KÜRESELLEŞEN SURİYE SORUNU VE TÜRKİYE

Rusya’nın müdahalesi ile Suriye’de çözüm umutları arttı. Mülteci krizi, Paris saldırısı ve terör gruplarının hakimiyeti, Rusya’nın haklılığını gösterirken, ABD ve Batı konjonktürü kabullenmek zorunda kaldı. Ortadoğu, Karadeniz, Kafkaslar gibi ortak tehditler ve ortak menfaatler, Türkiye ile Rusya’nın işbirliğini zorunlu kılıyor.

Celal ÇETİN

ABD’nin “Arap Baharı” projesi kapsamında “özgürleştirilmek istenen” Suriye, terör bataklığına sürüklendi. Beşar Esad’ı devirmek üzere organize edilen IŞİD ve benzeri terörist örgütlerin yol açtığı ve beş yıldır devam eden iç savaş, 6.5 milyon Suriyeli’nin yerinden edilmesine, 4 milyon Suriyeli’nin ise komşu ülkelere ve Avrupa’ya sığınmasına yol açtı. En az 250 bin Suriyelinin ise öldüğü tahmin ediliyor.

Suriye iç savaşının gerçek sebepleri sır değil. Küresel petrol savaşları çerçevesinde Ortadoğu petrollerinin güvence altına alınması projesinin iki cephesini Irak ve Suriye oluşturuyor. Nasıl ve kimler tarafından kurdurulduğu bilinmeyen IŞİD’in sahneye çıkmasıyla Suriye’de ortaya çıkan kaos ortamının ABD ve Batı emperyalizminin planları ile örtüştüğü ortaya çıktı. ABD ve Batı, 3. Dünya Savaşı’nın 21’inci Yüzyıl versiyonunu uygulamaya başladı: “Terör örgütleri eliyle savaş stratejisi.”

IŞİD, bu startejinin en önemli silahı olarak sahneye çıktı. Ancak garip bir durum vardı; IŞİD Şiilere, Türkmenler’e ve Kürtler’e saldırırken ABD ve Batı’nın çıkarlarını hedef almıyordu.

Ancak tüm dünya,  “terörün bir gün kendisini kullananlara ve koruyanlara döneceği” gerçeğini çabuk öğrendi. Önce Ankara, ardından Paris saldırıları ile çok sayıda masum insanın ölümü, Batı’da şok etkisi yaptı.

RUSYA’NIN HAKLILIĞI TESCİLLENDİ

IŞİD ve benzeri örgütlerin Suriye’de, Irak’ta ve diğer bölgelerde gerçekleştirdiği vahşet örnekleri, dünyanın nasıl bir tehlike ile karşılaştığını gösteriyordu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iç savaşın başladığı 2011 yılından itibaren Suriye’deki terörün küreselleşeceği uyarısında bulunuyor,  ABD ve koalisyonun Suriye’de IŞİD terörü ile yeterince mücadele etmediğini de iddia ediyordu. Obama’nın, 3- 5 muhalif savaşçı elde etmek için 500 milyon dolar harcadığı hayalet yerel ordu ve isteksiz hava hareketiyle yürüttüğü gizli savaşının hiçbir sonuç vermediği ortaya çıkınca Rusya  müdahale etmek zorunda kaldı.

Putin, askeri müahalenin yanısıra siyasi ve hukuki çözüm arayışlarını sürdürdü. Son olarak Antalya’daki G-20 Zirvesi’nde tüm ülkeleri terörizme karşı birlikte hareket etmeye çağıran Putin, “Terörizmi sadece güç birliği yaparak yenebiliriz” dedi. Putin ayrıca, terörle mücadelede, ülkelerin egemenlik haklarına saygı duyarak, BM tüzüğü ve uluslararası hukuka uygun hareket edilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.

VİYANA MUTABAKATI

Suriye’de siyasi çözümün sağlanması için Rusya ve ABD’nin öncülük ettiği Viyana görüşmelerinden “1 Ocak tarihinden başlamak üzere 6 ay içinde Suriye’de bir geçiş hükümeti kurulmasını, 18 ay içinde seçimlere gidilmesini, kapsayıcı yeni anayasa hazırlanmasını” öngören bir yol haritası çıktı.

