sonuç olarak silahla yerleştirilmek istenen “Yeni Dünya Düzeni” veya “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi,” adına ne derseniz deyin silah tröstlerini zengin etti. Yani küresel güçlerin istediği bir anlamda gerçekleşti. Şimdi ikinci ve kalıcı aşamaya geçildi. Toplum algısının değiştirilmesi. Böylece insanların bir yandan küresel paylaşım kavgasının demokrasi ve özgürleşme gerekçesiyle gönüllü olarak piyonu olunması sağlanmış olacak, diğer yandan İsrail'in güvenliği sağlanmış olacak, öteki yandan bölgenin yeraltı kaynakları çok daha rahat paylaşılacak.

Bir din devleti ve toplumu (Türkiye ve Arap coğrafyası) oluşturmak için, bir başka din din devleti (İsrail) ile kavga etmek gerekiyor. Böylece o din devletine ve toplumuna diğer din devleti ile kavga ediyor görüntüsüyle hakim olacaksınız, ardından yavaş yavaş geleneksel algılarını, hafızasını sileceksiniz. Yapılanlar, Araplar'daki antisemitz algısını ortadan kaldırmak için İsrail'in onayı dahilinde antisemitzmi kullanmaktan başka bir şey değil.

Tıpkı Türkiye’de yapıldığı gibi.

09.01.2016