ÇİN KRİZİ, ÇKP’NİN STRATEJİSİ Mİ?

Her ne kadar ekonomik verilerinde olumsuzluklar yaşansa da uzmanlara göre Çin, 2016 yılında dünya toplam GSYH’si içerisinde yüzde 18 ile en büyük paya sahip olan ülke konumuna gelecek. 2030 yılına kadar küresel ekonominin tamamen Çin’in egemenliği altına gireceği öngörüsünde bulunuluyor. Bu gerçekler ışığında Çin gerçekten krizin eşiğinde mi, yoksa bilmediğimiz bir strateji mi uygulanıyor?

Celal ÇETİN

Çin’in toplam 3,2 trilyon dolarlık döviz rezervlerin önemli bir kısmı (1,2 trilyon dolar), ABD hazine tahvillerinde tutuluyor. Çin, ABD’nin en büyük dış finansörü konumunda ve Çin’in sağladığı kaynak sayesinde ABD’de faiz oranları belirli bir seviyenin altında tutulabiliyor. Yani Çin finanse etmekten vazgeçerse, ABD’nin ekonomik krize girmesi mümkün.

Yavaşlamasına rağmen Çin’in büyüme hızı ABD’nin hala üç katını aşıyor. Bu nedenle, örneğin 2014’te dolarlı dünya milli gelirindeki toplam artışa katkısı (910 milyar dolar) ABD’ninkini yüzde 40 aşıyor. Milli gelirde dış ticaretin payı da, ABD oranından yüksek. Sadece bu etkenlere bakıldığında dünya ekonomisini en çok etkileyen ülke Çin oluyor.

2000-2011’de, yani dünya ekonomisinin son krizini de kapsayan on iki yıl boyunca Çin ortalama yüzde 10,2’lik bir tempoyla büyüdü. Sonraki üç yılın (2012-2014) büyüme ortalaması yüzde 7,6 ve Çin büyük ekonomiler içinde hala ilk sırada. 2015’te ise, ilk altı ayda yüzde 7’lik büyüme hedefi tutturuldu. IMF bu yıl Çin milli gelirinin yüzde 6,8 artacağını öngörüyor.

Ar-Ge harcamalarında Japonya’yı geçtiği, 2018’de tüm AB’yi, 2022’de ABD’yi geride bırakacağı, yeni patent sayıları bakımından dünya dördüncüsü olduğu, yıllık artış oranında ilk sırada yer aldığı gerçeğini de unutmamak gerekiyor.

Şimdi düşünelim.

Çin, ABD’ye karşı oluşturulan güçlü ittifakın en güçlü aktörlerinden biri. Diğeri Rusya.

Rusya, askeri anlamda bir dev ve ABD’yi dizginleyebilecek tek süper güç.

Çin ise, ekonomik verilerinde yüzde 0 bilmem kaçlık düşüşle bile küresel ekonomileri sarsabilecek ekonomik dev.

ABD ve Batı ile Çin ve Rusya birbirleri ile ilan edilmemiş bir savaş yürütülüyor. Bu savaşta kullanılmayan tek silah, nükleer füzeler. Kendileri adına savaşı vekaleten yürüten diğer ülkeler ve gruplar eliyle her türlü silahı kullanıyorlar.

Bu silahlar arasında ekonomi silahı da var.

Örneğin ABD ve Avrupa, Rusya’nın Kırım’ı almasından sonra, her ne kadar istenilen sonucu vermese de ekonomi silahını ambargo adıyla kullanıma soktu.

Aynı silahı Pasifik’te ve Afrika’da da kullanmaya başladı ABD. Örneğin Asya’da Çin’e muhalif ülkelerle yeni ekonomik anlaşmalar yaparken, Afrika’nın gelişmesi için bütçeden önemli kaynaklar ayırdı.

Çin, ABD’nin ekonomi silahını çektiğini farkında. Acaba, kendisi de “küresel ekonomiyi tehdit” silahını kullanıyor olamaz mı?

Çin, ekonomik sistemini yavaş ve emin adımlarla güvenceye alıyor.

Çin Komünist Partisi, büyük hedeflere oynuyor. Çin ekonomisinin krize girdiği haberlerine ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor. Psikolojik savaşın güzel bir örneğini izliyoruz…

14.10.2015