AKP’NİN EKONOMİ MODELİNE SAVAŞ AÇILDI

AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, eski müttefiki olan Fethullah Gülen’e yönelik mücadelesi iş dünyasını korkutuyor. Gülen’le İslami finans kuruluşu Bank Asya’dan sonra Boydak Holding’e yönelik sindirme operasyonu yapıldı. Boydak Holding cemaatin önemli şirketlerinden biri. Son olarak Koza-İpak Grubu’na el kondu. Cemaate yakın şirketlere yönelik operasyonlar ve AKP’nin tehdit kokan uyarıları, “operasyonlar muhalif iş dünyasına yayılacak” endişesini artırdı.

Celal ÇETİN

AKP hükümeti, cemaat-liberal ayrımı yapmaksızın iş aleminde kendisine muhalif şirketler korku sacmaya devam ediyor. Özellikle serbest piyasa ekonomisini savunan iş dünyası arasında ayırım yapmayan AKP, büyük tepki topluyor.

Koç Holding, AKP tarafından takip edilen şirketlerin başında geliyor. Koç Holding Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Oya Ünlü Kızıl, “Gezi olaylarından bu yana sürekli tehditler alıyoruz. Patronlarla aramızda böyle şeyler hiç konuşulmuyor. Son derece soğukkanlı biçimde işlerimize devam ediyoruz” demesi önemli.

Doğan holding: Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, “terör propagandası yaptıkları” iddiasıyla Doğan Grubu hakkında soruşturma başlattı.

İshak Alaton: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Musevi işadamı İshak Alaton hakkında, “paralel devlet yapılanmasına maddi ve manevi destek sağlamak” suçlamasıyla inceleme başlattı.

İş adamları, “Baskınlar ekonomiye büyük zarar verecek. Muhalif bir iki söz etmiş küçük şirketler bile maliye, SGK gibi devlet kurumları tarafından baskı altında tutuluyor. Küçük bazı şirketler onlarca kez denetleme adı altında basıldı ve iş dünyası artık bu yıldırma operasyonları sebebiyle önünü göremiyor. Doların fırlaması, iç piyasanın daralması, ihracatın düşmesi, istihdamın azalması, maliyetlerin artması, üretimin yavaşlaması, turizmin ciddi darbe alması iktidarın çok umrunda değil. Binlerce insana istihdam sağlayan şirketler olarak bu siyasi baskılardan yıldık” şeklinde konuşuyor.

İş adamları, bir zamanlar TÜSİAD Başkanlığı yapan SÜTAŞ Şirketinin sahibi Muharrem Yılmaz’ı örnek gösteriyor. Muharrem Yılmaz, baskılara dayanamamış ve şirketini korumak için TÜSİAD başkanlığından istifa etmişti. AKP Hükümetinin, Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz üzerinden TÜSİAD’a göz dağı vereceğinin ön sinyalleri, hükümet yanlısı yayın yapan bir gazetenin, “SÜTAŞ’ta sendikalaşmak isteyen işçilere yönelik baskılar” şeklinde bir haber yayınlamasıyla verildi. Sinyali alan, SÜTAŞ’ın sahibi  TÜSİAD başkanlığından istifa etti.

EKONOMİ MODELİ DEĞİŞTİRİLMEK İSTENDİ

Türkiye’nin son seçimlerde en yüksek oyu almış partisi, bu riskler eşiğinde ekonomideki duruşunu ve kadrosunu değiştiriyor. Erdoğan’ın ekonomi başdanışmanı Yiğit Bulut yeni durumu bir yazısında “Neo-liberal teslimiyetçi sürecin sonu” olarak tarif ediyordu. Yani kendi partisinin ve bakanlarının (başta Ali Babacan) uyguladığı politikaları eleştiriyordu.

Yeni model yani “milli ekonomi modeli” nedir? AKP içinde son döneme kadar ekonomi yönetimine yakın olanlar parti içinde böyle bir model ve çalışmanın olmadığını söylüyorlar. Yani Erdoğan’ın yakınındaki bir kaç kişinin kafasındaki proje. Tahminleri ise “başta Merkez Bankası olmak üzere ekonominin bağımsız kurullarının kontrol altına alındığı, devlet gücüyle zaman zaman piyasaya da (ricayla ya da sopayla) müdahale edildiği sistem.

