YEMEN-TÜRKİYE İLİŞKİSİ VE AKP POLİTİKASI

Yemen’de başlayan içsavaş ve Husiler’in ilerlemesi, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun hava harekatı yeni bir hesaplaşma olarak kabul ediliyor. Husiler’in arkasında İran’ın bulunduğunu belirten diplomasi uzmanları, İran’ın Yemen’de ABD ve Batı’ya karşı bir hamle geliştirdiğini ve elini güçlendirdiğini savunuyorlar.

Celal ÇETİN

Uzmanlara göre İran 5+1 görüşmelerinde “uzlaşmaya hazırız ama baskıyı kabul etmeyiz. Bize baskı kurarsanız biz de sizi başka bölgelerde rahatsız ederiz” mesajı verdi. Yemen’de Husiler’i harekete geçirerek “gerekirse istikrarsızlık yaratabilecek güce sahip olduğunu” ispatladı.

Uzmanlara göre İran için nükleer silah yapmak öncelikli hedefi değil. Tahran yönetimi öncelikle ekonomik yaptırımların kaldırılmasını amaçladı ve bu hedefine ulaştı. İran bölgede Şii grupları destekleyerek etkili olmayı iyi biliyor. Ayrıca nükleer silahları olmadığı için İsrail tarafından nükleer bir saldırıya uğramayacağını da biliyor. Konsansiyonel silah gücü ise şimdilik kendisine yetiyor. İran dimlomatik gücünü kullanarak müzakerelerden zaferle çıkmak istiyor. Ama diplomasideki başarısı için kendisine bağlı Şii grupları kullanmaktan da çekinmiyor.

Yemen; Rusya, İran ve Çin ittifakı ile ABD, AB, Suudi Arabistan, Türkiye ittifakının güç gösterisine sahne oluyor. Bugünkü tabloya göre Rusya, Çin, İran ittifakı öne geçmiş gibi görünüyor.

Suudi Arabistan’ın Yemen’de İran’a karşı savaşa girmesi anlaşılabilir. Suudi Arabistan’ın başlattığı Yemen’e hava saldırısına Mısır, Fas, Ürdün, Sudan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Bahreyn de operasyona destek verdi. Bu ülkeler bölgede İran’ın Şii yayılmasından endişe eden ülkeler ve yöneticiler Sünni iktidarlarını korumak istiyorlar.

Bahreyn ve Yemen’deki çatışmaların nedenlerinin arkasında; Suudi Arabistan’ın müdahalelerinin yanında bu ülkelerde İran’ın geleneksel Şii hareketlerini desteklemesi, Ortadoğu coğrafyasında iki ülke arasında devam eden Sünni-Şii mücadelesi yatıyor. Bu çekişme Arap Yarımadası’nın güneydoğu ucunda Bahreyn’den başlayıp, Irak-Suriye-Lübnan (Hizbullah) ve yarımadanın güney batısında olan Yemen’e kadar Suudi Arabistan’ı kuşatan bir hilal üzerinde devam ediyor.

Yemen'deki Suud - İran çekişmelerinin esas nedeni olarak Babul Mendeb Boğazı görülüyor. Riyad, Kızıldeniz'in Hint Okyanusu'na açıldığı Boğaz'ın Husilerin eline geçmesini engellemek istiyor.

Husiler, boğazın kontrolünü ele geçirdikleri takdirde, İran yönetimi Arap Yarımadası'nın batı ucundaki deniz yolunu da kontrolü altına almış olacak. Bu durumda, Suudi Arabistan'ı köşeye sıkıştıracak. Babul Mendeb’in kukla yönetime sahip Suudi Arabistan tarafından kontrolü hem ABD hem de İsrail için de çok önemli. Çünkü Süveyş kanalının güneydeki çıkışı olan Aden Körfezi’nin kontrolünün Şii kökenli iktidarın eline geçmesi ile sadece İran değil müttefikleri Rusya ve Çin’in de (BRIC ülkeleri) stratejik olarak buraya yerleşmesi anlamına geliyor. Arap Yarımadası İran tarafından kuşatılmış olacak, etki alanı doğu Afrika sahilleri boyunca genişleyecek.

Şii Yemen’de üslenecek füzelerin ABD gemileri ve İsrail’i vurabilecek olması korkutuyor. Diğer yandan ABD ve İsrail için Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinin İran’a karşı kullanılması da tam aradıkları stratejinin parçası oldu. ABD, böylece Ortadoğu’daki tüm kuklalarını harekete geçirerek, onları bir hizaya sokma imkanı buldu.

