ABD “SAVAŞLARIN ANASI”NA HAZIRLANIYOR

Sovyetler Birliği’nin 1991’de yıkılması ile tek kutuplu dünyanın sürmesi için “her şeyi” yapabilecek ekonomik, askeri ve siyasi güce ve mantaliteye sahip ABD, Rusya-Çin ittifakına karşı bir savaşa hazırlanıyor. Savaşın tarihi ve şiddeti henüz belli olmamakla birlikte dönemin şartlarına göre artabilecek.

Celal ÇETİN

Rusya ve Çin, dünyanın tek kutupluluğuna, ekonomik ve enerji silahlarının ABD’nin kontrolünde olmasına hayır demek üzere ayağa kalktı. Bu öylesine bir ayağa kalkış ki; ekonomik, askeri ve siyasi anlamda karşı konulamaz bir güç ortaya çıkıyor.

Artık ABD’nin tek düşmanı var, Çin, Rusya, Hindistan, Çin ve ABD karşıtı diğer ülkelerin oluşturduğu güçlü ittifak.

Bu durum ABD’nin tüm planlarını değiştirmesine yol açtı. Amerikan yönetiminin yeni savunma stratejisine göre savunma bütçesinde tasarrufa gidilecek, asker sayısı azaltılacak ve tehdit algılamaları Ortadoğu odağından Asya-Pasifik'e kaydırılacaktı. Açıklanan yeni strateji tehdit algısıyla ilgili de önemli değişiklikler içeriyordu. Buna göre ülkenin tehdit olarak gördüğü ülkelerin başında “stratejik amaçları açık olmayan” Çin geliyor.

ABD bu ittifakla başa çıkabilecek güce sahip değil. Onlarca yıldır ekonomik, askeri gücünü dünyanın değişik yerlerini kendi menfaatleri için dizayn etmekte kullanıyor.

Yeni tehdit olgusuyla savaşabilmek için belli bir zamana ihtiyacı var. Bu zamanın ne olabileceği bilinmiyor. Çünkü karşısındaki ittifakın hamleleri, stratejileri ve direnme güçleri süreci belirleyecek.

ABD savaşların anasını son seçenek olarak masada tutuyor. Böyle bir savaşın kendisi için de yıkım olacağının farkında. Ama son seçenek de olsa, gerektiğinde başvurmaktan kaçınmayacak. ABD çok iyi biliyor ki; küresel gücünü ve etkinliğini yitirmeye başlarsa, kendi anakarasına hapsedilmekten kurtulamayacak. Hatta anakarasının bütünlüğü de tehlikeye girecek.

SAVAŞTAN ÖNCEKİ SÜREÇ

Son seçeneğe kadar geçecek süreçte yeni çatışmalara girmekten kaçınacak, lokal, yerel yıpratma stratejileri izleyecek. Bu arada karşısındaki ittifakı parçalamak için elinden geleni yapacak. İttifak parçalanırsa Çin’i, Rusya’yı teker teker yenmesi çok zor olmayacak.

İttifakı parçalamak amacıyla karşı hamlelerine başladı bile. Rusya’nın hinterlandını oluşturan Gürcistan, Ukrayna, Kazakistan gibi ülkelerle ilişkileri geliştirirken NATO’yu Rusya’nın sınırlarına kadar genişletiyor. “Demokrasi getirme” politikasını Rusya’ya bağlı ülkelere de uygulayan ABD, “Hazar Baharı” planını devreye sokmaya hazırlanıyor.

Öte yandan ABD Pasifkte’de boş durmuyor ve gerilim konularını kullanıyor. Güney Çin Denizi’nde Pekin yönetimiyle çevre ülkeler arasında yaşanan ihtilaflar gerilime neden oluyor. Çin’in bu deniz üzerinde, zengin petrol, maden ve balık kaynaklarına yönelik girişimleri Vietnam, Filipinler, Tayvan, Malezya ve Brunei gibi ülkelerle Pekin yönetimini karşı karşıya getiriyor.

Çin, söz konusu denizi Pasifik’e açılan yol olarak görüyor. Güney Çin Denizi’nde yıllık ticaret 5 trilyon 300 milyar doları buluyor. Bu rakamın yarısına yakını ise ABD’nin ticaretine ait. Yani Güney Çin Denizi her iki ülke için yaşamsal önem taşıyor.

ABD Başkanı Obama, askeri harcamalarda kesinti sözü vermesine karşın, bu bölge için tasarruf tedbirleri uygulanmayacağını sık sık dile getiriyor. Obama’nın bu tavrı Amerikan ordusu varlığının Irak ve Afganistandan Asya’ya, özellikle de Güneydoğu Asya'ya doğru kaydığına işaret ediyor. Amerika Birleşik Devletleri bölgedeki askeri gücünü artırırken, bölge ülkeleriyle olan ilişkilerini de güçlendiriyor.

ABD Çin’i kontrol edebilmek için Vietnam, Filipinler, Tayvan gibi ülkelerin yanısıra Japonya ile de ilişkilerini geliştiriyor. Çin'in Asya'daki askeri ve ekonomik hamlelerine karşı ikinci dünya savaşından sonra giderek güçlenen ortaklığın adı ise ABD-Japonya işbirliği. Çin’le önemli sınır sorunları yaşayan Tokyo yönetimi; ABD’nin askeri varlığına verdiği destekle ön plana çıkıyor. İki ülke askeri işbirliğini geliştirmek için önemli bir adım atmaya hazırlanıyor. Japonya; ortak harekat düzenlemek için İkinci Dünya Savaşı sonrasında yürürlüğe giren anayasada yer alan meşru müdafaa dışındaki durumlarda güç kullanımını yasaklayan maddeyi değiştiriyor.

HİNDİSTAN, KİLİT ÜLKE

Amerikan yönetiminin 2012 yılı başında açıkladığı yeni savunma stratejisinde Hindistan özel bir yer tutuyor. Hindistan’ın Çin’le sınır sorunları nedeniyle dönem dönem karşı karşıya gelişi bu ortaklığın güçlenmesindeki en önemli unsur.

Hindistan, bir yandan Amerikan desteği ile büyümesini gerçekleştirirken, Çin’le de ilişkilerini geliştiriyor. Uluslararası ekonomik güç dengelerinin Uzak Doğu’ya kayması dikkatleri bu iki ülke üzerine çekiyor. İki ülkenin ekonomik büyüme oranları birbirine yakın seyrediyor.

Hindistan 1962’de Çin ile bir sınır ihtilafı yüzünden, yenilgiyle sonuçlanan kısa süreli bir savaş yaşadı. 1970’lerden itibaren askeri harcamalarını artırdı. Hindistan görünüşte Pakistan’a, gerçekte Çin’e karşı nükleer silah edindi. ABD, Çin’i dengelemek için Hindistan’ın nükleer silah edinmesine göz yumdu, hatta el altından destekledi.

Hindistan da Çin gibi enerjide dışa bağımlı. Ekonomik büyümeyi devam ettirebilmeleri için her iki ülke daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden Hindistan ve Çin, Avrasya bölgesinde büyük bir güç olarak Rusya ile de yakın mesafede kalıyor.

Sonuç olarak Pasifik ve Hazar bölgesi yeni gerilim merkezleri olacak, dünyanın geri kalan bölgeleri biraz nefes alabilecek. Ancak savaştan önceki süreç ABD’nin istediği gibi sonuçlanmazsa, “savaşların anası” seçeneği, dünyanın geri kalanında da ölümcül yıkımlara yol açacak.

18.05.2015