Kriz süresince Suriye’den yapılan birçok resmi açıklama ve yorumda “krizin siyasi yöntemlerle bitirilmesi ve yabancı askeri müdahale çağrısında bulunmayan muhaliflerin de katılacağı seçimlere gidilmesi” vurgusu yapıldı. Ayrıca, ülkedeki vekalet savaşına taraf olan ülkeler ve muhalifler “Esad ve yönetim gittikten sonra siyasi süreç başlasın” taleplerini uzun süre esnetmedi. Buna karşılık Suriye yönetimi, “Esad ve yönetimin yerlerine gelecek alternatif olmadan çekilmesi halinde ülkedeki kaosun parçalanma boyutuna ulaşabileceğini” savundu.

Viyana mutabakatı ile birlikte; Suriye'ye yönelik dış askeri müdahale ihtimalinin iyice zayıflaması, krizin siyasi yollarla bitirilmesi, geçiş sürecinin Esad ve mevcut yönetim ile olması, ülkedeki terörist grupların bütün taraflarca tanımlanması sağlanmış oldu.

Viyana mutabakatında yer alan kararların ve görüşmelere katılan ülkelerin tavır değişikliğine dair sinyaller bir süredir yakından izleniyor. Cenevre görüşmeleri gibi siyasi girişimlerin yanı sıra ABD’nin öncülüğündeki koalisyonun hava saldırılarının etkisiz olması ve Rusya’nın askeri ve siyasi girişimleri ile devam eden süreç, istikrarı ve uzlaşmayı daha olası hale getirdi.

Viyana kararlarının uygulanması kısa vadede birçok zorluğu barındırsa da uzun vadede Esad rejiminin ve müttefiklerinin elini kuvvetlendirecek gibi görünüyor. G-20 Zirvesi görüşmeleri ve yapılan açıklamalar da vekalet savaşı yürüten ülkelerin en azından “IŞİD ile ortak mücadele zorunluluğu” gibi birkaç noktada asgari uzlaşma zemininde buluştuğunu gösteriyor.

Siyasi sürece Suriye içindeki yerel muhalefetin daha etkin katılımı olacağı söylenebilir. Buna karşılık ülke dışında yeni sivil muhalif yapılar ve isimler ortaya çıkması şaşırtıcı olmaz. Ülkede savaşan silahlı grupların yanısıra bölge ülkelerinin yeni süreçte yer alıp almayacağı ya da alacağı rol “IŞİD karşıtı savaşta aldığı pozisyona” göre belirlenecek gibi görünüyor.

RUSYA’NIN TÜRKİYE’YE ETKİSİ

Suriye’de ABD ve Batı’nın çıkardığı yangın, Rusya’nın askeri ve siyasi müdahalesi ile söndürülmek üzere. Rusya’nın devreye girmesi, bölge için değil sadece, Türkiye açısından da istikrar ve güvenlik anlamına geliyor.

Viyana mutabakatı “vekalet savaşına taraf olan ülkelerin yıllar sonra Rusya’nın çizgisine gelmesi” olarak değerlendiriliyor. Washington Post gazetesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ortadoğu stratejisinin çok ciddi ve oldukça anlaşılır olduğunu, ABD idaresine ise Suriye’de yaşananları dıştan izlemek kaldığını yazdı. Gazete, ABD Başkanı Barack Obama idaresinin Suriye’deki krizin çözümünde Rusya’ya yenildiği görüşünü dile getirdi. Bu gerçek, bölgesel ve küresel anlamda kabul edilmiş durumda.

Yazıda, Putin’in sağlam hareket ettiği belirtilerek, “Amacı var: Rusya’nın Arap dünyasındaki önemli ve eski müttefikini desteklemek. Kerry ve Obama’ya ise sürekli şaşırmak kalıyor, çünkü Kremlin’in sert adamlarını anlayacak güçte değiller” denildi. Putin’in stratejisinin “en kurnaz bileşeninin”, Avrupa’da yaşanan mülteci krizinin anılmayan çözüm aracı olduğu ifade edildi. Ve bölgedeki değişim süreci, Washington Post’un haklı olduğunu ortaya koydu.

İRAN’IN DENGELENMESİ

Bölgede Rusya’nın müdahalesi ile değişen dengeler Türkiye açısından bir dizi olumlu sürecin de başlangıcı olarak kabul ediliyor. Ankara’nın eski hatalarını, kişisel hırs ve saplantılarını terketmesi durumunda yeni dönemden büyük avantajlar elde edebilir.

AKP hükümetinin Sünni politikaların sonucu olarak Esad rejimine karşı çıktığı ve ABD/Batı ile aynı düzlemde hareket ettiği biliniyor. Ancak zaman içinde ABD/Batı planlarının çökmesi, AKP için Suriye ve Esad politikalarını “yeniden değerlendirmeyi” zorunlu kıldı.