İktidar müdahalesinin ekonominin her alanında hissedildiği bir dönem yaşanıyor. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, Erdoğan tarafından vatan hainliğiyle bile suçlandı. “Milli ekonomi” savunucuları, Merkez Bankası’nın “iktidarın istediği şekilde” hareket etmesini sağlayacak bir yöntemi (baskıyla ya da yasayla) bularak özerkliğini tırpanlamak istedi. Bu da Türkiye’nin ekonomik anlamda güvenirliğini sarstı. Hazine’ye 1 yılı aşkın süredir müsteşar atanamadı, BDDK’den TMSF’ye kuruluşlar AKP’nin isteğiyle hareket etti, tehdit ve baskı unsuru olarak kullanıldı.

Bazı kesimler, “şu an seçim hükümeti var, 1 Kasım’da AKP yine koalisyona zorunlu kalabilir, endişe için henüz erken” diyebilir. Tam tersine, dünyanın içinden geçtiği zor süreç ve Türkiye’nin dibine geldiği kriz ortamında ülkenin en yüksek oyu almış partisinin “ekonomi vizyonu” dikkatle izleniyor. Ve ekonomi aktörleri ilk izlenimlerini “endişe verici” olarak dile getiriyor. Hazine Müsteşarlığı’nda tüm yetkinin, Erdoğan’ın damadı, AKP İstanbul Milletvekili ve MKYK üyesi Berat Albayrak ile danışmanları Yiğit Bulut ve Cemil Ertem’e emanet edilmesi, endişeleri güçlendiriyor.

Berat Albayrak’ın, Sabah gazetesindeki köşesinde Ali Babacan’ın eleştirmesi, Erdoğan-Davutoğlu catışmasının yansıması olarak kabul ediliyor. 1 Kasım sonrası olası bir koalisyon hükümetinde Davutoğlu’nun Babacan’ı ve Mehmet Şimşek’i yeniden bakan yapması durumunda gerginliğin artacağı ve ekonomiyi olumsuz etkileyeceği belirtiliyor.

Başbakan Davutoğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gölgesinde kaldığı iddiaları doğru ise, Babacan’ı ve Şimşek’i bakan olarak yapması mümkün değil. Yeniden milletvekili adayı yapması ise, seçim taktiği olarak kabul ediliyor.

AKP-SEÇMEN ARASINDAKİ BİLEŞTİRİCİ UNSUR DİN

Siyasetle ekonomi ve sivil toplum arasındaki sınırlar belirsiz hale geldi. STK’lar çok fazla siyasetin içinde, iş dünyasından aktörler de artık siyasi roller üstlenebiliyorlar. Bu tür bir belirsizlik ve sınırların geçişkenliği içinde din bu ilişkileri bir arada tutan, anlamlandıran unsur olarak ortaya çıkıyor. Mesela çok fazla dini referanslı STK var ve bunlar sosyal politika alanında çok ciddi rol oynuyorlar. Bugün sosyal politika alanı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü ve bu STK’ların bir arada faaliyet gösterdikleri bir alan. İş dünyasında girişimci örgütlerin dini referanslarla çalışarak tabanlarında bir çıkar ve kültür birliği fikri oluşturduklarını görebiliyoruz. Mesela TGTV (Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı )isimli bir kuruluş var. İslami referanslı çok sayıda hayırsever kuruluşu barındırıyor. Ayrıca  MÜSİAD ile ASKON da var. Yani bir şemsiye kuruluş oluşturulmuş. Bu yapılar “İslami Kapitalizmin” altyapısını oluşturuyor. İslami Kapitalizm ise, TÜSİAD gibi liberal kapitalizm ile savaşıyor.