YEMEN’DE İRAN’IN İSTEDİĞİ ÇÖZÜM OLACAK

Yemen’de Husilerin geldiği konumu değiştirmek çok zor, en azından kısa sürede sonuç alınamaz. Riyad, Yemen içine doğrudan müdahale edecek askeri kabiliyete sahip değil ve bu yüzden Sünni Arap cephesini harekete geçirdi. Suudi Arabistan tıpkı Bahreyn’de yaptığı gibi ülke içine doğrudan müdahale edip, kendi istediği düzeni kurmak istiyor.

Bu yüzden Arap Orduları ittifakından medet umuluyor. ABD, Körfez İşbirliği Konseyi’nin askeri komutanlığının kurulması ile ilgili uzun süredir çaba harcıyordu. ABD ve İngiltere, bu müşterek komutanlığın alt yapısını sağlayacaklardı. ABD ve İsrail, Yemen tezgahı sonrası ortaya çıkan Arap ordusu fikrine olumlu bakıyor. ABD’ye göre bu ordu öncelikle İran’a karşı elini güçlendirecek, sonra da Arap ülkelerine verilecek güvenlik garantisi ile bölgeye yerleşmek için yeni bir çerçeve bulacak . Bundan sonraki müdahaleler için bu ordunun kullanılması hem masraflarını azaltacak hem de çıkarlarını sağlarken, para da kazanacak.

Ancak, Arap ordusu müdahalede bulunsa bile istediği Sünni düzeni kurabilmesi veya bunun yaşama olasılığı güçlü değil. Ekonomik olarak kötü ve fakir bir ülke olan Yemen’de iktidara kim gelirse gelsin dış yardım olmaksızın ülkeyi idare edemez. Uzun dönemli mali yardım yanında ülkenin kıt su kaynakları Sana’yı Riyad ile iyi geçinmeye zorluyor. Çünkü hemen sınırlarındaki Suudi Arabistan varken, 1950 km. uzaktaki İran daha iyi bir müttefik olamaz. Üstelik Suudi Arabistan, Yemen’de Husi yönetiminin dışa açılması ve uluslararası seviyede tanınması için gerekli dış desteği yapabilir. Bu yüzden Husiler, Yemen’in Hizbullah’ı olarak kalmaktansa, askeri gücünü iktidara taşıyacak bir siyasi dönüşümden geçerek, ülke yönetiminin paylaşımı konusunda bir mutabakat sağlayabilirler. Özetle, diplomatik çözüm en iyi yoldur çünkü Suudi Arabistan için asıl tehlike bölgedeki El Kaide veya İslamcı Devlet’in Husileri de (Ensarullah Hareketi’ni) hedef alarak, onun yerini doldurmasıdır.

Husiler’in Suudi Arabistan’la anlaşması ve ülke yönetimini paylaşması İran tarafından da kabul edilebilir. Çünkü Yemen’deki etkinliği Husiler eliyle devam edecek. Yemen’in yönetimine ortak olacaklar.

Ortadoğu’da yol açtıkları Sünni kökenli terör ve kaostan kurtulmaya çalışan, Ukrayna bataklığında mücadele eden ABD ve Batı, Yemen’de yeni bir cephe açmak istemiyor. Ortadoğu’daki çözüm arayışları Yemen’de de geçerli olacak. 5+1 görüşmelerinin başarıyla sonuçlanması, Yemen’deki krizin zaman içinde çözülmesine yol açacak.

Yemen’de karadan bir askeri operasyon yapılmadan Husi’lere etkisiz hale getirmek hemen hemen imkansız gibi görünüyor. Böyle bir operasyonu yapabilecek bir güç de yok. Hiç kimse de böyle bir riski göze alamıyor. Dikkat edilecek olursa Irak, Libya ve Suriye’de de sonuç bu nedenle alınamadı.

Suudi Arabistan ve etrafındaki koalisyon güçlerinin iç sorunları da bulunuyor. Yemen’deki bir kara harekatı adı geçen ülkelerde iç karışıklıklara da neden olabilir. Suudiler zaten ülkelerindeki Şii’lerden rahatsızlık duyuyor ve onlarla uğraşıyor. Aynı şekilde El Kaide’den de çekiniyor.