ABD’nin İran’la yaptığı anlaşma, Şii İran’ın bölgedeki etkisini artırdı. Muhaliflere sağlanan büyük desteklere, hava harekatlarına karşın Esad rejiminin ayakta kalması, İran’ın gücüne güç kattı. Bu durum, Şii etkinliğinden endişe duyan Türkiye ve Arapların endileşerini güçlendirdi.

Ancak Rusya’nın müdahalesi ile İran’la bölge arasında bozulan denge yeniden sağlandı. Moskova’nın Suriye’de gelişmelere el koyması ile İran geri plana çekilmek zorunda kaldı. Esad’ın İran yerine Rusya’ya gitmesi ve Putin’le görüşmesi, değişen dengelerin göstergesi.

ABD’NİN GÜVENİLMEZLİĞİ

Öte yandan ABD’nin bölgede Tükiye’nin aleyhine olabilecek dengeler kurması, gelecek için önemli tehditler içeriyor. Türkiye’nin NATO müttefiki olan, uzun yıllara dayanan askeri, siyasi ve ekonomik güçlü ilişkilerin bulunduğu ABD’nin Suriye kirizinde Türkiye’nin uyarı ve hassasiyetlerini dikkate almaması, işbirliği ve ittifak kavramlarının yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılıyor.

Bu noktada MHP Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ’ın tespitleri önemli:  “G-20 Zirvesi sırasında Pentagon sözcüsü, uçuşa yasak saha-güvenli bölge oluşturulmasının gündemlerinde olmadığını açıkladı. Obama da son basın toplantısında uçuşa yasak sahanın neden oluşturulamayacağını net olarak açıkladı. Böylece Erdoğan yönetiminin çok önem verdiği bu konu bir kez daha ABD tarafından yok sayıldı. ABD, Suriye Demokratik Güçlerine ikinci kez silah ve patlayıcı yardımı gönderdiğini açıkladı. Yardımın hedeflendiği gibi Suriye Arap Koalisyonuna ulaştığını iddia etti, tabi halen inanan varsa. Ama bu kez ilkinden farklı olarak havadan değil kara yoluyla ulaştırılmış. Peki bu yardım nereden geçmiş olabilir? Ya Türkiye üzerinden ya da Peşmerge üzerinden. Her iki seçenekte de Suriye’nin kuzeyinde PKK/PYD kontrolündeki bölgeden geçmiş olacaktır. Bu durumda PKK/PYD'nin bu kargodan paylarını almadıklarını söylemek hayatın normal akışına hiç de uygun değildir.”

Rusya’nın müdahalesi, dünyanın yeniden iki kutuplu (Çin ile üç kutuplu) döneme girdiğini gösteriyor. Küresel kriz merkezlerinden biri olan Ortadoğu’nun etkin ülkesi Tükiye’nin, tek kutuplu dünyada ABD’nin gölgesinde kalma tehlikesi, Rusya’nın yeniden sahneye çıkmasıyla ortadan kalkabilir.

Ortadoğu, Karadeniz, Kafkaslar gibi ortak tehditler ve ortak menfaatler, her iki ülkenin işbirliğini zorunlu kılıyor. Öyle ki, Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı mülteci krizinin çözümü, Türkiye-Rusya işbirliğinden ve ABD/Batı ittifakının bu işbirliğine katkı sağlamasından geçiyor.

Suriye’deki IŞİD terör örgütünen insan kaynağı ağırlıklı olarak Kafkas kökenli Müslümanlardan ve Türk vatandaşlarından oluşuyor. IŞİD’in yol açtığı iç savaştan kaçan milyonlarca mülteci, Türkiye’yi ve Avrupa’yı tehdit etmeye başladı. Yani IŞİD, tüm dünyanın, özellikle Türkiye ve Rusya'nın uzun yıllar başını ağrıtacak bir potansiyel taşıyor.

Sonuç olarak ABD/Batı ittifakının Suriye’deki planları önce bumerang gibi kendilerine döndü, ardından domino etkisi ile Türkiye dahil tüm dünyayı etkilemeye başladı. Sorunun kaynağını tespit eden, siyasi çözüm arayışlarını sürdüren Rusya ile işbirliği, Türkiye’nin sadece ekonomik ve enerji güvenliğini değil, bölgedeki siyasi ve ulusal güvenliğini de sağlaması açısından, özellikle ABD’nin güvenilmezliği düşünüldüğünde yaşamsal önem taşıyor.

18.11.2015