İRAN İSRAİL’İ YENDİ

İran, izlediği strateji ile bölgesel güç özelliğini aşarak küresel planlara müdahil olmaya başladı. Nükleer silah çalışmaları ve sonuçları öylesine etkili oldu ki, sadece ABD’yi köşeye sıkıştırmakla kalmadı, İsrail’i de bölgesine kilitledi. İran’ın stratejik atakları karşısında İsrail çaresizliği yaşıyor. Bölge çatışma ortamından uzlaşma sürecine geçiyor ve Türkiye’nin sürece tehdit oluşturmasına izin verilmeyecek.

Celal ÇETİN

11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler’e yapılan saldırı ile başlayan “küresel yeniden yapılanma” süreci, İran ve Rusya’nın beklenmedik karşı hamleleri ile başarısızlığa uğradı. ABD/israil ortaklığı ile yürütülen yeniden yapılanma projelerinin en kritik ayağını Ortadoğu Bölgesi oluşturuyordu. Özellikle Ilımlı İslam, Sünni Kuşak projelerinin amacı, İran’ın Şii Hilali’ni kırmak, bölgede İran/Rusya etkinliğine son vermekti. İran’ın Ortadoğu’da etkisizleştirilmesi İsrail için yaşamsal önem taşıyordu. ABD’yi yanına çeken Tel Aviv, bölgeyi kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendirmeye başladı. Ta ki İran/Rusya ikilisi “dur” diyene kadar.

Rusya’nın İsrail’in planlarından fazla rahatsız olduğu söylenemez. Rusya’yı rahatsız eden faktör, ABD’nin Rusya ve Çin gibi gelecekte kendisine rakip olabilecek ülkelerin önünü kesme planlarıydı. Ki, ABD bu planlarını birkaç cephede birden ugulamaya koydu: Ortadoğu, Hazar/Karadeniz bölgesi ve Asya. Her üç bölge, Rusya-İran-Çin ittifakının güçlendiği bölgeydi.

KAZANAN İRAN OLDU

İran Ortadoğu’da Sünni kuçakla çevrildiğini hissettiği an “nükleer kartını” masaya sürdü. Bu kart öylesine stratejikti ki, önlemek bir dert, önlememek bir başka dertti. Bir orta yol bulunmalıydı. İran, bulunacak orta yolun kendi işine yarayacağını çok iyi biliyordu.

Bu arada İran gücünü teyit ettirmek için Yemen’de başaılı bir operasyon başlattı. Husiler eliyle, “bölgeyi kaosa sürükleme konusunda sizden aşağı kalmam” mesajını ilgili merkezlere iletti.

Nükleer atak ve Yemen resti sonuç verdi. 5+1 görüşmelerinde İran istediği sonuçları elde etti. İran nükleer silah peşinde değildi. En azından yakın gelecek için önceliği bu değil. Bu anlaşma, eğer ayrıntıları tamamlanır ve uygulanırsa, İran'ın nükleer programını 10-15 yıl süreyle frenleyecek. Ama kimse İran’ın nükleer programıyla ilgili tutumunu veya uzun süreli nükleer hedeflerini önemli ölçüde değiştirdiğini düşünmüyor.

İran, “gerekirse nükleer silah yapabilecek iradeye ve teknik donanıma sahip olduğunu” dosta düşmana gösterdi. Bunun yanında “İran’ın Sünni yapılanmalar karşısında daha Batı yanlısı, uzlaşmacı olduğu” tezi kabul gördü. Bunda Sünni Müslüman kesimlerin yol açtığı vahşet, demokrasi dışı uygulamalar ve iç sorunları etkili oldu. Bir anlamda İran, bölgedenin konjonktürünü çok iyi kullandı.

İran açısından, uygulanan yaptırımların hafifletilmesi önemliydi. Tahran’ı eleştiren çevreleri memnun edecek unsur da ülkenin nükleer faaliyetlerinin önemli ölçüde kısıtlanması.

Krizlerle dolu bölgede, Sünni terör grupları ile yürütülen ve İran ile ABD'nin aynı safta olduğu mücadele ya da İran ile ABD’nin karşı saflarda olduğu Yemen çatışmaları dikkate alındığında bir süreliğine nükleer güç sorununu satranç tahtasından çıkarmak, her iki kesim açısından nefes alma imkanı sağladı.