Mısır, iç sorunlar ve Müslüman Kardeşler nedeni ile böyle bir kara harekatına sıcak bakmıyor. Pakistan’ın sıkıntıları biliniyor. Pakistan Başbakanı Navaz Şerif, daha önce yaptığı açıklamada Suudi Arabistan’ı ancak dış saldırılara karşı koruyabileceğini söylemişti. Diğer körfez ülkelerinden ise karada savaş yapabilecek asker bulunmuyor.

Ortak bir Arap Gücü’nün kurulması konusunda karar alındı ama bunun nasıl işleyeceğini şu anda karar alanlar bile tam olarak bilemiyor.

Bu durumu Erdoğan da, Ruhani’de artık görmeye başladı. Nitekim Tahran’daki buluşmada yapılan açıklamalardan iki liderin Yemen’de arabulucu olarak ortak çalışacakları ortaya çıktı.

Ateş kes sağlanması, öncelikle Suudi Arabistan’ın hava bombardımanlarını kesmesi ile sağlanabilir. Suudileri ve ABD yönetimini bu konuda ikna edebilecek güce sahip isim olarak Erdoğan öne çıkıyor. Gerçekten Cumhurbaşkanı Erdoğan Yemen’de savaşın sona ermesinden yana tavır içindeyse bu konularda gücün ortaya koyacaktır.

Diğer yandan İran Husi’ler konusunda etkili olabilecek konumda bulunuyor. Husi’lerin de yönetimde yer alması koşulu ile ateşkesin sağlanması ve Yemen’deki durumun normalleşmesini şu an için İran da istiyor. Zaten İran, baştan bu yana Yemen’de ateşkesi isteyen ve destekleyen ülke olarak öne çıkmıştı.

Ülkeden kaçan Cumhurbaşkanı Mansur Hadi ile Husi’ler arasında yapılacak bir anlaşma ile sorunun çözülebileceği de gündeme getiriliyor.

Amerika, Yemen’de ateşkesin sağlanmasında adım atabilir. Çünkü ülkedeki boşluktan şu anda en çok istifade eden Amerika’nın korkulu rüyası El Kaide’dir. Yemen’deki otorite boşluğu El Kaide’yi daha da güçlendiriyor. Eğer, ateşkes sağlanır, otorite boşluğu doldurulursa El Kaide’nin kontrol edilmesi de sağlanmış olacaktır.

TÜRKİYE’NİN ARTILARI-EKSİLERİ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti Yemen müdahalesi başlayınca Suriye’de yaptığı gibi aceleci davrandı ve koalisyona destek vereceklerini açıkladı. Hatta Erdoğan İran’ın, “bölgeyi domine etmekle” suçladı. Erdoğan, France24 televizyonuna "Suudi Arabistan'ın müdahalesini destekliyoruz. Durumun gidişatına bağlı olarak lojistik destek vermeyi düşünebiliriz" diyerek ön safta yer almaya çalıştı. Dahası, İran’a açıkça cephe alarak “İran ve terörist gruplar Yemen’den çekilmelidir. İran'ın DAEŞ'i bölgeden kovmaya çalışarak hedeflediği şey onun yerine geçmektir" diyerek satır arasında İran’ın, Suriye ve Irak’tan da çekilmesini istedi.

Erdoğan, Türkiye’yi ‘Sünni Cephe’ oluşturan Kral Selman’ın yedeğinde mezhepçi bir savaşın parçası haline getirirken İran’la da Kemalist-laik Türk hükümetlerinin bile yapmadığı bir cepheleşme içine girmiş gözüküyor. Suudi koalisyonunda Suudi Arabistan bile Erdoğan kadar İran’a sert tepki göstermedi. Fiili savaşa Suudi Arabistan Kralı Selman, sözlü savaşa Erdoğan liderlik etemeye başladı. Bu Körfez’le ilişkileri güçlendirme amacı güderken ilişkilerin en istikrarlı olduğu İran’la köprüleri atan bir yaklaşım olarak kabul ediliyor.

Erdoğan’ın bu sert çıkışları Tahran’da karşılık buldu. Erdoğan’ın İran’a yapmayı planladığı ziyaret öncesinde İran’dan ‘gelme’ mesajı verildi. Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaeddin Burucerdi, Türkiye’nin doğru olmayan bir yolda olduğunu belirtirken yardımcısı Mansur Hakikatpur daha sertti, “Erdoğan’ın Tahran’a yapacağı ziyaretin her hangi bir getirisi olmayacak, bu yüzden ertelenmeli” dedi.

