TÜRKİYE RESTORASYON DÖNEMİNE GİRİYOR

Kafkaslar’dan Ortadoğu’ya yepyeni bir süreç başladı. Ukrayna üzerinden kapışan ABD ve Rusya uzlaşmanın yollarını arıyor. Ortadoğu’da Suudi Arabistan üzerinden kapışan İran-ABD (İsrail) gerginliği uzlaşmayla sonuçlandı. Sıra enerji üzerinden ekonomik işbirliğinin geliştirilmesinde. Gerilim yorgunu dünya, bir süreliğine restorasyon sürecine giriyor. Türkiye de bu sürece dahil edildi.

Celal ÇETİN

ABD; Ukrayna’nın Donetz ve Luhansk Halk Cumhuriyetleri vasıtasıyla bölünmüşlüğünün yavaş da olsa siyasal bir meşruiyet kazanma yoluna girmesini kabullenme aşamasında.

İsrail-Filistin arasında barış umutları güçlendi.

Esad’ı yok ederek Suriye’yi bölmeye yönelik planlar değişti. Esad’lı çözüm arayışları hız kazandı.

Ayrıca yaptırımların aşamalı olarak kaldırılması ve İran’ın memnuniyeti doğrultusunda, başta İsrail-Filistin arasında çevre ülkeleri de kapsayacak bir barış planının yürütülmesinin kolaylaşacağına, İran’ın, özellikle İsrail’i ve bölgeyi ateşe sürükleyecek bir politika yürütmekten alıkonulacağına dair inanç da güçleniyor.

Bu tabloda İran’ın stratejik önemi artıyor. Bu önem İran’ın normalleşmesi ile birlikte uluslararası enerji piyasalarına ulaşmasında işbirliği yapılması, bu sırada İran hidrokarbon pazarının Avrupa yararına açılması, hidrokarbon piyasalarında Rusya’ya payının azaltılacağı yönündeki hesaplardan kaynaklanıyor.

Öte yandan İran’ın Yemen’de küçük ipuçlarını verdiği, “gerekirse en az sizin kadar bölgeyi istikrarsızlığa sürükleme potansiyeline sahibim” mesajı yerine ulaştı.

Özetle Kafkaslar’da ve Ortadoğu’da gerilim politikaları yerini uzlaşma ve istikrara bırakıyor.

TÜRKİYE’NİN DURUMU

Bu noktada Türkiye bir NATO üyesi olarak hem askeri, hem siyasi, hem ekonomik (enerji) anlamda Sünni ve Şii ekseninde potansiyel bir arabulucu olabilme imkanını yakalıyor. Ayrıca ekonomisi büyük oranda petrol ithalatına bağlı olan ve yaptırımlar nedeniyle büyük ekonomik sıkıntı çeken İran için doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasında alternatifsiz olması özelliği ile kilit ülke konumuna yükseliyor.

Türkiye ve İran her ne kadar bölgede mezhep temelli hegemomik güç olmaya çalısalar da, Şii ve Sünni tarafların liderliğine oynasalar da Ortadoğu’daki dengelerin yeniden kurulduğu bu dönemde ekonomik ve enerji işbirliği üzerinden ilişkilerini geliştirme ve bölgedeki sorunları birlikte çözme noktasına geliyorlar veya getiriliyorlar.

Bu öyle bir zorunluluk ki; ABD’den Rusya’ya, İsrail’den İran’a, Türkiye’den Suriye’ye küresel olumlu etkileri olacak. Kabul edmek gerekir ki dünya “gerilim yorgunluğu” yaşıyor. Bu yorgunluk, ekonomiden sosyo-kültürel  tepkilere ve toplumsal başkaldırışlara uzanabilecek tehlikeleri tetikleyebilecek potansiyel taşıyor.

Gerilim yorgunluğunun mimarlarının ABD ve Batı olduğunu söylemeye gerek yok. Ortadoğu, Kafkaslar gibi genlerinde “dışarıdan gelen operasyonlara direnme” özelliği bulunan bölgelerde başarısızlar listesine kendi isimlerini de yazdırdılar.  Yol açtıkları kaosun kendilerini vurmaya başladığını gören mimarlar, bölgeyi “kendi dinamiklerine terkediyorlar.” Bu durum, bölge ülkelerinin eskiye dönmesi anlamına geliyor.

Hiç kuşkusuz bölgede eskiye dönüş Türkiye için de geçerli. Bunun için 7 Haziran seçimleriyle birlikte, Türkiye’de hükümetin yeni bir iç ve dış politikaya yönelmesi, İçeride siyasi partiler arasında normalleşme sağlarken dış politikada İsrail, Mısır ve Suriye ile ilişkilerinin normalleştirilmesi, hem Türkiye’yi, hem Ortadoğu’yu rahatlamaya yönelik bir politikanın sürdürülmesi gerekiyor. Bunun İsrail, Mısır, Suriye ve İran’la gemileri yakan, varlığını gerilim politikasına bağlayan bir AKP ile mümkün olmadığı aşikar. Demokratik, laik, insan hak ve özgürlüklerine, hukuka saygılı, temel değerlerini koruyarak “muassır medeniyet yolunda ilerleyen” bir ülkeye dönüşmek için siyasal yapının değişmesi gerekiyor.

O halde Türkiye’de bir restorasyon sürecinin başlaması beklenebilir.

09.04.2015