BAASÇILIK VE AKP İLİŞKİSİ (16 Şubat 2010)

Ortadoğu’ya çok iyi araştırılması gereken iki yapılanma damgasını vurmuştur. Arap baasçılığı, korku temelinde kurulu yönetim sistemidir. Baas rejimleri klasik devlet sisteminin yanında, ondan çok daha güçlü yönetim sistemleri kurmuş, kendi anlayışlarına göre yargı, eğitim, ekonomi sistemleri oluşturmuşlardır.

Celal ÇETİN

Arapça Hizbul-Ba’ath, Türkçe Baas Partisi Arap ulusunun tek bir sosyalist devlette birleşmesini amaçlayan siyasal milliyetçi sol parti olarak tanımlanıyor ve “diriliş, yeniden doğuş” anlamı taşıyor. Baas hareketi 1940 yılında Suriye’de ortaya çıksa da, Irak’ta da taraftar buldu. Baas Partisi Suriye ve Irak'ta yaptıkları devrimlerle iktidarı ele geçirdiler. Amaçları tüm Arapları bir araya getirerek Selahaddin-i Eyyubi’nin dönemindeki parlak çağı ihya etmek. Saddam Hüseyin ve Hafız Esat Baas akımının son temsilcileridir.

Arap baas rejimlerini ayakta tutan en önemli faktör baskı ve korkudur. Demokrasinin hiçbir unsurunun bulunmadığı bu rejimlerde insan faktörü, rejimin varolmasını sağlamakla sorumludur. Başka bir anlamı ve önemi yoktur. Bu rejimler ülkenin insanı dahil her türlü varlığının tek sahibidir. “Halka rağmen” halk için varolduklarına inanırlar. Baas rejimi Suriye ve Irak’ta hayat bulsa da İran yönetimi de felsefi açıdan bir başka baasçılık örneği sergilemektedir.

Baas rejimleri klasik devlet sisteminin yanında, ondan çok daha güçlü yönetim sistemleri kurmuş, kendi anlayışlarına göre yargı, eğitim, ekonomi sistemleri oluşturmuşlardır. Bunları uygulamak ve toplumu zapturapt altında tutabilmek için kendi silahlı güçlerini ve istihbarat ağlarını kurmuşlardır.

Güvenlik sistemine en iyi örnek Saddam döneminde Irak Cumhuriyet Muhafızları ve 1979 yılında Humeyni’nin iktidarı devralmasıyla kurulan İran İslam Cumhuriyeti’nin Devrim Muhafızları’dır. ABD işgali sonunda Saddam’ın devrilmesiyle Cumhuriyet Muhafızları tarihe karışırken İran Devrim Muhafızları İran’ın tek hakimi olarak gücünü koruyor. İlk günlerde ülkede hüküm süren emniyetsizliğin ve kargaşanın bastırılması, huzurun ve asayişin geri getirilmesi amacıyla kurulduğu açıklanmıştı. Ancak zamanla "devrime karşı bir karşı devrim oluşmasını engellemek ve devrimin asıl amacı olan şeriat rejimine ulaşmak" amacıyla kurulduğu ortaya çıktı. İran’da gün geçtikçe resmi ordunun sınırları, görevleri ve imkânları azaltılırken Devrim Muhafızları’nın gücü artırıldı, sayıları 200 bine ulaştı.

Gerek Irak Cumhuriyet Muhafızları’nın gerekse İran Devrim Muhafızları’nın ilk ve tek görevleri devleti değil rejimi korumaktır. Her iki ülkede de klasik ordu olmasına karşın iç ve dış güvenlik öncelikli olarak “muhafızlara” teslim edilmiştir. Muhafızlar baas partilerine gönülden bağlı kişilerden seçilir. Maaşa bağlanmıştır. Rejim adına hemen her konuda sınırsız yetkileri vardır ve bu yetkileri baas partilerinin oluşturduğu yasal sistemden alır.

İran, Saddam dönemi Irak ve Suriye, rejimi koruyan özel “muhafızlarını” yine kendilerine bağlı istihbarat örgütleriyle desteklediler. Bu istihbarat örgütlerinin başta gelen görevleri ise kendi halkını takip etmek, muhalifleri ortadan kaldırmaktır.

Arap baasçılığı, korku temelinde kurulu yönetim sistemidir. “Korkutan aynı zamanda korkar. Korkan da baskıcı rejimlere başvurur.” Baas rejimleri de korkularının esiri olarak toplum üzerinde acımasız bir baskı kurmuşlardır.

Türkiye’de son dönemlerde yaşananlar, “AKP baas partisi haline mi dönüşüyor?” endişelerine yol açıyor. “Asker pasifize ediliyor, polis teşkilatı bir cemaatin kontrolüne geçiyor iddiaları,” polise askeri silah alım hakkı, Güvenlik Müsteşarlığı yasa tasarısı gibi gelişmeler dikkat çekiyor. Endişe duyanlar AKP’nin kendi devletini ve rejimini kurmaya başladığını, bu doğrultuda güvenlik, istihbarat örgütlerini oluşturduğunu, kendi ekonomik sistemini uyguladığını iddia ediyor.

Türkiye’nin bir Irak, bir İran veya Suriye olmayacağı kesin. Ancak ülkenin farklı ve bilinmez bir ortama doğru ilerlediği de görülüyor. Arap ülkeleri kadar dini taassup altında olmayabilir. Gerek halkın yapısı ve gerekse uluslararası konjonktür buna izin vermez. Ancak Türkiye’ye uyarlanmış baasçı bir anlayışın, ki adına “ılımlı İslam” da deniyor uluslararası konjonktüre uygun olduğu da görülüyor. Buna bir de Türkiye'de bazı kesimlerin "küllerinden yeniden doğduklarına" inandıklarını eklersek...

09.01.2016