Erdoğan neden Yemen’de taraf olma gereği duyuyor? İki temel etkenden söz edilebilir.

İdeolojik ve politik nedenler: Erdoğan’ın Yemen merakı Osmanlı sevdasından kaynaklanıyor. Yemen’in hala Osmanlı’nın mirası olduğuna inandırılan Erdoğan’ın Yemen’e sahip çıkmaya çalıştığı belirtiliyor.

Ancak asıl gerekçe farklı. Suriye ve Irak’taki planların yürümemesinden İran’ı sorumlu tutan Erdoğan meseleye öfke ve hayal kırıklığı içinde yaklaşıyor. "İran, bölgeyi adeta kendine domine etmenin gayreti içerisindedir, böyle bir çalışmanın içerisindedir. Buna müsaade edilebilir mi? Bu, bölgede birçok ülkeyi, bizi de Suudi Arabistan'ı da Körfez ülkelerini de hepsini rahatsız etmeye başlamıştır. Buna gerçekten tahammül etmek mümkün değil. Yemen, Suriye Irak'tan gücü kuvveti ne varsa, çekmesi lazım" sözü Erdoğan’ın İran çıkmazını yansıtıyor.

Suudi Arabistan kendi sisteminin kırılganlığını artıran Arap isyanlarını kontrol etmek için başından beri büyük çaba sarf ediyor ve süreci ideolojik olarak mezhep çatışması temeline oturtmaya çalışıyor.

Erdoğan, Suudi Arabistan’ın yeni kralından Müslüman Kardeşler’le ilgili politika değişikliği umuyor.

ABD’nin Suudi Arabistan üzerinden oluşturmaya çalıştığı cephenin parçası haline gelerek ABD ile AKP arasında var olan sorunlu ilişkiyi ya da ‘ilişkisizliği’ düzeltmeye çalışıyor.

Erdoğan bu çabanın sonucunda Suriye’ye de müdahale edilmesi gerektiği tezini işleyebilir.

Uzmanlara göre koalisyonun parçası olmaya çalışan Erdoğan, başından beri desteklediği Arap isyanlarını kontrol edenlerden biri haline gelmek için çaba gösteriyor.

Ekonomik nedenler: Erdoğan’ı Sünni Cephe’de yer almaya iten şey Körfez’in sıcak parası. Erdoğan’ın İran’la bir hesaplaşma içine girmekten kendini alıkoyamamasının yanı sıra burada şu sorulmalı: Ekonomik kriz sinyalleri gelirken ve haziran seçimleri yaklaşırken Türkiye Körfez’in parasına ne kadar ihtiyaç duyuyor? Körfez’in sıcak parası ya da yatırımları Yemen ve diğer bölgesel politikalarda ne kadar belirleyici olacak?

Türkiye’nin yıllık dış finansman ihtiyacının 220 milyar dolara yükseldiği bir dönemde FED’in beklenen faiz artırımı kararı, küresel finans musluklarını özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülke ekonomileri aleyhine kısmakta. Bu durum karşısında Körfez ve Suudi sermayesi dış finansman ihtiyacını karşılamak, finansal istikrarı sürdürmek açısından giderek önem kazanıyor.

Erdoğan'ın İran ziyareti ''pahalı gaz fiyatları'' merkezli gözükse de, bölgesel gelişmelerde denge arayışı belirleyici oldu. Çok temkinli. Erdoğan Ruhani ile enerji ve ekonomi konuştu, ama İran “pahalı gaz” eleştirisini duymazlıktan geldi.

İki taraf da siyasi gerilimi sürdürmedi. Erdoğan klasik özgüvenli yapısını terketmiş, müzakereye açık bir cumhurbaşkanı olarak göründü. Beden dili olarak yumuşak bir mesaj verdi.

İran ulusal para birimleri ile ticaret yapmaya yanaşmıyor. Dolara ihtiyacı var. ABD ile ilişkilerini bozmamaya çalışıyor. Konjonktür  Türkiye ile İran'ı ekonomik anlamda işbirliğine zorluyor.

Türkiye bölgenin jeopolitik ve siyasi coğrafyasında etkili olmaya çalışıyor. İran Türkiye ile çatışmaya girmek yerine ticaret yapmayı tercih ediyor. İran'da gaz ve petrol var. Türkiye’nin de enerjiye ihtiyacı 

16.04.2015