AKP DÖNEMİNDE KAZANAN “FAİZ LOBİSİ” OLDU

Her alanda olduğu gibi ekonomide de dünyanın en başarılı ülkelerinden biri olduğunu iddia eden AKP’yi rakamlar doğrulamıyor. İç borçtan cari açığa, bireysel borçlanma oranından sıcak para tuzağına kadar ekonomin her aşamasında kriz belirtilileri güçleniyor. AKP’nin ekonomi politikalarını riskli sıcak para üzerine kurduğu ve “sahte cennet” yarattığı ortaya çıkıyor.

Celal ÇETİN

AKP'nin yarattığı ekonomide üretim yerini ithalata bıraktı. Borçlar, dış ticaret açığı ve cari açık büyüdü. Son 6 yılda dış borç 7'ye katlandı. 2014 yılı itibariyle bu rakam net 373 milyar dolar. Bu borcun içinde özel sektörün dış borcu 220 milyar dolar. Yine bunların arasında çoğunluğu inşaat sektörü oluşturuyor.

2003-2014 diliminde dış ticaret açığı 656 milyar dolar, cari işlemler açığı 447 milyar dolara ulaştı. Kamu dış borcu 64 milyar dolardan (ki bunun 22 milyar doları IMF borcu idi) 107 milyar dolara çıktı. i IMF’ye olan borç kapatılsa bile toplam kamu dış borcu 43 milyar dolar daha arttı.

Özel sektör dış borcu ise 43 milyar dolardan 280 milyar dolara yükseldi. Bu yaklaşık 6 katlık bir borç artışı anlamına geliyor ve sürdürülebilir olmaktan çıktı.

Kamu iç borcu, dolar cinsinden 90 milyar dolardan 250 milyar dolara çıktı. Hane halkı borcu da 4 milyar dolardan 155 milyar dolara yükseldi.

Türkiye’de aşırı borçlanmayla sahte bir cennet yaratıldı. Bu sahte cennetin bedeli ise 465 milyar dolarlık faiz ödemesi olarak ortaya çıkıyor. 465 milyar dolar faiz ödemek demek, 100 adet Atatürk Barajı parası anlamına geliyor.

BİREYSEL BORÇLAR ÖDENEMEZ BOYUTTA

2014 yılı itibariyle gelişmekte olan ülkelerde tüketici kredisi ve borçlanmada en hızlı büyüme yüzde 28 ile Türkiye'de. Yine 2014 yılında devletin bütçe açığı yaklaşık 1 yıla göre yüzde 814 arttı.

TBB verilerine göre, yasal takipteki kişilerin sayısı 30 bin arttı. Böylece bireysel kredi veya kredi kartı borcundan dolayı yasal takibi devam eden kişilerin sayısı 2,98 milyon kişiye yükseldi.

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi aylık, yıllık ve tüm dönem verilerini kişi bazında tekilleştirme yaparak, Negatif Nitelikli Bireysel Kredi ve Kredi Kartı Raporu’nu yayınlandı. Rapora göre, bireysel kredi veya kredi kartı borcundan dolayı yasal takibi devam eden kişilerin sayısı, Şubat dönemi itibarıyla 30 bin kişi artarak 2,98 milyon kişiye yükseldi.

Son 6 yılın esas alındığı rapor, bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe girip hala yasal takipte olan kişi sayısının bir önceki aya göre yüzde 0,8 oranında artarak 1,91 milyon kişiye ulaştığını gösteriyor. Ayrıca, bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe girip hala yasal takipte olan kişi sayısının ise yüzde 1,5 oranında artarak 2,07 milyon kişiye yükseldi. Tekilleştirme yapılarak 2,98 milyon kişi olarak hesaplanan yasal takipteki kişi sayısı, Ocak ayında 2,95 milyon kişi olarak gerçekleşmişti.