İRAN İSRAİL’İ KÖŞEYE SIKIŞTIRDI

İran’ın asıl başarısı, İsrail’i köşeye sıkıştırmak oldu.

İsrail’in bölgedeki gücü, sahip olduğu nükleer silahlardan geliyor. Nükleer gücü bir kenara bırakılırsa İsrail’in savunmasız konumda olduğu ortaya çıktı.

Gazze’de Filistinliler’le savaşan İsrail’in bir sonuç alamadığı kabul edilen bir gerçek. Gazze’deki direniş hareketleri, bu defa askeri olarak daha etkili manevra kabiliyetine sahip olduklarını gösterdi. İzzeddin Kassam ve Saraya el Kudüs Tugayları’nın, Amerikan teknolojisiyle donatılmış İsrail ordusuna vurduğu darbeler herkesi şaşırttı.

Nükleer silahlarını kullanamadığı ortamda İsrail’in “kağıttan kaplan” olduğunu farkeden İran, farklı bir strateji izlemeye başladı. Nükleer silah ısranını sürdürmesi durumunda İsrail’in nükleer hedefi olacağını gören Tahran, bu projesinden vazgeçti. Karşılığında ekonomik yaptırımların kaldırılmasını sağladı.

İsrail’in konvansiyonel silah sahibi ülkelere karşı nükleer silahlara başvuramayacağı biliniyor. Böyle bir saldırı, sadece bölgeyi ve İsrail’i değil, tüm dünyayı 3. Dünya Savaşı’na sürükler. ABD dahil hiçbir ülke israil’in böyle bir çılgınlık yapmasına izin vermez. İran, İsrail’in sahip olduğu nükleer silahları kullanması için istediği kozu vermedi.

İran, İsrail’in nükleer tehdidini bertaraf edince konvansiyonel askeri gücünü artırma kararı aldı. İsrail’le başedebilecek konvansiyonel güce ulaşmak amacıyla büyük çaplı silah alımlarına hız verdi. İsrail’in konvansiyonel silah gücüyle İran’la başedemeyeceği biliniyor. Yani Tahran çok önemli bir tehditten kurtuldu.

İran şimdi Rusya ve Çin başta olmak üzere gizli müttefiklerinden silah alıyor. Çin Genel Kurmay Başkanı’nın, “Çin’in İran’ı korumakta çekincesi olmayacaktır” açıklaması, Rusya’nın İran’a S-300 satması yeni sürecin ipuçları. ABD Dışişleri Bakanlığı, Rusya’nın İran'a S-300’leri teslim etme kararını “yapıcı bulmuyoruz. Satışların yapılması için şu anda uygun zaman değil” dese de, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Marie Harf’in Rusya’nın bu kararının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İran yaptırımlarının ihlaline yol açmadığını belirtmesi dikkatle okunmalı.

Ortadoğu’da değişen dengelerin birkaç önemli sonucu var:

İsrail’in bölgeyi, özellikle Filistin’i şamar oğlanına çevirmesi önleniyor. Böylece ABD İsrail kaynaklı sıkıntılarından kurtulmuş olacak.

İran’ın agresif dış politikası törpüleniyor. Geleneksel İsrail düşmanlığını terkederek bölgenin iki eşit güç (İsrail-İran) arasında paylaşılmasını kabul etmiş oluyor.

Bölgenin iki düşman kardeşi, askeri ve ekonomik açıdan eşitlenerek “birbirleri eliyle terbiye ediliyor.”

Bölge Şii İran’a ve Yahudi İsrail’e teslim ediliyorsa, bu, “Sünni İslam rejimine yönelen” Türkiye’nin mevcut haliyle istenmediği anlamına geliyor. Türkiye’nin bölge için kilit taşı olduğu ve vazgeçilmezliği düşünülürse, istenmeyen Türkiye değil, “Sünni İslam rejimi” denebilir.

Sonuç itibariyle Irak toparlanıyor. Esad yerinde kaldı ve savaşı kazanıyor. İran bölgenin etkin gücü. İsrail eskisi gibi şımarıklık yapamayacak. Filistin’in devletliği kabul edildi. Yani bölge çatışma ortamından uzlaşma sürecine geçiyor.

Bölgede tehdit unsuru olarak sadece Türkiye kaldı. Türkiye’yi yönetenlerin süreci tehlikeye atmasına izin verilmeyecek.

15.04.2015