Türkiye’de bir kesim zenginleşiyor, ama aynı zamanda yoksulluk ve işsizlik de artıyor. Bu durumda, zenginleşmeye bir meşruiyet temeli sağlamasında din önemli bir rol oynuyor. Müslüman kimlik, zenginle fakiri bir arada tutan bir kimlik olarak ortaya çıkabiliyor. İkincisi, siyasi İslam’ın tabanını oluşturan şirketler ve girişimci örgütlerin arasında da tam bir eşitlik söz konusu değil. Onlar arasında birliği sağlamakta da din önemli bir rol oynuyor. Din, siyasi İslamın tabanını oluşturan aktörlerin arasındaki gerginlikleri kontrol altında tutmakta da önemli rol oynuyor. Kullandıkları argüman ise; “Laikler hepimizi dışlamıştı, hepimiz Müslümanız” söylemi.

AKP-YANDAŞ İŞADAMI ARASINDAKİ BİRLEŞTİRİCİ UNSUR, MENFAAT

AKP döneminde çok büyüyen işadamlarıyla ile hükümet arasındaki ilişkilerde ise din önemli bir rol oynamıyor. İslami bir durum yok. Tamamen ortak ekonomik ve siyasi çıkarlar üzerinden giden bir ilişki. Din daha ziyade, hükümete yakın çevreyi birlikte tutmak , küçüklerle büyükler arasındaki ilişkileri düzenlemek ve çatışmaları önlemek için önemli bir rol oynuyor. Ve işte o Anadolu Kaplanları denen kesimi, onlara ortak bir kültürel özellik atfederek tanımlayan bir unsur. Dinin buradaki işlevi için, siyasi İslam’ın tabanını oluşturan kesimi bir arada tutmak ve o birlikteliğin dengeli bir şekilde sürmesini sağlamak amaçlanıyor.

ÖZEL SEKTÖR-AKP KAVGASI

AKP iktidara geldiği zaman liberal ekonominin benimsediği toplum modeliyle AKP’nin geliştirmek istediği toplum modeli arasında çok büyük bir fark yokmuş gibi görünüyordu. Liberal reformların ana amacı siyasetin ekonomiye müdahalesini sınırlamaktı. Bağımsız denetim kurullarının ortaya çıkması, yeni yasaların yapılması hep siyasetçinin elini ekonomiden çekmesini sağlamaya yönelik girişimlerdi. Ve AKP bunları benimseyecek gibi görünüyordu. Bir miktar benimsedi de. Finans sektöründe yapılan reformlara ayak uydurulduğu için ciddi krizlerle karşılaşılmadı.

Sonradan hükümetin kafasındaki ekonomik ve toplumsal modelin liberalizmin savunduğu model olmadığı ortaya çıktı. Bu arada ortaya yeni ekonomik aktörler de çıktı; siyasi İslam’ın tabanını oluşturan, AKP’ye yakın işadamları. Onlar, karşıtlarının benimsediği ve ekonominin kurallarına uygun reformlarda somut halin görülen modeli hiç benimsemedi. Kendileri iktidara yakınlar ve sermaye birikimi süreçlerini ve kurumsallaşmalarını henüz tamamlayamadılar. Liberal ekonomi modelinden farklı olarak hükümetin ekonomiye müdahale etmemesini değil, bilakis etmesini istiyorlar. Kendilerine yakın olan bir iktidarın ekonomiye istediği gibi müdahale ederek kendi sermaye birikim süreçlerini desteklemesi güçlerini artıracak. Burada ilginç olan, ortaya iki farklı kapitalist gelişme modelinin çıkmış olması.

Liberal ekonominin benimsediği bir toplum modeli var. Dünya ekonomisiyle bütünleşmiş, yüzü Batı’ya dönük, hukuk devletinin işlediği seküler bir düzen. Bunun içinde sendikalara yer var, Avrupa tarzı bir sosyal politika alanına da yer olabilir. TÜSİAD bu modeli gerçekleştirmek için faaliyet gösteren bir örgüt. Bu anlamda liberal ekonomi modeli, AKP’nin benimsediği modele 180 derece (360 değil) zıt. Tek tek bakıldığında işadamları bireysel olarak AKP’nin benimsediği modelle yaşayabilirler, ancak liberal ekonomininistediği ekonomi modeli gerçekleştirilemez.