Aynı yıl içinde birden fazla kaydı bulunan kişilerin tekilleştirilerek sayılmasıyla elde edilen veriler dikkate alındığında ise bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı geçen yılın ilk iki ayına göre yüzde 2 oranında artarak, 2015 yılının ilk iki ayında 119 bin oldu. Bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı ise geçen yılın ilk iki ayına göre yüzde 12 oranında artarak 202 bin kişiye yükseldi.

Öte yandan, aynı yıl içinde birden fazla kaydı bulunan kişilerin tekilleştirilerek sayılmasıyla elde edilen veriler dikkate alındığında bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe girmiş toplam kişi sayısı 2015 yılının ilk iki ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artarak 269 bin kişiye ulaştı.

İŞSİZLİKTE REKOR KIRILIYOR

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2014 yılı Aralık döneminde 3 milyon 145 bin kişiye yükseldi. İşsizlik; Brezilya'da yüzde 5,3, Hindistan yüzde 5,2, Güney Kore yüzde 3,4, Meksika yüzde 4,5, Endonezya yüzde 5,9, ABD yüzde 5,5, Almanya yüzde 4,7’iken Türkiye’de ise 10,9 oldu.

SICAK PARA TUZAĞI

Türkiye'nin hali hazırda en önemli ekonomik sorunu cari açığın dizginlenemez boyuta ulaşmasıdır. Cari açık sorunu ile uğraşan ülkeler, açığı kapatmak için ya dış borç sarmalına kendini kaptırır ya da ülkeye sıcak para girişine izin verir. AKP hükümeti, bunlardan sıcak para seçeneğini seçti ve iktidara geldiğinden beri de bu tür bir politika yürütüyor.

Bu politikanın en temel sıkıntısı, herhangi bir kriz ortamında bu sıcak paranın ülkeden çıkma riskidir. Sıcak para akımları, ulusal piyasalardaki görece yüksek reel faize yönelirken, kısa dönemli döviz birikimi sağlıyor, bu da ulusal paranın aşırı değer kazanmasına yol açıyor. Böylece ithalat malları ucuzlarken, ihracatçı sektörler geriliyor, cari işlemler açığı da büyüyor. Bu koşullarda sağlanan iktisadi büyüme ise dışa bağımlı ve yapay bir nitelik gösterirken reel faiz ile döviz kuru arasındaki hassas dengelerin bozulmasıyla ani bir çöküş ihtimali artıyor.

AKP hükümetinin ekonomideki başarısının nedeni sıcak paradır. Kısa ve orta dönemde KİT'lerin satılması üzerinden yakalanan istikrar uluslararası yatırımcıya güven aşıladı ve sıcak para çekimi yarattı. 2011 yılında Türkiye sıcak paranın en çok ziyaret ettiği ikinci ülke idi. Ancak şu biliniyor ki, Türkiye gibi ani büyüme endeksi çizen ülkelerin çoğu bu sıcak parayı uzun süre tutamaz. Türkiye de özellikle Merkez Bankası'nın aldığı kararlar gösteriyor ki bu sürece girmek üzere.

AKP’den önceki 11 yılda sıcak para Türkiye’den 56 milyar dolar kar ederken, AKP döneminde faiz lobisinin karı ikiye katlanarak 101 milyar dolara çıktı. Son 11 yılda en çok kazanan kesim, “faiz lobisi” oldu.

Sıcak para hareketlerinin gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkeler üzerindeki etkilerini inceleyen Cambridge Üniversitesi’nin analizi her şeyi anlatıyor:

“Önce portföy yatırımları ve yerli bankalara verilen kısa vadeli krediler inanılmaz derecede büyür ve faizler düşer.

Yerel para birimi hızlı bir biçimde değerlenir ve gösterge döviz birimleri hızla geriler. Tüketim patlaması yaşanmasıyla şirketler kârlarını artırır, borsa içerisinde yapay büyüme yaşanır.

Yapılan harcamalarla tasarruflar azalır, ucuz döviz ile ithalat artar, cari işlemler dengesi bozulur. Dış borcun büyümesi vadenin kısalmasını getirir… Sonrasında dengesizlikler ve kriz…”

07.04.2015