2016 SONRASI DÜNYA NASIL OLACAK?

8 Kasım 2016’da ABD’de başkanlık seçimleri olacak. Gözlemcilere göre Cumhuriyetçiler iktidara gelecek. ABD devlet yönetimi, anayasal emir olmasa da, “iki dönem Cumhuriyetçiler, iki dönem Demokratlar iktidarı” olarak sisteme oturmuş durumda. Küresel oyunun kuralları yeniden yazılıyor ve Türkiye, eski oyunun tehlikelerinden uzaklaşıyor.

Celal ÇETİN

Cumhiriyetçiler “şahin”, Demokratlar “uzlaşmacı” olarak tanınmakla birlikte, ABD’nin hükümetlerüstü devlet poitikalarında aralarında bir fark yoktur. Her iki parti de, ABD’nin ulusal çıkarları sözkonusu olduğunda aynı politikaları izler.

İki dönem iktidara gelen Cumhuriyetçiler, şahin politikalarla dünyayı ateşe atarken, sonraki iki dönem iktidara gelen Demokratlar, “bizim çocuklar ayıp etmiş, özür diliyoruz. Gelin barışalım” politikası ile, Cumhuriyetçiler’in askeri kazanımlarını diplomasi masasında kalıcı hale getirir. Yani iyi polis-kötü polis oyunu oynanır.

Ancak bu kez iş biraz farklı gibi.

ABD’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar, Soğuk Savaş sonrası en kritik özellikler taşıyor.

ABD, Ortadoğu’nun küçük Arap ülkelerinden çok daha büyük ve tehlikeli iki düşmanla karşı karşıya; Çin ve Rusya. Bu iki ülke, ekonomik ve askeri gücünün yanısıra kararlılıkları ile de ABD’nin korkulu rüyası haline geldi.

EKONOMİK DEV: ÇİN

Çin ve ABD ekonomilerinin uzun vadede büyüme performansları arasındaki uçuruma bakılırsa, 2011 itibarıyla 11,3 trilyon dolarlık büyüklüğe sahip Çin ekonomisinin ABD’nin 15,1 trilyon dolarlık GSYH’sini yakın bir gelecekte yakalaması mümkün. IMF’nin ülkelerin dünya toplam GSYH’si içerisindeki paylarını alım gücü paritesi bazında hesaplayarak bu payların zaman içerisindeki değişimini incelediği araştırmaya göre Çin, 2016 yılında dünya toplam GSYH’si içerisinde yüzde 18 ile en büyük paya sahip olan ülke konumuna gelecek.

iktisatçı Arvind Subramanian’ın bir çalışması ortaya yeni bir yaklaşım koydu. GSYH’nin yanı sıra dış ticaret hacmi ve sermaye akışlarını da denkleme katarak bir “ekonomik nüfuz endeksi” oluşturan Subramanian, bu endeksi geleceğe yönelik olarak hesaplayarak 2030 yılına kadar küresel ekonominin tamamen Çin’in egemenliği altına gireceği öngörüsünde bulunuyor.

Çin’in toplam 3,2 trilyon dolarlık döviz rezervlerin önemli bir kısmı (1,2 trilyon dolar), ABD hazine tahvillerinde tutuluyor. Çin, ABD’nin en büyük dış finansörü konumunda ve Çin’in sağladığı kaynak sayesinde ABD’de faiz oranları belirli bir seviyenin altında tutulabiliyor. Yani Çin finanse etmekten vazgeçerse, ABD’nin ekonomik krize girmesi mümkün.

Bu tablo karşısında baskın bir Çin ile gücünü korumaya çalışan bir ABD arasındaki mücadelenin küresel ekonominin geleceğinde belirleyici unsur olacağı ortaya çıkıyor. Seçimlerin yaklaştığı ABD’de gerek Demokratlar ve gerekse Cumhuriyetçiler Çin’e karşı son derece sert ifadeler kullanmaya başladı. Diğer yandan Komünist Parti’ye yakın Çinli gözlemcilerin belirttiği üzere Çin hükümeti, ekonomisi zayıflayan ABD’nin kendisini engellemek için girişimlerde bulunacağını düşünüyor ve bu nedenle ABD’yi bir tehdit olarak algılıyor. Bu açıdan bakıldığında, Çin ekonomisinin ABD’yi geçerek dünyanın en büyüğü haline gelmesi ihtimali, her iki tarafta da ekonomik savaşın muhtemel tetikleyicisi olarak algılanıyor.

ASKERİ DEV: RUSYA

Rusya ise ABD’nin askeri açıdan korktuğu bir diğer rakibi. Putin liderliğindeki Rusya’nın, Sovyetler Birliği’nden gelen reflekslerle askeri güce başvurmaktaki kararlılığı, ABD’yi endişelendiriyor.

Demokrasi, insan hakları gibi gerekçelerle Rusya’nın çevresindeki ülkeleri karıştıran ABD’ye karşı Moskova direk askeri yöntemlerle cevap vermekten çekinmiyor.

İKİ DEV, GÜÇLÜ İTTİFAK

Ekonomik dev Çin ile askeri dev Rusya’nın ittifakı, geleceğin güç dengelerini değiştirmeye başladı. Sovyetler’in yıkılması ile rakipsiz süper güç haline gelen ABD, bu özelliğini sürdürebilmek için “elinden geleni” yapmaktan çekinmeyecek.

ABD’nin elinde iki seçenek bulunuyor.

Ya Çin ve Rusya ile uzalaşacak, gücünü bölüştürmeyi kabul edecek,

Veya askeri bir hesaplaşmaya girecek.

3. Dünya Savaşı’nın kazananı olmayacak. Bunu Washington da biliyor. Bu nedenle savaşı son seçenek olarak masada tutmaya devam ederken, uzlaşmanın yollarını arayacak.

ABD CEPHEYİ KÜÇÜLTECEK

Waspington’un yeni savunma konseptine göre “dünyanın her yerinde krizlere müdahale” stratejisi, yerini çok önemli krizlere müdahaleye bırakıyor. Bu çerçevede Ortadoğu gibi bölgelere müdahale edilmeyecek. Bunun yerine bölgelerin güçlü ülkeleri ile ilişkiler geliştirilecek ve güvenlik bu ülkelere brakılacak.

Yeni konsepte göre Ortadoğu’da da yeni bir süreç başlayabilir. Bölgenin en güçlü üç ülkesi, Türkiye, İsrail ve İran arasındaki gerilim bir şekilde giderilecek. Üç ülkenin menfaatleri catışma değil uzlaşma düzeyine getirilecek.

Bu stratejinin ipuçları bir süredir gözleniyor.

İran’la 5+1 görüşmeleri sürüyor.

Sünni eksenli etnik politikalar terkedilerek demokrasi (göreceli) temelli yönetimlere yöneliş başladı.

Kürt koridoru Suriye topraklarında kurulurken Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve üniter yapısı korunuyor. Suriye rejiminin ve Rusya’nın Kürt korudoruna soğuk bakmadığı biliniyor.

Sonuç olarak küresel oyunun kuralları yeniden yazılıyor ve Türkiye, eski oyunun tehlikelerinden uzaklaşıyor…

30.06.2015