Bu noktada gözler TÜSİAD’a çevriliyor. TÜSİAD üyeleri bertaraf edilemeyecek kadar güçlü. Ama TÜSİAD’ın yönetimiyle üye tabanı arasında yaklaşım farkları olabiliyor. Üyeler bazı durumlarda “Çok fazla eleştirmeyin, hükümetle iyi geçinelim, herkesin işi var” diyebiliyorlar. Dolayısıyla TÜSİAD yönetimi gözü kara kişilerden oluşuyorsa kendi üye tabanlarıyla gerginlik yaşayabiliyor. Baskılar artarsa ve üye tabanı yumuşak davranarak işlerin idare edilebileceğine dair inancını korursa o zaman tehdit ya da ikna yoluyla kazanılmaları mümkün olabilir.

“Ama ne kadar yumuşak davranırsak davranalım olmayacak” noktasına gelinip ilişkilerin daha sertleşmesi de mümkün. Ki, böyle düşünen iş adamlarının sayısı artıyor.

TÜSİAD’a patronların değil, bir profesyonelin başkan olması, “biraz sakin duralım, şu dalga yatışıncaya kadar, dikkat edelim” taktiğidir. Bu dönemde konuşmaya korkanlar sadece TÜSİAD değil. İktidara yakın olan işadamları da, uzak olan da korkuyor. Bu yaşananlar, geniş bir kesimde yasal zeminin, kuralların sağlam olmadığı, bunların siyasi iktidar tarafından yok sayılabileceği duygusu, “sağlam zeminde değilim, kaygan zeminde iş yapıyorum” endişesi yaratmış durumda.

AKP iktidarı döneminde, iktidara yakın bir kesim zenginleşirken, sermaye birikimi sürecini ve kurumsal gelişmesini tamamlamış, her şeyden önce kurallı ve istikrarlı bir ekonomik gelişme isteyen bir kesimin endişeli oldukları, bunu dile getirdikleri zaman da siyasetçiler tarafından azarlandıkları biliniyor. Özellikle TÜSİAD’ın temsil ettiği ikinci kesimin, “bitaraf olan bertaraf olur” gibi tehlikeli ifadeler içeren tehditlere maruz kaldıkları sır değil.

Ama AKP yapısı, sermayenin el değiştirmesini isteği gibi başaramadı. Her ne kadar lüks jiplere binen, marka giyinen, mağaza kapatan görgüsüz İslamcı zenginler türese de, İslami burjuvazinin (İslami kapitalizm) gerçekleştirilmesi mümkün olmadı.

İslamcı sermaye grupları arasında, 1 Kasım sonuçlarına göre “muhalif iş dünyasına el konulması” beklentisi güçleniyor. Bu beklentiyi güçlendiren ise, AKP’nin artık gizleme gereği duymadığı muhalif özel sektöre yönelik “cüretkar, agresif” bakışı.

Sonuç olarak; Baskıyla, hukuksuzca muhalif iş dünyasına saldıran, şirketlere el koyan AKP’nin gidişine sermayenin daha fazla tahammül etmesi beklenmiyor.

İçeriden ve dışarıdan büyük holdinglerin, dev şirketlerin öz sermayelerinin güçlendirilmesine yönelik ciddi anlamda bir operasyon başladıldı.

Bu operasyonu anlayabilmek için Çin-Rusya liderliğinde kurulan Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın kuruluş amacına, 1 trilyon doları aşan Çin’in döviz rezervlerinin, İran’a akmaya başlayan milyar dolarların nereye gittiğine/gideceğine bakmak gerekiyor.

Türkiye’deki büyük holdinglerin yabancı ortak almalarını, yurtdışı kredi bağlantılarını incelemek gerekiyor.

Türkiye’deki bankaların orta-büyük ölçekteki şirketlere “uygun şartlarda” yatırım kredileri açmalarının perde arkasını takip etmek gerekiyor.

30.10.2015